Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/17387 E. 2014/10171 K. 22.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17387
KARAR NO : 2014/10171
KARAR TARİHİ : 22.05.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/191203
MAHKEMESİ : İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 31/12/2009
NUMARASI : 2009/118 (E) ve 2009/372 (K)
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik nitelikli dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir.Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, keşidecisi şikayetçi O.. Y.. olan Garanti Bankası Gaziemir Şubesi’ne ait 20.11.2006 keşide tarihli 7.485,00 TL bedelindeki çeki komisyon karşılığında M.. A.. isimli şahsa ciro edip, bedelini tahsil ettiği, suça konu çekin karşılıksız çıkması üzerine başlatılan icra takibine şikayetçinin keşideci imzasının kendisine ait olmadığını söyleyerek itiraz etmesi üzerine takibin durdurulduğu somut olayda; soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuna göre çek üzerindeki keşideci imzası ile yazıların sanığın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, çelişkili savunmalarda bulunan sanığın 09.12.2009 tarihli duruşmada mobilyacı olan şikayetçiye sürekli olarak açık hesaptan kereste sattığını, aralarındaki ticari ilişki nedeni ile söz konusu çeki umre ziyaretinde olan şikayetçiden izin alarak işyerindeki personelinden boş olarak alıp üzerini doldurduğunu beyan etmesi, şikayetçinin, umre ziyaretindeyken sanığın kendisini telefon ile arayarak yazıhanesinden beş adet çek aldığını, zamanı gelince ödeyeceğini söylediğini, umreden döndüğünde çeklerin nerede olduğunu sorup gidip almak istediğini anlatması karşısında katılanın suça konu çekin kullanılması konusunda sanığa zımnen de olsa rıza gösterip göstermediğinin belirlenmesi bakımından keresteci olan sanığın açık hesap usulü ile mobilyacı olan katılana kereste satması karşısında daha önce de benzer şekilde katılana ait çekleri rızası dahilinde
keşide ederek kullanıp kullanmadığı araştırılıp toplanan bütün deliler birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Adli para cezasının, tespit olunacak temel günün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52.maddesi uyarınca, 20-100 YTL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması suretiyle tespit edilmesi gerekirken elde edilen haksız menfaat miktarı gözetilmeden 749 gün yerine 900 günün esas alınıp TCK’nın 62. maddesi gereğince yapılan indirim neticesinde 624 gün yerine 750 birim günün 20,00 TL hesabı ile paraya çevrilmesi sonucunda 12.480,00 TL adli para cezasına hükmedilmesi gerekirken 15.000,00 TL’ye hükmedilmesi suretiyle fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş,sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.05.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi