Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/2039 E. 2022/2377 K. 29.06.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/2039 E.  ,  2022/2377 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2039
Karar No : 2022/2377

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …

KARŞI TARAF (DAVACI) : … Birliği
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2014/10295, K:2020/14079 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: … Bakanlığının … tarih ve … sayılı oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2014/10295, K:2020/14079 sayılı kararıyla;
Dava konusu çevre düzeni planının konu ile ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan rapor ile taraflarca anılan rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık konularının ayrı ayrı incelendiği ve davalı idarenin usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmediği belirtilerek;
Davacının, dava konusu çevre düzeni planının bütününe yönelik itirazları yönünden;
Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu,
Davaya konu çevre düzeni planının yargı kararının ifası gereği ve yargı kararında belirtilen gerekçelerle tesis edildiği, dava konusu planın kapsadığı illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliği göz önüne alındığında, türdeş bir bölge ve havza olarak tanımlanmasının yerinde olduğu, ülkemizde tüm alanlara ilişkin istatiksel bilgilerin istatistiki bölge düzeylerine göre toplandığı göz önüne alındığında, idari sınırların esas alınmasında yönetsel açıdan bir sorun bulunmadığı,
Çevre düzeni planı ölçeğinde, hangi usul ve esaslara göre planlama yapılacağının ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmelik’lerde düzenlendiği,
Davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin çevre düzeni planı niteliği taşımadığı, gösterimlerin uygulama ölçeğinde olduğu yönündeki iddialarının planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelenmesinden, dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığının anlaşıldığı,
Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünün kusurlandırılamayacağı, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel iddia ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilemeyeceği,
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları ve açıklama raporu incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğunun görüldüğü, sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği,
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları ve plan araştırma raporu değerlendirildiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği, planlama bölgesindeki tarımsal toprakların niteliği ve kullanım kabiliyeti ile değerli tarım topraklarının mekânsal dağılımını tespit etmeye ve değerlendirmeye yönelik veri ve bilgilerin toplanmış olduğu, bunların analiz edildiği ve eşik çalışmaları bağlamında dikkate alındığı ve sonuç olarak planlama bölgesi içinde yerleşilebilir ve yerleşilemez alanların eşikler doğrultusunda belirlendiği, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar kentlerin gelişme yönü, mekansal gelişme eğilimleri ile doğal ve yasal eşikler doğrultusunda, şematik olarak yerleşme alanlarının gösterildiğinin anlaşıldığı,
Bu bakımdan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek alanlarının şematik olarak belirlenmesinde, tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında, dava konusu planda, çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığının anlaşıldığı,
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde; temel ilke ve hedeflerin tanımlanması, gerekli verilerin toplanması, kamu kurumları ve yerel yönetimlerle yapılan görüşmeler, toplanan verilerin değerlendirilmesi, analiz ve sentezinin yapılmasında yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığını ortaya koyan bir bilgi ya da verinin olmaması nedeniyle bu hususlara ilişkin olarak dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
Davacının, dava konusu çevre düzeni planında belirlenen çeşitli alanlara ilişkin itirazları yönünden;
Aliağa’daki sanayi alanları ile cüruf depolama ve geri kazanım alanlarına ilişkin itiraz yönünden;
Davaya konu çevre düzeni planının sanayi alanlarına ilişkin plan notlarına yer verilerek,
Plan Açıklama Raporunda İzmir-Manisa illerinden oluşan planlama bölgesini kapsayan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında temel amacın, yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesi olduğunun belirtildiği,
Plan notlarına bakıldığında, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, tarımsal niteliği korunacak alanlarda ise mutlaka ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda yapılaşma olabileceği, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı yönünde olmayacağının açık olduğu,
