Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/21487 E. 2014/13483 K. 07.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21487
KARAR NO : 2014/13483
KARAR TARİHİ : 07.07.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/258463
MAHKEMESİ : Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 09/03/2010
NUMARASI : 2008/124 (E) ve 2010/46 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır.Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen,Kamu kurum ve kuruluşlarının,kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti,vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir.Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kulanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir.Araç olarak kullanılma,bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir.Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanığın F. K.’ın eşi olduğu Ferruh’un ölümünden önce katılan Safiye ve mağdur Şehnaz ile evli olduğu, Ferruh’un, Şehnaz’dan S. İ. isimli çocuğunun, Safiye’den ise Beytullah isimli çocuğunun bulunduğu, Ferruh’un ölümünden sonra sanığın kendisi için dul aylığı, çocuklar için yetim aylığı için Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat ettiği, 2006 yılı içerisinde çeşitli defalar çocuklar adına yatırılan yetim aylığını çektiği, çocuklardan Sait İlhan’ın velayet hakkının mağdur Şehnaz’da, Beytullah’ın ise katılan Safiye’de olduğu, sanığın hakkı olmadığını bildiği halde Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat ederek kendisine menfaat sağladığı, iddia edilen olayda,
1-Sanığın mevcut aile nüfus kaydına göre B. K. ve S. İ. K’.ın öz anneleri olmadığının Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından anlaşılabileceği gibi Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 21.11.2008 Tarihli yazısında çocukların üvey çocuk olması gerekirken sehven öz çocuk gibi işlem yapıldığını gerekli hisse düzeltilmesinin Agustos 2006 dönemi için yapıldığını bildirmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın nitelikli dolandırıcılık suçunu işleme kastının bulunmadığı anlaşılmakla beraatı gerekirken yazılı şekilde hakkında mahkumiyetine karar verilmesi,
2-Kabule göre,
a-Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,
b-TCK’nın 53/3. maddesi uyarınca hapis cezası ertelenen sanık için, aynı kanunun 53/1-c maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.