Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/12995 E. 2014/5589 K. 26.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/12995
KARAR NO : 2014/5589
KARAR TARİHİ : 26.03.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/69302
MAHKEMESİ : Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 28/01/2010
NUMARASI : 2008/301 (E) ve 2010/13 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1) Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili
gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Şikayetçilerin babalarına ait işyerinde meydana gelen hırsızlık olayı nedeniyle şikayetçilerin çalınan mallara ulaşmak için yaptıkları araştırmada bu işlerle ilgili bilgisi olduğunu öğrendikleri polislik yapan sanık M.. T..’e ulaştıkları, sanık Mahmut’un ise söz konusu malları bulabileceğini düşündüğü sanık M.. A..’ın telefonunu şikayetçilere verdiği, şikayetçilerin sanık M.. A.. ile irtibata geçtikleri, sanık M.. A..’ın kendisini “M.. A..” olarak tanıttığı ve Ankara’da olduğunu, malların İstanbul ilinde olduğunu ve bunları bulabileceğini ancak İstanbul’a gitmek için kendisine yol parası göndermeleri gerektiğini beyan etmesi üzerine şikayetçilerin banka havalesi yoluyla sanığa 500,00 TL para gönderdikleri ancak parayı alan sanığa bir daha ulaşamadıkları olayda, bankanın münhasıran ödeme aracı olup, şikayetçilerin aldatılmasında herhangi bir etkisinin bulunmadığı cihetle, eylemin 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesinde düzenlenen “basit dolandırıcılık” suçunu teşkil ettiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde “nitelikli dolandırıcılık” suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi,
2) Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde zararının giderildiğini ve şikayetçilerin bu nedenle şikayetlerinden vazgeçtiklerini belirtmesi karşısında, şikayetçilerin beyanlarına başvurularak zararın giderilip giderilmediği hususunun kesin olarak saptanıp, sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168.maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.