Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/5710 E. 2014/1034 K. 23.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/5710
KARAR NO : 2014/1034
KARAR TARİHİ : 23.01.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/161049
MAHKEMESİ : Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/11/2009
NUMARASI : 2008/64 (E) ve 2009/578 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-) Sanık U.. F.. hakkında dolandırıcılığa teşebbüs suçundan kurulan hükmün incelenmesinde,
5271 sayılı CMK’nın 231.maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12.maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığı gibi sanık müdafinin itirazının da Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/01/2010 tarihli kararıyla reddedilerek hükmün kesinleşmesi karşısında bu hüküm yönünden incelenmeksizin iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
2-) Sanık Y.. K.. hakkında dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, U. F.. hakkında resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Somut olayda; sanıkların birlikte hareket ederek gerçekte katılan M.. C.. adına kayıtlı ve Antalya’da bulunan arsasını ele geçmeyen üçüncü kişinin katılımı ile ve katılan adına sahte oluşturulmuş kimlik kullanılıp sanıklardan Uğur’a Kocaeli… Noterliğince düzenlenen 22/03/2007 tarihli vekalet verildiği, sanık Uğur’un arsa bedeli 100,000. TL yi noterde bu üçüncü kişiye verdikten sonra Yüksel’e de komisyon ödeyip daha sonra bu arsayı tanık Sinan Şamiloğlu’na tapu dairesinde satışını yaparak sahte vekaletle işlem yapılarak arsa sahibi katılanın dolandırıldığı ve resmi belgede sahtecilik yapıldığının iddia edildiği olayda;
Sanıkların katılan adına sahte oluşturulduğu iddia edilen vekaletle ilgili Kocaeli 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2008/354-608 sayılı dosyasında U.. F.. hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmış ve sanığın TCK’nın 204/1 maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmiş olup, bu kararın Uyap kayıtlarına göre Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2011/12948 esas, 2013/7028 sayılı kararıyla özellikle delillerin birlikte değerlendirilmesi, teselsül hükümlerinin uygulanabileceğinden bozulmasına karar verildiği gibi sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçelerinde de bu dosya içerisinde lehe bulunan delillerin bulunduğuna dair iddiaları karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkartılması, savunma ve delillerin birlikte değerlendirilip, eylemin sabit bulunması halinde resmi belgede sahtecilik suçundan sanıklar haklarında TCK’nın 43. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının taktiri karşısında Kocaeli 4. Asliye Ceza Mahkemesi dosyasının akibeti araştırılıp bu dosya ile birleştirilmesi ile yürütülecek yargılamada delillerin birlikte değerlendirilmesi ile sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve taktiri gerekirken eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Sanıkların sahte vekaleti kullanarak suça konu arsanın tapu kaydının tanık S. Ş.. adına satışının Antalya merkez 3. bölge Tapu Sicil Müdürlünün 24/04/2007 tarihli resmi satış senediyle sağlanıp tapusunun Sinan adına tescil edilmekle, dolandırıcılık eyleminin tamamlandığı gözetilmeden yazılı şekilde teşebbüsten hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet savcısı, katılan vekili, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23/01/2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.