Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/7034 E. 2014/1070 K. 23.01.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7034
KARAR NO : 2014/1070
KARAR TARİHİ : 23.01.2014

Tebliğname No : 6 – 2009/292880
MAHKEMESİ : Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 24/03/2009
NUMARASI : 2008/185 (E) ve 2009/78 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık (değişen suç vasfına göre hırsızlık)

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.
Sanığın, Köyceğiz İlçe merkezinde yaya olarak yürüyen katılanın yanına gelerek H.Y..torunu olduğunu, ninesinin öldüğünü, vasiyeti gereği 4.000 TL dağıtacaklarını söylediği, bir süre sonra yanlarına kimliği tespit edilemeyen başka bir şahsın daha geldiği, sanıkla birlikte katılana “sen esnaf adamsın, parayı sana vereceğiz, sen dağıt” dedikleri ve 100 TL’lik banknotların bulunduğu 4 adet para destesini ceplerinden çıkartıp katılana gösterdikleri, paranın yarısını camiye vermesini, diğer yarısını da dağıtmasını istedikleri, ancak parayı kendisine verebilmeleri için 1.000 TL parasının olduğunu görmeleri gerektiğini söyleyerek katılanın cebinde bulunan 150 dolar, 150 euro, 70 sterlin ve 200 TL parayı çıkarmasını sağladıkları, sanığın sayma bahanesiyle katılandan paraları aldığı, bu paranın yeterli olmadığını söyleyerek katılanı oyaladıkları ve diğer şahıs ile birlikte hızla kaçtıkları ve böylece sanığın nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunan somut olayda; sanığın başlangıçtan beri dolandırıcılık kastıyla hareket edip katılanın cebinde bulunan paraları çıkarmasını sağlaması ve sayma bahanesiyle eline alıp kaçması şeklinde gelişen eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hırsızlık suçundan hüküm kurulması;
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkın gözetilmesine, 23.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.