Nitekim Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin “Araştırma ve analiz” başlıklı 8. maddesi uyarınca alt ölçekli planların yapım aşamasında kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması gerektiği,
Sanayi tesislerinin yaratacağı kirlilik konusunda çevre ve sağlık koşulları gözetilerek çevre mevzuatı kapsamında ilgili idarelerce gerekli izin ve denetimlerin yapılmasının, uygulama aşamasında yasal bir zorunluluk olduğu, dava konusu çevre düzeni planının ise bu konuya dikkat çektiği ve planda verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınmasının ilkesel olarak benimsendiği, sanayileşmenin ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenerek kontrollü gelişiminin sağlanmasının amaçlandığı,
Öte yandan, Aliağa İlçesi … Mahallesinde önerilen termik santral kararının, 16/11/2015 onay tarihli planla kaldırılarak, bu alanın tarım arazisi olarak düzenlendiği, termik santral gibi yatırım kararlarının plana veri/girdi olarak ele alınmasının zorunlu olduğu, Horozgediği’nde yer alan santralin ise mevcutta var olduğunun görüldüğü,
Bu itibarla bölgede mevcut durumda sanayi yapılaşmalarının bulunduğu alanda sanayinin gelişme yönünün belirlenmesinde çevre düzeni planı amaç yöntem ve teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, dava konusu planın plan notlarında, cüruf depolama ve cüruf geri kazanım alanının, ağır sanayi (demir, çelik vb.) sektöründe oluşan cürufların depolandığı ve/veya geri kazanımının yapıldığı alanlar olarak tanımlandığı ve bu alanlarda yapılaşma koşullarının kurum görüşleri, Çevre Kanunu, Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve diğer ilgili mevzuat doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu alanlarda depolama ve geri kazanıma ilişkin uygulamaların ilgili idaresince etaplanarak yapılabileceğinin düzenlendiği,
Söz konusu bölgede (Aliağa) yoğun olarak bulunan sanayi tesislerinden çıkan atıkların varlığı ve halihazırda alanın kısmen bu amaçla kullanılıyor olması, kirlilik konusunda alınacak tedbirlere ilişkin ilgili mevzuat uyarınca gerekli izinlerin alınmasının zorunlu olması ve proje alanlarında yapılaşma yasağı söz konusu olduğunda ilgili mevzuat uyarınca uygulamanın yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda, cüruf depolama ve geri kazanım alanlarının planlanmasında bölgenin ihtiyaçları, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmadığ,
Buna ilaveten davacının iddialarının fazlasıyla genel olduğu, bu nedenle, somut olarak aykırılıklar bulunduğunu ileri sürdüğü bir alansal yer seçimi kararı olmaksızın genel olarak tüm alanlara yönelik itirazının değerlendirilmesine imkan bulunmadığı,
… Belediyeler Birliğine üye olan belediyelerin sınırları dâhilinde, … vd. kuzey aksını oluşturan bölgelerde kurulan termik santrallerin zeytincilik faaliyeti üzerindeki etkilerine ilişkin itiraz yönünden;
Dava konusu çevre düzeni planının plan notlarında, zeytinlik alanlarda 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun hükümlerinin geçerli olduğunun belirtildiği, anılan plan notu olmasa bile bu alanlarda anılan Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının zorunlu olduğu, söz konusu alanlarda mevzuatın izin verdiği faaliyetlerin yapılabileceği açık olduğundan davacının zeytinlik sahaların zarar göreceğine ilişkin genel itirazlarında isabet görülmediği,
Davacının bu başlık altında, cüruf depolama ve termik santral alanlarına ilişkin itirazı hakkında, bir önceki itiraz kapsamında değerlendirme yapılmış olduğundan tekrar değerlendirilmesine gerek bulunmadığı,
Çeşme İlçesindeki korunan alanlarda öngörülen kentsel gelişme alanları ve yapılaşma koşullarına ilişkin itiraz yönünden;
Dava konusu çevre düzeni planının korunan alanlara ilişkin plan notlarına yer verilerek,
Sit alanlarının mevzuatta öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde konusuna göre yasal olarak yetkili idarelerin kararları doğrultusunda tespit edilerek tescil edildiği,
Öncelikle, ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanımı kararlarını belirleyen çevre düzeni planına ilişkin süreçte sit alanı belirlemesinin yapılmadığı, sadece, ilgili idarece tespit edilerek tescil edilen sit alanlarının çevre düzeni planına aktarılması, plan notları ile de bu durumun güvence altına alınması gerektiği,
Bu noktadan hareketle, plan notlarında da düzenlendiği üzere, sit alanlarında ilgili mevzuat ve İlke Kararları uyarınca yetkili kurumlar tarafından alınan kararların ve onaylanan planların geçerli olduğu ve ancak yetkili kurumlar tarafından yapılaşmaya ilişkin kararların alınabileceği,
