YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1384
KARAR NO : 2014/16466
KARAR TARİHİ : 15.10.2014
Tebliğname No : 11 – 2011/45495
MAHKEMESİ : Niğde Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 08/10/2010
NUMARASI : 2009/188 (E) ve 2010/219 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler,internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle,klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın katılan ile telefonla görüşüp peşin para karşılığı elma satın almak istediğini söylediği, katılanın da kabul ettiği, sanığın Mehmet ismini kullanan yeğeni olduğunu söylediği kimliği tespit edilemeyen bir kişi ile tanık M.. C..’nun şoförlüğünü yaptığı … plakalı kamyonu katılanın bulunduğu Niğde iline gönderdiği, sanığın talimatı ile önce peşin para ile katılandan elma satın alınıp dört ayrı seferle dört kamyon elmanın Hatay iline götürüldüğü, beşinci seferde sanığın yeğeni olduğunu söylediği Mehmet isimli kişinin iki adet çek vermek istediği, katılanın aracılığı ile elma satan tanıkların çek kabul etmedikleri, katılanın bunun üzerine sanık ile telefonla görüştüğü, sanığın ertesi günü nakit para göndereceğini söylemesi üzerine katılanın çekleri kabul ettiği, ancak ertesi günü sanığın herhangi bir şekilde nakit para göndermediği, daha sonra katılana verilen suça konu C.S. adına keşide edilmiş F. Bank Mersin Şubesi’ne ait 20.10.2008 keşide tarihli 1.250,00 TL bedelli ve Türkiye İ. Bankası Mersin Şubesi’ne ait 03.11.2007 keşide tarihli 4.250,00 TL bedelli çeklerin C. S.’ın aracından yapılan hırsızlık sonucu çalınmış çekler olduğunun iddia edildiği somut olayda;
1- Çek sahibi C.S.’ın, çek arkasında cirosu bulunan M. E. ve M.E. D.isimli şahısların açık adres ve kimlik bilgilerinin tespitinden sonra tanık sıfatıyla duruşmaya davet edilerek suçta kullanılan çeklerle ilgili bilgi ve görgülerinin sorulması,
2- Çeklerin çalınmasına ilişkin Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/28256 nolu sorşturma dosyası akıbetinin araştırılarak bu dosyaya ilişkin bilgi ve belgelerin incelenmesi ve onaylı suretlerinin dosyaya konulması,delillerin birlikte değerlendirilmesi,
3- Katılanın sanık ile telefonla konuştuğunu belirtmesi karşısında, sanığı hangi telefon numarasından aradığının ve aradığı numaranın kime ait olduğunun araştırılması,
4- Resmi belgede sahtecilik suçuna konu teşkil eden çekin aslının dosyaya getirtilerek, yapılan sahtecilikte aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayininin hakime ait olduğu da dikkate alınarak, söz konusu çekin mahkeme heyeti tarafından incelenip, özellikleri zapta geçirilmeden, bu şekilde, iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığının tespiti ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.06.2010 gün ve 2010/11-98, 143 sayılı kararında açıklandığı üzere 5237 sayılı TCK’nın 43/1. maddesinde 765 sayılı Kanunu’nun 80. maddesinden farklı olarak “değişik zamanlarda” denilmesi karşısında aynı anda işlenen eylemlerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağının bulunmadığı, sanık tarafından katılandan alınan elmalar karşılığında kullanılan suça konu çeklerin farklı zamanda düzenlendiklerine ilişkin bir delil bulunmayan somut olayda, 5237 sayılı Kanun’un zincirleme suça ilişkin hükmünün uygulanamayacağı ancak birden çok sahte belge düzenlenmesi olgusunun 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında nazara alınabileceğinin gözetmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunu’nun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.10.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.