YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10633
KARAR NO : 2014/4663
KARAR TARİHİ : 12.03.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/68023
MAHKEMESİ : Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 28/09/2009
NUMARASI : 2009/37 (E) ve 2009/225 (K)
SUÇ : Nitelikli dolandıırcılık, resmi belgede sahtecilik
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık Ş.. K.. hakkında verilen beraat kararına yönelik temyiz talebi bulunmadığından, sanık A.. B.. hakkındaki mahkûmiyet hükmüne hasren yapılan temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkânını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Mağdur Ziya’ya ait işyerinden çalınan şirketi adına düzenlenmiş boş çek yapraklarından birisini bir şekilde ele geçiren sanığın, 15.09.2005 tarihli 12.750 TL bedelli olarak doldurduğu, ilk ciroyu kendisinin yaptığı ve aldığı un karşılığında suça konu çeki 07.06.2005 tarihinde beraat eden ve temyiz kapsamında olmayan sanık Ş.. K..’ya verdiği, sanık Şükrü’nün de bunun karşılığında 20.06.2005 tarihli fatura düzenlediği, çeki alan sanık Şükrü’nün bankaya sorduğunda çekin sağlam olduğunu öğrendiği, ödeme günü gelmeden önce mağdur Ziya’ya ait şirketi arayan sanık Şükrü’nün çekin çalıntı olduğunu öğrenmesi üzerine çeki mağdura iade ettiği, böylece sanık Ali’nin, sanık Şükrü’den satın almış olduğu una karşılık çalıntı çeki keşide yerini yazmayarak doldurduktan sonra verdiği ve böylece nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda;
1-Sanığın aşamalarda değişmeyen savunmalarında çeki ekmek sattığı T..Yemek Sanayi Şirketinin yetkilisi olan M. Y.’dan aldığını, çekin çalıntı olduğunu bilmediğini beyan etmesi, bilirkişi raporunda çekteki yazı ve rakamların sanık Ali tarafından yazılmış olmasının mümkün görüldüğü belirtilmiş ise de, aynı raporda keşideci yerine atılan imzanın sanığın eli ürünü olup olmadığının tespit edilememesi ve çekteki yazı ve rakamlarla sanığa ait örnek yazı ve rakamlar arasında kısmi benzerlikler bulunduğunun belirtilmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından öncelikle sanıktan M.. Y..’ın adres ve kimlik bilgileri temin edilerek tanık olarak dinlenmesi, kimlik bilgilerinin tespit edilememesi halinde T.. Yemek Sanayi isminde bir şirket olup olmadığının araştırılması, var ise şirket yetkilisinin olaya ilişkin beyanının alınması, ayrıca soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporunun yetersizliği nedeniyle sanığın bol miktarda samimi imza ve yazı örnekleri temin edilerek çekteki imza ve yazıların kendisine ait olup olmadığı hususunda yeninden bilirkişi raporu aldırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeksizin eksik incelemeyle yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi;
Kabule göre de;
2- Çekin Kambiyo senedi hükmünde olabilmesi için Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen bütün unsurları taşıması gerekli olup 6762 sayılı TTK’nın 692. maddesi gereğince çeklerde bulunması zorunlu olan keşideci yerinin bir duraksamaya meydan vermeyecek biçimde açık ve anlaşılır olması gerektiği, aynı yasanın 693. maddesine göre ise keşide yeri gösterilmemiş olan çekin, keşidecinin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde keşide edilmiş sayılacağı hükmü de dikkate alınarak, suça konu çekte keşide yeri ve keşidecinin ad ve soyadı altında da bir yer bulunmadığı anlaşıldığından unsurları bulunmayan suça konu çekin özel belge niteliğinde bulunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeyerek suç vasfında yanılgıya düşülmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,
3-Sanığın, suça konu çeki beraat eden diğer sanık Şükrü’den 07.06.2005 tarihinde satın almış olduğu una karşılık vermesi ve 20.06.2005 tarihli fatura alması karşısında, haksız menfaatin elde edildiği tarih itibariyle TCK’nın 158/1.f maddesinin, 29.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki halinde suç için öngörülen cezanın alt sınırının iki yıl olduğu ve adli para cezasına ilişkin lehe hükümler içerdiğinin gözetilmemesi suretiyle fazla ceza tayini,
4-Sanığın savunmasında, çekin çalıntı olduğunun anlaşılması üzerine sanık Şükrü’ye çek bedelini ödediğini beyan etmesi, mağdur Ziya’nın da ifadesinde, sanık Şükrü ile birlikte sanık Ali’nin fırınına gittiklerini ve sanığın, diğer sanık Şükrü’nün zararını giderdiğini beyan etmesi, beraat eden sanık Şükrü’nün ise zararının giderilmediğini ifade etmesi karşısında, ifadeler arasında çelişki giderilerek açıklığa kavuşturulduktan sonra etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.