Öte yandan, bilindiği üzere çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda gelişmenin ve korumanın yönünün belirlendiği bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları olduğundan, söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği,
Davacı tarafından, ayrıca, dava konusu çevre düzeni planında gösterildiği ileri sürülen yapılaşma koşullarına itiraz edilmiş ise de; dava konusu çevre düzeni planında davacının iddia ettiği yapılaşma koşullarının yer almadığı, esasen yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlama çalışmaları doğrultusunda imar planlarında belirlenebilecek kararlar niteliğinde olduğundan dava konusu planın ölçeği gereği düzenlenemeyeceği,
Plan notlarında belirtildiği üzere davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi, dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağının açık olduğu,
Bu nedenle, itiraz konusu bakımından dava konusu işlemde … ve … Mahalleleri dışında kalan kısımlar açısından şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık bulunmadığı,
Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin, Çeşme İlçesi, … ve … Mahalleleri yönünden incelenmesine gelince;
İmar mevzuatında, çevre düzeni planları, kalkınma planları ve varsa bölge planlarını temel alarak rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlayan, kirliliğin oluşmadan önce önlenebilmesi, sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları ve bunu sağlayacak arazi kullanım kararlarını belirleyen sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünülmesini sağlamak üzere, korunması gereken alanlara ilişkin politika ve stratejileri belirleyen bir plan olarak öngörüldüğü,
Çevre düzeni planlarının bu niteliği uyarınca, plan çerçevesindeki yerleşmeleri, sürdürülebilir kalkınma da göz önünde bulundurularak, çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilke ve stratejilerin geliştirilmesinin 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel hedeflerinden birisi olması gerektiği,
Bu doğrultuda, üst ölçekli plan olan çevre düzeni planında, kentlerin büyüme taleplerinin ne şekilde karşılanabileceğine dair kapsamlı incelemelerin yapılması ve bu incelemeler doğrultusunda alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikaların belirlenmesi gerektiği,
Uyuşmazlıkta, dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunda “Değerlendirme ve Gelişme Alanı Kararları” başlığı altında, tüm yıl yerleşik insan sayısının her geçen yıl arttığı Çeşme’de 2025 yılında yazlık nüfus hariç olmak üzere 70.000 kişilik nüfus kabulünün yapıldığı, kıyı bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını ikinci konut niteliğinde yapılaşmış olan alanların planda tercihli kullanım alanları olarak gösterildiği, merkezde ve iç kesimlerde yer alan, tüm yıl yerleşen sayısının daha fazla olduğu bölümlerdeki alanların kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanları olarak gösterildiği (sayfa 35) belirtilerek, Çeşme yerleşmesinde kentsel yerleşik alanın 607 hektar, planlanan kentsel gelişme alanının ise 646 hektar (sayfa 33) olarak öngörüldüğü ve bu çerçevede, İzmir İli, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinde de dava konusu kentsel gelişme alanlarının önerildiği,
Dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen söz konusu kentsel gelişim alanı kararları, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, mevcut kentsel yerleşik alanın iki katına çıkarılması sonucunu doğurabilecek bu yer seçimi kararına yönelik, plan açıklama raporunda herhangi bir gerekçe ya da tespite yer verilmediği gibi, bu kullanım kararlarının getirilme amacına ya da bu bölgede bu yönde bir ihtiyacın var olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamanın da bulunmadığı görüldüğünden, söz konusu planlama kararlarının kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiğinin anlaşıldığı,
Diğer taraftan, yerleşme ve sektörler arasındaki ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu Çevre Düzeni Planının Açıklama Raporunda, İzmir İli, Çeşme İlçesinin gelişme projeksiyonuna yönelik herhangi bir bilgi ya da değerlendirmeye yer verilmediği, diğer bir deyişle, bu bölgede, nüfusun arttığı yaz döneminde turizme yönelik bir gelişmenin mi, yoksa yerleşik nüfusun artacağı kentsel bir gelişmenin mi öngörüldüğü hususuna yönelik dava konusu planda herhangi bir açıklamanın bulunmadığı,
Bu durumda, bir çevre düzeni planında olması beklenen alt ölçekli plan çalışmalarını yönlendirecek strateji ve politikalar belirlenmeden, yerleşmeleri çarpık kentsel gelişme ve nüfus artışı baskısından korumaya yönelik ilkeler ortaya konulmadan öngörülen ve kapsamlı inceleme ve analizlere dayanmayan … ve … Mahalleleri kentsel gelişme alanları kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
