YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/10478
KARAR NO : 2014/11263
KARAR TARİHİ : 05.06.2014
Tebliğname No : 15 – 2014/142514
MAHKEMESİ : Kırşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 13/05/2009
NUMARASI : 2007/340 (E) ve 2009/150 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Açık kimliği belirlenemeyen M..Ö.. aracılığı ile Bünyamil ve Elmas adlı sanıkların Nevşehir’deki ikametlerinde bir araya gelip fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri “Oya” adı ile tanıtılan hükmü temyiz etmeyen diğer sanık Zahide ile konuşup evlenme hususunda anlaşan katılanın, sanıklarca getirilip evine bırakılan ve orada bir kaç gün kalan müstakbel eşine giysi, ziynet gibi eşyaları alıp, resmi nikah işlemlerine başladığı bir aşamada Zahide’nin kendisine alınan eşyalarla birlikte, katılanın olmadığı bir zaman diliminde evden ayrılıp gitmesi şeklinde gerçekleşen eylemlerinin “dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu iddia edilen somut olayda;
Katılanın 30.01.2008 tarihli duruşmadaki “…resmi nikah işlemlerine başladığını, …iki gün aynı evde birlikte kaldıklarını…” şeklindeki beyanı, hükmü temyiz etmeyen sanık Zahide’nin 29/03/2009 tarihli savunma anlatımında genel olarak “…evlenmeye karar vermiştik…üç aya kadar birlikte yaşadık, …yüz felcim olduğundan katılanın çocukları nikahtan vazgeçmesini sağladılar…” demesi, benzer savunma anlatımlarının sanıklar Bünyamil ve Elmas tarafından da tekrarlanması karşısında; karşılıklı sözlü anlaşma sonrası resmi nikah işlemlerine başlanması aşaması öncesi ve sırasında bir takım hediyelerin alınmasının mutad davranış şekli olması, resmi nikah işlemlerine başlanılmış olması halinde katılanın evleneceği beyanın gerçek ismini öğrenebilecek-bilebilecek durumda bulunması, süresi tartışmalı da olsa katılan ve Zahide’nin aynı evde kalmaları, tanık Mahir’in 30.01.2008 tarihli beyanında da söylendiği gibi birlikte misafirliğe dahi gitmeleri gibi hususlar dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde; yüklenen suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı, tarafların bir araya gelmelerine aracılık yapmaktan öte suç tanımına uyan fiileri bulunmayan sanıklar Bünyamil ve Elmas haklarında beraat kararları verilmesi yerine yazılı gerekçeyle mahkumiyetlerine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar Bünyamil ve Elmas’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05/06/2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY
KARŞI OY GEREKÇESİ
(15. Ceza Dairesinin 2014/10478 esas sayılı dosyasına ilişkindir)
Sanıkların evlenmek isteyen mağduru, temin ettikleri sanık Zahide’ye elbise ve altın takı aldırarak dolandırdıkları dosya içeriği ile sübut bulduğu halde, katılan ile Zahide’nin iki gün evde birlikte kalmaları gerekçe gösterilerek suçun oluşmadığı sonucuna varıldığından, sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bu karar isabetli bir karar değildir. Çünkü sanıklardan E.. N.., fuhuş için başkalarına kadın tedarik etmeyi alışkanlık haline getiren bir kişidir. 14. Ceza Dairesinin 2011/21775 esas ve 2012/6517 esas sayılı dosyaları incelendiğinde fahişelik yapan birçok bayanı istihdam ettiği görülecektir. Katılanın ayrıntılı ve samimi anlatımlarına itibar edilmesi gerekmekte olup, sanıkların hiçbir delil ile doğrulanmayan savunmalarına itibar edilmesini gerektiren bir neden dosyada bulunmamaktadır.
Temyiz dışı sanık Zahide ile katılanın iki gün karı-koca hayatı yaşaması eylemin suç niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. Sanıklar baştan dolandırma kastıyla hareket etmişlerdir. Asıl aracılık yapan Musa isimli kişinin kimliğini gizlemeleri de bunu göstermektedir. Saanık Zahide’nin iki gün katılanın evinde kalması bir zorunluluktan kaynaklanmış, kaçmak için zaman kazanmıştır. Bu şekildeki birliktelikten sanıkta suç kastı olmadığı anlamı çıkarılamaz. Kısa süreliğine birlikte yaşamakla daha çok güven oluşturduklarından eylemlerini temadi ettirerek daha çok para kopardıkları birçok dosyada gözlemlenmektedir. Nitekim somut olayda da temyiz dışı sanık Z.. K.. katılanın Cuma’ya gitmesini fırsat bilerek evden başka eşyaları da alıp götürmüştür.
Sonuç olarak sübut bulan dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararının onanması gerektiğini düşünmekteyim. Bu nedenle sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.