YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/6709
KARAR NO : 2014/7858
KARAR TARİHİ : 22.04.2014
Tebliğname No : 15 – 2014/73041
MAHKEMESİ : Bakırköy 21. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 11/04/2013(Asıl Karar), 31/10/2013(Ek Karar)
NUMARASI : 2010/246 (E) ve 2013/385 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesinde “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” şekildeki düzenleme dikkate alındığında, sanık D.. Y..’ın 23/05/2012 tarihli savunmasında belirtiği adrese tebligat çıkarılmadan 7201 sayılı Kanunun 21. maddesine göre doğrudan mernis adresine çıkarılmış olması nedeniyle, mahkumiyet hükmünün tebliğine ilişkin 26/04/2013 tarihli tebligat işleminin usule uygun yapılmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteğinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edilerek temyiz talebinin reddine dair 31/10/2013 tarihli ek karar kaldırılmak suretiyle yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanık D.. Y..’ın, temyiz dışı diğer sanıklarla birlikte evlenmek isteyen mağduru evlenmesini sağlayacağına inandırıp, samimiyet kurdukları, bilahare varlıklı olduğunu öğrendikleri mağdurun işyerini kiraya vereceklerine ikna ettikleri, kira sözleşmesi düzenlediklerini söyleyerek sanığın borçlu, mağdurun alacaklı olduğu 550.000 TL bedelli 23/04/2008 tanzim, 23/11/2008 vade tarihli senet düzenledikten sonra suça konu bu senedi mağdurun diğer sanık Mustafa Kaplan’a ciro etmesini sağladıkları, daha sonra Mustafa Kaplan vekili tarafından sanık ve mağdur aleyhine Bakırköy 4. İcra Müdürlüğü’nün 2009/2348 sayılı takip dosyasında, 550.000 TL asıl alacak olmak üzere faizi ile birlikte icra takibi yapılarak mağdurun gayrimenkulüne haciz konulması şeklinde gerçekleşen eylemin, kamu kurumu olan İcra Müdürlüğü’nün araç olarak kullanılması suretiyle işlendiğinden; 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına dair delilleri tayin ve takdir görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.