Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/3187 E. 2022/2391 K. 29.06.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/3187 E.  ,  2022/2391 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/3187
Karar No : 2022/2391

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 14/04/2021 tarih ve E:2016/58174, K:2021/1044 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 14/04/2021 tarih ve E:2016/58174, K:2021/1044 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiş,
“Maddi Olay ve Hukuki Süreç” ile “İlgili Mevzuat”a yer verilmiş; “Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç”, “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler”, “Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü”, “Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği” başlıkları altında genel; “Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi” başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamından yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına yönelik ifade ile davacının bu ifadeye karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Davacının sosyal medya paylaşımları yönünden, davacının söz konusu paylaşımlarının örgüt ekseninde ve örgüt faaliyetlerini destekler nitelikte olduğu ve bu durumun FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Öte yandan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra İstanbul İdare Mahkemesi Başkanlığı kaydına 26/07/2018 tarihinde giren savunmaya cevap dilekçesinde, dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş, sosyal hak ve yardımlarının hak ediş tarihinden itibaren en yüksek banka mevzuat faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanığının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Dairece usul kuralları yok sayılarak yargılama yapıldığı ve eksik incelemeye dayalı hatalı karar verildiği, Dairenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirdiği, silahların eşitliği ilkesine uygun yargılama yapılmadığı, ceza yargılamasının sonucunun beklenilmesi gerektiği, hakkındaki ihraç kararına esas alınan 667 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği 23/07/2016 tarihi dikkate alındığında, HSYK Genel Kurulunun ihraç kararı aldığı 24/08/2016 tarihi itibarıyla kendiliğinden yürürlükten kalktığı, bu sebeple, yürürlük şartları bulunmayan, hukuki geçerliliği tartışma konusu olan KHK’ya dayalı olarak verilen meslekten çıkarma kararının hukuka aykırı olduğu, bir idari işlem türü olan meslekten çıkarma kararının, sebep ve yetki unsurları bakımından sakatlandığı gibi kanunilik ilkesinin de ihlal edildiği, Daire kararında yargılamada dinlenen bir kısım itirafçı sanıkların doğrulanıp doğrulanmadığı tespit edilemeyen ifadelerinin karara gerekçe yapıldığı, bu anlatılan olayların ve kişilerin kendisi ile bir ilgisinin olmadığı, mahkeme aşamasında değiştirilen tanık beyanlarına itibar edilmemesi gerektiği, kendisi ile illiyet bağı kurulamayan, ilişkisi olmayan vakaların karara esas alınmasının bir anlamı ve hukuki değerinin bulunmadığı, sosyal medya paylaşımlarının kendisine ait olmadığı ve hükme esas alınamayacağı, kısa yorum şeklindeki paylaşımlarının hukuki paylaşımlar olduğu ve örgüte hizmet etmediği, paylaşımların yapıldığı dönem itibarıyla anılan örgütün, terör örgütü olarak nitelendirilmediği, demokratik ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün her yurttaş için görev olduğu, ancak bu iddia ile yola çıkıldığında kendisinin bu yükümlülüğü ihlal ettiğinin somut kanıtlarının da hukuka uygun delillerle ortaya konulması gerektiği, kendisi hakkında ceza soruşturması kapsamında dinlenen tanıkların hepsinin itirafçı olduğu, itiraf karşılığında tahliye olma, ceza almama, meslekte kalma ve benzeri haklar tanınmak sureti ile beyanları alındığından bunun yasal olarak geçerli olmadığı, Dairenin süresinde verilmeyen ve sunulmayan ve delil özelliği taşımayan ceza yargılamasında da hukuka aykırı olarak elde edilip kullanılan ağırlıklı olarak itirafçı sanıkların yeminsiz ve kanıtsız ifadelerine dayanarak davanın reddine karar verdiği, bu kararın idare hukukunun temel ilkelerine ve geçmiş yargısal içtihatlara aykırı bir karar olduğu, Daire kararında atıf yapılan AİHM kararlarının kendi iddialarını destekler nitelikte kararlar olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, UYAP kayıtlarının incelenmesinden, Daire kararının “Maddi Olay ve Hukuki Süreç” kısmının “Davacıya İlişkin Süreç” bölümünde sözü edilen ve hükme esas alınmayan, davacının “silahlı terör örgütüne üyelik” suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyiz edildiği ancak Yargıtayca henüz bir karar verilmediği görülmüştür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçunun tespitinde delil olarak değerlendirilecek bir kısım fiil ve davranışlar, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecek nitelikte olduğundan, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin bu davada, ”silahlı terör örgütüne üye olmak” isnadıyla açılan ve temyizen Yargıtayca incelenmekte olan ceza yargılamasında nihayeten verilecek kararın beklenilmesi gerekmemektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 14/04/2021 tarih ve E:2016/58174, K:2021/1044 sayılı kararının ONANMASINA,
3. 29/06/2022 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.