Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/17986 E. 2014/16505 K. 15.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/17986
KARAR NO : 2014/16505
KARAR TARİHİ : 15.10.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/191058
MAHKEMESİ : Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 23/12/2009
NUMARASI : 2009/56 (E) ve 2009/242 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın, 158. maddenin ikinci fıkrasında yer alan, bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat almak,kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK.md. 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir iş olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün,yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti, suçu nitelikli hâle getirmiştir.
Bu iddia yapıldığında, o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı, yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır.Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı….Başsavcısına, …kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’nın 158/2. maddesi uygulanamıyacaktır. Keza, failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.)olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
1-Beypazarı ilçesi Gazipaşa İlköğretim okulunda öğretmen olarak görev yapan sanığın, tanık M.. Ç.. vasıtasıyla tanıştığı müştekiye, kendisinin İlçe Milli Eğitim Müdürü iken bir süre görevden uzaklaştırıldığını söyleyerek Beypazarı ilçesinde bulunan okulların tamiratı ve sıra ihtiyaçları için ihaleye girmesi için teklifte bulunduğu, ihalenin kesinlikle kendisinde kalacağını vaadettiği, bir süre sonra arayarak ihalenin kendisinde kaldığını, ancak teminat olarak 20.000 TL vermesi gerektiğini söylediği, müştekinin 20.000 TL’yi sanığa elden verip makbuzunu istemesi üzerine sanığın makbuzun ihale dosyasında bulunduğunu, kendisine ihaleye ilişkin belgelerin gönderileceğini söylediği, nitekim birkaç gün sonra sanığın Ankara Valiliği Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ait V. A. imzalı 22.10.2007 tarih 715.P08/4485 sayılı ve 23.10.2007 tarih 715.P08/3032 sayılı sahte belgeleri düzenleyerek müştekiye zarfla gönderdiği, gerçekte ihale yapılmadığının anlaşıldığı, sanığın bu şekilde gerçekleşen eyleminin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğunun iddia edildiği olayda;
Sanığın suçu işlemediğine yönelik savunması ile katılanın tanık M.. Ç..’in kendisine sanığı ilçe Milli Eğitim Müdürü olarak tanıştırdığına ilişkin beyanı karşısında, maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açığa çıkarılması bakımından olaya ilişkin bilgisi olduğu anlaşılan M.. Ç..’in tanık olarak dinlenmesinden sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması,
2-Kabule göre de;
TCK’nın 158/2. maddesindeki nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, suç failinin, ismen söylemese bile kimden söz edildiği karşı tarafın anlayacağı şekilde makamı, rütbesi, ünvanı ve lakabını belittiği kamu görevlilerini tanıdığını, hatırının sayıldığını, işini yaptıracağını söyleyerek mağduru kandırmasının gerekli olduğu halde, belli bir kamu görevlisi yanında hatırı sayıldığından veya kamu görevlisiyle ilişkisi olduğundan bahsetmeksizin kendisini ilgili kamu görevlisi olarak tanıtmanın atılı suçu oluşturmayıp TCK’nın 157/1. maddesinde tanımlanan “basit dolandırıcılık” suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
3-Sahte olduğu kabul edilen belgelerin asıllarının bulunamayıp dosyada bulunan suretlerinin fotokopi olduğunun anlaşılması karşısında iğfal kabiliyeti hususunun değerlendirilemeyeceği cihetiyle resmi belgede sahtecilik suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,
4-Hapis cezasının alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının belirlenmesi sırasında, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeye dayanarak tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.10.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.