YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13969
KARAR NO : 2014/2751
KARAR TARİHİ : 17.02.2014
Tebliğname No : 11 – 2012/185345
MAHKEMESİ : Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 10/07/2009
NUMARASI : 2008/51 (E) ve 2009/238 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin,kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, U.. M..Sanayii Ticaret Anonim Şirketi’nin yetkililerinden biri olduğu, şirketi tek başına temsil yetkisi bulunmamasına rağmen, aldığı mal karşılığında katılana 21/10/2006 keşide tarihli 4.300 TL bedelli ve 18/11/2006 keşide tarihli 4.300 TL bedelli çekleri verdiği, çeklerin karşılığının çıkmaması üzerine katılanın şikayetçi olduğu, karşılıksız çek keşide etme suçu nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesi’ne açılan dava sonucunda, çeklerin çift imza yerine tek imza ile keşide edilmesi nedeniyle, suçun unsurlarının bulunmadığı gerekçesiyle sanık hakkında beraat kararı verildiği, katılanın da, bu kez sanığın çift imza yerine tek imza atmak suretiyle kendisini dolandırdığını iddia ederek şikayetçi olduğu, böylece sanığın nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Sanığın, suça konu çekleri katılana vermeden önce 31/05/2006, 30/06/2006, 01/07/2006, 29/07/2006 ve 31/07/2006 tarihli çekleri keşide ederek katılana verdiği, bu çeklerin de tek imzalı olması nedeniyle sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçundan ayrı bir dava açıldığı ve Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/51 Esas sayılı dosyasında sanığın mahkumiyetine karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği, bu davadaki çekleri ile suça konu iki adet çekin aynı hukuksal ilişkiler kapsamında ve aynı anda katılana verilip verilmediğinin dosya kapsamından anlaşılamadığı, aynı katılana aynı anda verilen bütün çeklerin sahte olması halinde tek suçun oluşacağı, sanığın, aynı suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda aynı katılana yönelik birden fazla haksız menfaat temin etmiş olması halinde ise, 5237 sayılı TCK’nın 43/2 maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı, sürenin çok uzun olması ve farklı kastla hareket edildiğinin ortaya konması durumunda da, her çek için ayrı suçun oluşabileceği dikkate alınarak, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/389 Esas sayılı dava dosyasıyla bu dosyanın birleştirilerek delillerin birlikte değerlendirilmesi, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Kabule göre de; sanığın çift imza gereken suça konu çeklere tek imza atmak suretiyle haksız menfaat temin ettiği olayda, suçun, bankanın maddi varlığı olan çekin kullanılarak işlenmiş olması karşısında, eylemin 5237 sayılı TCK’nın 1581/-f, son maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden, aynı Kanun’un 158/1-h maddesi gereğince hüküm kurulmak suretiyle eksik ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca sonuç ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 17/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.