YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13562
KARAR NO : 2014/5414
KARAR TARİHİ : 24.03.2014
Tebliğname No : 11 – 2011/151141
MAHKEMESİ : Göksun Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 26/10/2010
NUMARASI : 2010/9 (E) ve 2010/171 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıklardan Murat’ın, kendisine ait .. plakalı aracı katılanın … plakalı aracıyla takas edip, karşılığında şikayetçinin eşi tarafından imzalanmış 6.300,00 TL bedelli senet aldığı, şikayetçinin borcunu ödememesi üzerine senedin ödeme günü olan 30.11.2005 tarihinde satışa aracılık yapan diğer sanıkla birlikte Göksun’a gittikleri, tanık M.. G..’in çalıştığı işyerine giden sanıkların, Cemil’e satmış oldukları aracın muayenesinin yapılması gerektiğini belirterek tanıktan aracı istedikleri, tanığın C.. N.. olmadan veremeyeceğini söylemesi üzerine sanıkların telefon etmesi halinde olup olmayacağını sorduklarında tanığın kabul etmesi nedeniyle kimliği tespit edilemeyen 3. kişinin arayarak tanığa kendisinin C.. N.. olduğunu, aracı sanıklara verebileceğini belirtmesi nedeniyle tanığın aracı sanıklara verdiği, bunun üzerine sanıkların araçla birlikte oradan uzaklaşarak menfaat temin etmek suretiyle alacağın tahsili maksadıyla dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 20/d. maddesi uyarınca, araç devirlerinin noterden düzenlenecek sözleşme ile yapılması gerektiğinden, bu kanuni şekil şartına uygun yapılmayan, araç devrine ilişkin takas sözleşmesinin de bir geçerliliğinin bulunmayacağı ve taraflar yönünden herhangi bir hak ve borç doğurmasının söz konusu olmayacağı, dolayısıyla, geçersiz olan bu sözleşmenin tarafları, o sözleşmeyle yükümlendikleri edimlerini yerine getirmekten kaçınabileceklerinden, sözleşmenin karşı tarafının da o edimin ifasını isteyemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde somut olayda; sanıklarla şikayetçi arasında noterde yapılmış geçerli bir kati satış taşıt sözleşmesi bulunmadığından, yapmış oldukları adi takas sözleşmenin kanuni şekil şartlarına haiz olmaması nedeniyle aracın şikayetçiye ait olduğundan söz edilemeyeceği, dolayısıyla dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmayacağı, kaldı ki, sanıkların aşamalardaki tüm savunmalarında aracın borcunun ödememesi üzerine parayı almak üzere şikayetçinin yanına gittiklerinde, kendilerine borcunu ödeyemeyeceğinden aracı iade etmek istediğini, aracın oto yıkamacıda olduğunu, oradan alabileceklerini söylemesi üzerine oraya giderek aldıklarını, hatta şikayetçinin tanık M.. G..’i arayarak aracı vermesini söylediğini, takas sözleşmesiyle almış oldukları şikayetçiye ait aracı da iade ettiklerini belirterek suçlamaları kabul etmedikleri, Maraş’ta oturan sanıkların Göksun’da bulunan aracın nerede olduğunu bilebilecek durumda olmamaları nedeniyle beyanlarının hayatın olağan akışına uygun düştüğü, şikayetçinin bahsettiği televizyonun aracın içerisinde kaldığına dair delilin de bulunmadığı gözetilmeden, sanıkların beraatı yerine yazılı gerekçelerle mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.03.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Temyize konu olay, “sanık Murat’ın kendisine ait … plakalı araç ile katılana ait …. plakalı aracı takas edip, üste de katılanın eşi tarafından tanzim edilen 6.300,00 TL bedelli senet aldığı; ancak senet bedelinin katılan tarafından ödenmediğini bahane ederek, alışverişe aracılık eden diğer sanık ile birlikte, katılana teslim etmiş olduğu aracın bulunduğu tanığa ait oto yıkamaya gidip ‘satmış oldukları aracın muayenesinin yapılacağını’ söyleyerek aracı istedikleri; fakat tanığın, ‘katılan olmadan veremeyeceğini’ söylemesi üzerine; kimliği tespit edilemeyen üçüncü bir kişiye katılanı aratıp, ‘aracı teslim etmesini’ söylettikleri, kendisini katılan Cemil olarak tanıtan bu meçhul kişinin katılan olduğuna inanan tanığın, katılan tarafından haricen satın alınan aracı sanıklara teslim ettiği” iddiasından ibarettir.
