YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/3370
KARAR NO : 2014/17909
KARAR TARİHİ : 03.11.2014
Tebliğname No : 15 – 2012/270519
MAHKEMESİ : İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 25/05/2012
NUMARASI : 2010/12 (E) ve 2012/209 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde, Tacir;
“(1) Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. “denilmektedir.
Ticaret şirketleri, aynı yasanın madde 124’de;
(1) Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.
(2) Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır.
Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 55. ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Madde 55 – Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir.
Bu suçun oluşabilmesi için, Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Sanık M.. A..’ın Gebze Döviz Hizmetleri A.Ş’nin 10.000’e 9680 hisse sahibi ve yetkilisi iken 9680 hissesinin 9600’ını 19.07.2006 tarihinde sattığı, geriye kalan 80 hissesini 2005 ve 2006 yılı içerisinde devrettiği ve G.. A.. ile herhangi bir ilgisinin kalmadığı, sanık M.. A..’ın daha sonra muvazaalı bir biçimde şirket hisselerini devrettiği 19.07.2004 tarihinden 4 gün öncesi bir tarih olan 15.07.2004 tanzim tarihli ve 20.03.2006 vade tarihli bir senet düzenleyip bu senette alacaklı olarak diğer sanık M.. D..’u gösterdiği. 200.000 Euro bedelli bu senedi de alacaklı M.. D..’un vadesinden itibaren yaklaşık 2,5 yıl bekledikten sonra 01.07.2008 tarihinde İstanbul 14. İcra Müdürlüğü’nün 2008/16877 E. sayılı dosyası ile icra takibine koyduğu iddia edilen olayda;
Sanık M.. A..’ın savunmasında, suça konu şirketi borçlarını ödemek kaydı ile bedelsiz olarak S. T.’a devrettiğini beyan etmesi, tanık S. T. ve diğer hissedarlar R.. T.. ve K.. B..’ın ise ifadelerinde, bahse konu döviz şirketini sanık M.. A..’dan olan 150.000 Euro alacaklarına karşılık devraldıklarını, o dönemde şirketin borcunun bulunmadığı, borcu olsaydı devralmayacaklarını beyan etmeleri karşısında, sanık ile tanıklar arasında döviz bürosunun devrine ilişkin yapılan sözleşme ile katılan şirketin defter ve belgelerinin bilirkişi marifetiyle incelenerek, şirket devrinin hangi şartlarda gerçekleştiğinin ve suça konu senetle ilgili olarak bir kayıt olup olmadığının araştırılması, sanık M.. A.. hakkında aynı katılana yönelik benzer eylemi nedeniyle Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/183 esas sayılı dosyası üzerinden görülen davanın akıbetinin sorularak birleştirme hususunun değerlendirilmesi, birleştirme imkânı yok ise ilgili dosyaların onaylı suretinin getirtilerek bu dosya içine konulması, senet üzerindeki kaşenin keşide tarihindeki şirket kaşesi ile uyumlu olup olmadığının bilirkişi incelemesi yaptırılarak tespiti, suça konu senedin baskısına başlama tarihinin bilirkişi raporunda belirtilen D. Kırtasiye ve Matbaacılık San ve Tic. Ltd. Şti.’nden sorularak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03/11/2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.