Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/15677 E. 2014/2464 K. 12.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/15677
KARAR NO : 2014/2464
KARAR TARİHİ : 12.02.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/142234
MAHKEMESİ : Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 23/12/2009
NUMARASI : 2009/109 (E) ve 2009/266 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanığın savunmasında imzasını ve borcu kabul etmesi, diğer şirket yetkilisi M.. A..’ın Mahkemedeki ifadesinde, “bazen tek başına imza atıyorduk, borç doğrudur” şeklindeki beyanı ile men talimatı verilmesinin tek başına çekteki hukuki sorumluluğu kaldırmayacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, ilgili bankadan şirket ortaklarının tek başına imzalayarak ödedikleri çek olup olmadığının sorulması, ayrıca dolandırıcılık var ise bu eylemin ilk cirantaya karşı olacağı, sanığın ikinci ciranta olan oryap şirketinin ortağı olduğuna dair bir beyan bulunduğu ancak buna ilişkin ve oryap firmasından katılan bankaya çekin ne karşılığında geçtiğine ilişkin araştırma yapılmadığı bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği, çekteki ilk ciranta olan A..B.. isimli şahsın beyanının alınması gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.