YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17737
KARAR NO : 2014/11024
KARAR TARİHİ : 03.06.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/181904
MAHKEMESİ : İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 28/12/2009
NUMARASI : 2007/238 (E) ve 2009/1183 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın, kendisini A..K.. olarak tanıtarak mangal kömürü imalatı ve satışı yapan şikayetçi ile mangal kömürü satışı konusunda anlaştığı, bunun üzerine şikayetçinin 14/02/2006 tarihinde sanıkla irtibat kurarak 3 ton civarında ve 2.500 TL değerindeki kömürleri kamyona yüklemek suretiyle İzmir ili P.. semtine getirdiği, burada sanıkla ve yanında bulunan, ancak açık kimliği tespit edilemeyen ve isminin Ali olduğunu belirten şahıs ile buluştukları, sanığın kömürleri getirdiği.. plakalı kamyonetle iki sefer yüklemek suretiyle götürdüğü ve parasını kömürleri depoya koyduktan sonra gelip ödeyeceğini belirttiği, bu sırada şikayetçinin yanında sanığın arkadaşı olarak tanıştırılan Ali isimli kişinin kaldığı, bir süre sonra bu şahsın bir bahane ile şikayetçinin yanından ayrıldığı ve ortadan kaybolduğu, şikayetçinin telefonla sanığı aradığında, sanığın biraz gecikeceğini belirterek şikayetçiyi oyaladığı, ancak daha sonra da geri dönmediği anlaşılmakla; eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.10.2009 gün ve 8-124-224 sayılı kararında açıkça belirlendiği gibi, temel cezanın belirlenmesinde hakim somut olayda TCK’nın 61/1. maddesi gözönünde bulundurarak işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırları arasında temel cezayı belirlerken aynı yasanın 3/1 maddesi uyarınca hüküm ile işlenen fiil arasında “orantı” bulunmasını gözetmek durumundadır. Hakimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin yasal ve yeterli olması denetime izin verecek şekilde açıkça gösterilmesi gereklidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde kullanılan gerekçenin TCK’nın 61. maddesi anlamında yasal ve buna bağlı olarak altsınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi doğru bir uygulama olarak kabul edilebilir ise de, suça konu değer gözetildiğinde, adalet, hakkaniyet ve nasafet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, yerinde bulunmayan gerekçe ile fiilin ağırlığıyla orantılı olmayacak şekilde asgari haddin çok üzerinde temel ceza tayin edilerek teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayini,
2- TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03/06/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.