Karaburun İlçesi…, …,…, …köylerini de içine alan tarım yapılan alanların 1. derece doğal sit alanı içerinde değerlendirilmesine ilişkin itiraz yönünden;
Sit alanı belirlemesinin dava konusu planla yapılmadığı, sit alanları ile ilgili mevzuat ve İlke Kararları uyarınca her türlü uygulamanın mevzuatta öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde yetkili idarelerin kararları doğrultusunda yapıldığı ve dava konusu plana veri olarak işlenen sit durumunda değişiklik olması durumunda, bu hususta mevzuat uyarınca yetkili idarelerin karar verebileceği, tarım arazilerinin ise 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşlere göre alt ölçekli imar planlarında tarım arazisi tespit ve sınıflandırılmasının yapılabileceği, bu aşamada ölçeği gereği dava konusu çevre düzeni planını kusurlandırmayan itiraz yönüyle çevre düzeni planında hukuka aykırılık bulunmadığı,
gerekçeleriyle, dava konusu çevre düzeni planının, İzmir İli, Çeşme İlçesi, … ve … Mahallelerinin kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesine ilişkin kısmının iptaline, diğer kısımları yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, … Mahallesinde öngörülen kentsel gelişme alanının tercihli kullanım alanı ve yeşil alan olarak planlanmasının mümkün olduğu, ayrıca bu bölgede Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca (TOKİ) inşa edilen sosyal konutlar ve sosyal donatı alanlarının bulunduğu, dolayısıyla kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinde şehircilik ilkelerine aykırılık bulunmadığı, … Mahallesinin ise Çeşme ilçe merkezine 3 km yakınlıkta bulunduğu, planlama dönemi içerisinde ilçe merkezi ile bütünleşmesinin öngörüldüğü, bölgede turizm potansiyellerinin değerlendirilmesi, sosyal ve teknik altyapı eksikliklerinin giderilerek nitelikli turizm kentlerinin oluşturulması, planlanması ve uygulamada bütünlüğün sağlanması amacıyla bölgenin kuzey-güney aksı boyunca kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği, bu alanda TOKİ mülkiyetindeki taşınmazların da yer aldığı, dolayısıyla dava konusu çevre düzeni planında kamu yararı bulunduğundan Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının temyize konu iptale ilişkin kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması”,
sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın iptale ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE;
2. Danıştay Altıncı Dairesinin 30/12/2020 tarih ve E:2014/10295, K:2020/14079 sayılı kararının temyize konu iptale ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 29/06/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- Dava konusu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel gelişme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin dokuzuncu bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.12 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.13 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir.
Bilindiği üzere çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda gelişmenin ve korumanın yönünün belirlendiği bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir.
Dava konusu çevre düzeni planının plan notlarında belirtildiği üzere, davaya konu çevre düzeni planından ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği gibi, dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanların tamamının yerleşime açılması gerekmediği, bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı açıktır.
Ayrıca, davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçeleri ile temyiz dilekçesinde, …Mahallesinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca (TOKİ) inşa edilen sosyal konutlar ve sosyal donatı alanlarının bulunduğu,… Mahallesinin ise ilçe merkezine çok yakın bir konumda, şehrin gelişme yönünde bulunduğu ve bölgede turizm potansiyellerinin değerlendirilmesi, sosyal ve teknik altyapı eksikliklerinin giderilerek nitelikli turizm kentlerinin oluşturulması, planlanması ve uygulamada bütünlüğün sağlanması amacıyla kentsel gelişme alanı olarak belirlendiği ifade edilmiş olup, bu haliyle, anılan mahallelerin, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörler dikkate alınarak, şematik olarak kentsel gelişme alanı olarak gösterilmesinde plan yapım tekniği ve şehircilik ilkeleri ile çevre düzeni planının genel hedef ve stratejilerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının temyize konu iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk görüşüne katılmıyorum.