Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/319 E. 2014/14109 K. 08.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/319
KARAR NO : 2014/14109
KARAR TARİHİ : 08.09.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/285711
MAHKEMESİ : İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 19/04/2010
NUMARASI : 2009/180 (E) ve 2010/108 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir. Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde; tacir, kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. “denilmektedir. Ticaret şirketleri, aynı kanunun 124. maddesinde, ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir. Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir.
Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler kanunun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Buna göre; Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir. Bu suçun oluşabilmesi için,Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Katılanın kendisine ait olan iki adet aracını G.. Otomotiv isimli galerinin satış müdürlüğünü yapan sanığa vererek karşılığında bir adet jeep alma konusunda anlaştığı, katılandan iki adet aracı bu şekilde teslim alan sanığın, söz konusu jeep’i zamanında teslim edememesi üzerine katılanın işbu satım sözleşmesinden vazgeçip teslim ettiği iki adet aracını sanıktan geri istediği, katılan tarafından teslim aldığı araçları iade edemeyen sanığın, A..S.. isimli kişiyi borçlu, kendisini de yetkili hamili olarak gösterip, 01.08.2006 tarihli ve 5225 euro bedel içeren senedi oluşturduktan sonra, katılana verdiği, katılan tarafından söz konusu senede istinaden A.. S.. aleyhine kambiyo senetlerine özgü takip yolu ile icra takibinde bulunulduğu, yapılan icra takibi kapsamında kendisine gönderilen ödeme emri üzerine hakkında yapılan takipten haberdar olan A.. S..’nin söz konusu senet üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığı gerekçesini öne sürerek imzaya ve takibe itiraz ettiği, yapılan kriminal inceleme neticesinde düzenlenen ekspertiz raporuna göre; söz konusu senet üzerindeki imzaların A.. S..’nin el ürünü olmadığının belirlendiği, bu şekilde sanığın, sahte senet düzenleyerek icra takibinde bulunmak suretiyle üzerine atılı olan nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
Diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Resmi belgede sahtecilik suçu ile ilgili toplanan delillere göre ise; sanığın aşamalarda verdiği ifadelerinde; söz konusu senedin A.. S.. adına kendisi tarafından düzenlendiğini, araçları A.. S..’ye satacağını, ondan habersiz olarak düzenlendiğini belirttiği anlaşılmakla; A.. S..’nin duruşmaya çağrılarak tanık sıfatıyla konu ile ilgili ayrıntılı ifadesinin alınması, söz konusu araçların satın alma hususunda herhangi bir
talebinin bulunup bulunmadığının, buna dair sanık ile öncesinde herhangi bir görüşme yapıp yapmadığının ve bu kapsamda söz konusu senedin düzenlenmesinden haberinin bulunup bulunmadığının net bir şekilde açıklığa kavuşturulması; ayrıca ilgili resmi kuruluşlarla gerekli yazışmalar yapılarak söz konusu araçların daha sonra A.. S.. üzerine tescilinin yapılıp yapılmadığı, eğer bu kişi adına tescilleri yapılmadıysa olay tarihinde araçların katılana iade edilmeme sebebinin de araştırılarak tescillerinin kimlerin üzerinde olduğu, hangi tarihte bir başkasına satıldığı, araçların satışlarının katılan tarafından sanığa haricen mi, yoksa yazılı sözleşme düzenlenerek mi yapıldığı hususlarının tespitinden sonra toplanan bütün deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Sanığın, önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunması halinde zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu doğmayacağından dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayacağı ilkesi gözetildiğinde, somut olayda; oto alım satım işi ile uğraşan sanık ile katılan arasında araç alım satımına ilişkin en başında bir sözleşme yapıldığı, sanığın, yapılan sözleşmeden kaynaklanan edimini yerine getirememesi üzerine, katılanın sanığa verdiği araçlarını geri istediği, sanığın da söz konusu sözleşmeden kaynaklanan ve önceden doğmuş olan borcuna karşılık olarak tüm dosya kapsamına göre sahte olduğu tespit edilen senedi katılana verdiği, sanığın katılan ile arasında yapılan sözleşme sürecinde, dolandırıcılık suçunu oluşturabilecek nitelikte hileli hareketler sergilediğine ilişkin somut ve kesin bir delil elde edilemediği ve sahte senedin önceden doğan borcu nedeniyle sonradan tanzim ederek katılana verdiği dikkate alınarak; dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığının anlaşılması karşısında; sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan yazılı şekilde mahkümiyetine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.