Göksun Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 26/10/2010 tarih ve 2010/9-171 E-K sayılı karar ile sanıklar hakkında sübut bulan dolandırıcılık suçundan mahkumiyet hükmü tesis edilmiştir.
Sanıkların temyizi üzerine dosyayı inceleyen 15. Ceza Dairesi, sanıkların beraat etmesi gerektiğinden bahisle ve oy çokluğu ile yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Bozma kararı incelendiğinde sanıkların beraat etmesi için iki ayrı gerekçeye yer verildiği görülmektedir:
Bunlardan birincisi; “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/d maddesi uyarınca araç devirlerinin noterden düzenlenecek sözleşme ile yapılması gerektiği” kuralıdır. Bu kanuni şekil şartına uygun yapılmayan araç devrine ilişkin takas sözleşmesinin de bir geçerliliğinin bulunmayacağı ve taraflar yönünden herhangi bir hak ve borç doğurmasının söz konusu olmayacağı, dolayısıyla geçersiz olan bu sözleşmenin tarafları o sözleşmeyle yükümlendikleri edimlerini yerine getirmekten kaçınabileceklerinden sözleşmenin karşı tarafının da o edimin ifasını isteyemeyeceği, …” şeklindeki bir gerekçedir.
Kanaatimce 2918 sayılı Kanunun 20/d maddesinin yanlış yorumlanması sonucu böyle bir gerekçe yazılmıştır. ‘Araç devirlerinin noter sözleşmesi ile hüküm ifade edeceği’ kuralından anlaşılması gereken; ‘aracı satın alan kişi adına tescilin, sadece noter kanalı ile satış yapılmasına bağlı olduğudur.” Bu yasal hükme, ‘araç satışları ile ilgili haricen yapılan adi sözleşmelerin şahsi hak doğurmayacağı’ şeklinde yanlış anlam yüklenmesi, özel hukuktaki “sözleşme özgürlüğü” ve sözleşmelerin şekle bağlı olmadığı (istisnalar dışında) kuralı ile bağdaşmamaktadır. Bu gerekçe Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Kanunu hükümleriyle tümden çelişmektedir. Çünkü katılan ve sanık Murat arasında haricen yapılan araç satış (takas) sözleşmesi, aracın katılan adına tescili için yeterli şekil şartından yoksundur; ama katılan, aralarındaki
bu harici sözleşmeye güvenerek kendi aracını ve belli meblağ içeren bono senedini sanığa vererek aracı teslim almıştır. Artık katılanın araç üzerinde şahsi hakları vardır. Sözleşmeden doğan bu şahsi haklarını, hukuk mahkemelerinde sanığa karşı ileri sürebilecektir. Kaldı ki, katılan söz konusu aracın haklı zilyedidir. Sanık sözleşmeden caysa bile şahsi haklarını alıncaya kadar araç üzerinde hapis hakkı bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu Madde 950 – “Alacaklı, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırı veya kıymetli evrakı, borcun muaccel olması ve niteliği itibarıyla bu eşyanın alacak ile bağlantısı bulunması halinde, borç ödeninceye kadar hapsedebilir.
Zilyetlik ve alacak ticari ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı var sayılır.
Alacaklı, borçluya ait olmayan taşınırlar üzerinde de zilyetliğin iyi niyetle kazanılmasının korunduğu ölçüde hapis hakkına sahip olur.”
