YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17337
KARAR NO : 2014/9965
KARAR TARİHİ : 21.05.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/232633
MAHKEMESİ : Burdur Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 09/02/2010
NUMARASI : 2009/435 (E) ve 2010/63 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, katılana ait cep telefonu alım satımı yapan işyerine gittiği, işyerinde çalışan S.. K..’a “Eşim diş doktorudur, kendim de doktorum” dediği ve “Neslihan hanım yok mu?” diye sorduğu, S.. K..’un, patronu olan katılanın olmadığını söylediği, sanığın ” ulaşabilir miyiz?” diye sorduğu, S.. K..’un “kendisinin nerede olduğunu bilmiyorum, ulaşamayız” dediği, sanığın “telefon edemez miyiz?” diye sorduğu, S.. K..’un işyeri telefonundan katılanın cep telefonunu aradığı ve sanığı katılan ile görüştürmeye başladığı, S.. K..’un bu sırada gelen bir müşteri ile ilgilenmeye başladığı, sanığın, katılana da kendisini doktor olarak tanıttığı, eşine telefon alacağını, işyerinden iki telefon alıp eşine göstereceğini, eşi hangisini beğenirse onu alacağını söylediği, katılanın, sanığı tanımadığını söylediği ve telefonun tanık Sultan’a verilmesini istediği, sanığın telefonu kapatarak tanığa uzattığı ve tanığa “Telefonları eşime gösterip gelebilir miyim? Benim evim hemen karşıda on beş dakikada gelirim” dediği, S.. K..’un “Benim yetkim yok, telefonları veremem” dediği, sanığın “Az önce patrona söyledim, az önce görüştüm ya görmedin mi? fatura ve telefon kutuları dursun, hemen eşime gösterip geleyim, daha sonra faturayı kesersiniz” dediği, tanık Sultan’ın sanığın hilesine kanarak toplam değeri 530 TL olan iki adet cep telefonunu
sanığa verdiği, sanığın cep telefonlarını alıp işyerinden çıktığı ve bir daha da geri getirmediği, böylece sanığın hileli hareketlerle haksız menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, katılan ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18/06/2013 gün ve 2012/15-1351 Esas ve 2013/328 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, kanun koyucu, cezanın kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime somut olayın özellikleri ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini de göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Ancak, hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, bu düzenlemelere uygun olarak; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik ile dosya içeriğine yansıyan bilgi ve belgelerin isabetli biçimde değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır. Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; haksız menfaat miktarının 530 TL olduğu olayda, TCK’nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde takdirin kullanılarak alt ve üst sınırlar arasında bir belirleme yapılması gerekirken, sanık hakkında, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezasını gerektiren dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesinde sayılan cezanın bireyselleştirilmesindeki ölçütler somutlaştırılmadan ve bu kriterler esas alınmadan, hak ve nesafet kuralları ile orantılılık ilkesine aykırı olarak hapis cezasının üst sınırdan tayin edilerek fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.