Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/9403 E. 2014/2761 K. 17.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/9403
KARAR NO : 2014/2761
KARAR TARİHİ : 17.02.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/59112
MAHKEMESİ : Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 31/12/2009
NUMARASI : 2009/141 (E) ve 2009/407 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanıklar Battal ve Murat’ın kardeş oldukları, birlikte işyerleri için katılandan eşofman satın aldıkları ve bunun karşılığında 28.02.2006 vade tarihli ve 950,00 TL değerinde, 30.03.2006 vade tarihli ve 1.500.00 TL değerinde ve 30.04.2006 vade tarihli ve 1.000,00 TL değerinde üç adet bono ile sanık Battal’a ait Y..K.. Bankası ..numaralı, sanık Murat’ın 20.05.2006 keşide tarihli ve 5.250,00 TL bedelli olarak kendi imzası ile keşide ettiği çeki katılana verdikleri, daha sonrasında söz konusu senetlerin ve çekin zamanında ödenmemesi üzerine katılanın başlatmış olduğu icra takiplerinde imza itirazında bulunarak takipleri durdukları, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı suçları işlediklerinin iddia edildiği olayda;
Dosyada mevcut duruşma tutanaklarına göre; 11.12.2009 tarihli oturumda ilgili hususların ikmali için sonraki duruşmanın 31.12.2009 tarihine bırakıldığı ve ancak sanıklar müdafiinin temyiz dilekçesi ekindeki başka bir tutanağa göre 11.12.2009 günlü oturumda sonraki duruşma gününün 26.02.2010 tarihine bırakıldığının gözüktüğü ve ayrıca mahkemenin 21.01.2010 tarihli “TUTANAK” başlıklı bir belgedeki tespitine göre de, duruşma defterinde anılan oturumun 26.02.2010 tarihinde yapılacağına dair mükerrer bir kaydın bulunduğu anlaşılmakla, sanıklara 31.12.2009 tarihinde duruşma yapılacağı usulünce bildirilmeden yokluklarında yargılamaya devam edilerek hükümler kurulması suretiyle savunma haklarının kısıtlanması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.