Somut olaya baktığımızda; sanıklar, katılanı taklit eden bir kişi ile olay tanığını kandırmışlar ve katılanın, üzerinde şahsi hakkı nedeniyle hapis hakkına sahip olduğu ve haklı zilyedi olduğu aracı hile ile teslim almışlardır. Olayda hile boyutuna ulaşan yalan mevcuttur. Bu araç karşılığında katılanın sanığa, kendisine ait başka bir araç ile birlikte 6.300,00 TL senet verdiği nazara alındığında; sanıkların katılanı bu kadar zarara soktukları ve kendilerinin de haksız menfaat edindikleri görülmektedir. Sanıkların aldıkları aracı ve parayı sonradan iade edip etmediklerinin suçun oluşumuna etkisi yoktur. İade veya tazmin ancak Türk Ceza Kanununun 168. ve 231. Maddelerinin uygulanıp uygulanmamasında dikkate alınabilir. Görüldüğü üzere olayda dolandırıcılık suçunun tüm unsurları mevcuttur. Bu nedenle sayın çoğunluğun bozma gerekçesi tarafımca isabetli görülmemektedir.
Bozma kararının dayandığı ikinci gerekçe ise suçun sübutu ile ilgili bir husustur. Sanıkların, ‘katılan, borcunu ödeyemeyeceğini söyleyerek aracı iade etmek istediğini söyledi’ şeklindeki savunmasına, ‘Maraş’ta oturan sanıkların Göksun’da bulunan aracın nerede olduğunu bilebilecek durumda olmamaları nedeniyle beyanlarının hayatın olağan akışına uygun düştüğü’ gerekçesiyle itibar edildiği vurgulanırken; borcunu ödeyemediği için aracı iade eden katılanın, bunu şikayet konusu yapmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği hususu gözden kaçırılmaktadır. Üstelik sanıkların, küçük bir ilçede oto yıkamada olan eski araçlarını kendiliklerinden bulamayacaklarının kabul edilmesi, insan zekasını bu arada sanıkların zekâsını da küçümsemek anlamına gelir. Pekâlâ, küçük bir araştırmayla veya daha önceden tanıdıkları katılanın evinin önünden sabah çıkışını takip ederek aracın yeri bulunabilir. O halde; sanıkların savunmaları yerine, katılanın tanıkla doğrulanan beyanına üstünlük tanınması gerekmektedir. Bu nedenle sayın çoğunluğun bu gerekçesine de katılmam mümkün değildir.
Sayın çoğunluğun bu kararı Dairemizin 2012/944 esas ve 2013/15409 karar sayılı ilamı ile de çelişmektedir. O dosya da yer alan temyiz konusu olayda; katılan, sanık F.. D.. üzerine kayıtlı olan aracı, 15000 TL karşılığı katılandan haricen satın almış ve 13000 lirasını ödemiştir. Sanık Fahri, “kalan 2000 lira borcunu öde de vereyim” demesine rağmen; katılanın kalan borcunu ödememesi üzerine, araca ait vergi borçlarını ödeme gerekçesiyle katılandan aldığı ruhsatı iade etmemiştir. Sanık Mustafa ise; bir süre kullanmak amacıyla katılandan emanet aldığı aracı iade etmemiştir. Bir müddet sonra da sanık Fahri aracın resmi satışını üçüncü bir kişiye verip, mülkiyetinin intikalini sağlamıştır. Mahkemenin kabulü bu şekilde olup, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla dolandırıcılık suçundan her iki sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir. O dosyada sanıkların katılandan hile ile aracı geri alma gibi bir eylemleri kanıtlanmadığı halde; mahkumiyet kararı, Dairemiz tarafından muhalefetime karşı oy çokluğu ile onanmıştı. Mevcut dosyamızda ise sanıkların hilesi tanık beyanı ile sübut bulduğu halde; önceki kararla tezat olacak şekilde mahkumiyet kararı bozulmuştur.
Sonuç olarak; karşılığını almak suretiyle daha önce haricen sattıkları aracı bulunduğu yerden hile ile geri alan sanıkların eylemi dolandırıcılık suçunu oluşturduğundan, sanıkların mahkûmiyetine dair hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma kararına muhalifim.