YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/19713
KARAR NO : 2014/8683
KARAR TARİHİ : 05.05.2014
Tebliğname No : 9 – 2012/46734
MAHKEMESİ : Bucak Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 16/11/2011
NUMARASI : 2010/547 (E) ve 2011/511 (K)
SUÇ : Nitelikli mala zarar verme
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan,söz konusu suç,seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma,suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Olay tarihinde katılanlara ait bazı ağaçların kırıldığı ve söküldüğü iddiasıyla soruşturma yürütüldüğü, katılanların, köyde bulunan bir çok kişiden şüphelendiklerini belirttikleri, sanıkların ayakkabılardan alınan toprak numunesi ile katılanlara ait taşınmazlardan alınan toprak numunelerinin birbirine benzer olduğunun belirlendiği, böylece sanık Bahriye’nin katılan Çimen’e karşı, her iki sanığın da katılan Çimen ve Ayşe’ye karşı ayrı ayrı dikili ağaca zarar verme suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 31/03/2009 tarih ve 2008/6-256 Esas ve 2009/79 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlı olduğu, gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olan olaylar ve iddiaların, sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, ceza
mahkumiyetinin, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiği, bu ispatın, hiçbir kuşku ve başka bir türlü oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olması gerektiği, yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmanın, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına geleceği dikkate alınarak; somut olayda, sanıkların aşamalarda değişmeyen bütün ifadelerinde suçlamaları kabul etmedikleri ve olayı doğrulayan tanık beyanlarının bulunmadığı, sanıkların ayakkabılarındaki toprağın, katılanlara ait taşınmazlardaki toprakla aynı olmasının, suçun sanıklar tarafından işlendiği hususunda tek başına mahkumiyete yeterli delil olarak kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle sanıkların mahkumiyetlerine yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı dikkate alınarak, sanıkların 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
2-Kabule göre de; sanıkların, 5271 sayılı CMK’nın 324/1 ve 326/2. maddeleri uyarınca iştirak halinde işlenen suçlarda sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinden ayrı ayrı, geriye kalan ortak yargılama giderlerinden de eşit şekilde sorumlu oldukları gözetilmeden, yazılı şekilde yargılama giderlerinin müştereken ve müteselsilen sanıklardan tahsiline karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekilinin ve sanık B.. G.. müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.