YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/15423
KARAR NO : 2014/7286
KARAR TARİHİ : 16.04.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/99599
MAHKEMESİ : Edirne 2. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 16/09/2009
NUMARASI : 2009/215 (E) ve 2009/442 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Mağdur H.. A..’ın, çalıştığı dönerci dükkanından izin alarak bir yakınına para havale etmek için Edirne Saraçlar Caddesi üzerinde bulunan postaneye gittiği, yolda sanık Efrahim’in mağduru durdurarak kendisini Ak Sigorta çalışanı olarak tanıtıp mağdurun patronu olan Özgür isimli şahsın yaptırmış olduğu sigortaya ilişkin poliçelerin iptal edilmesi nedeni ile 900 TL civarında alacağının oluştuğunu, bu paranın alınması için kendisine haber vermesini söyleyerek mağdur üzerinde kurduğu güven ve samimiyet ilişkisi kapsamında mağdurdan cep telefonunu istediği, mağdurun vermiş olduğu cep telefonu ile Özgür isimli şahıs ile konuşuyormuş gibi yapan sanığın, mağdura “üzerinde para varsa ver daha sonra ben patrondan alırım” diyerek mağdurdan 50 TL parayı aldığı ve cep telefonuyla konuşuyormuş gibi yaparak mağdurun yanından ayrılıp ortadan kaybolduğu ve bu şekilde dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda;
1-Sanığın savunmasında suçlamayı kabul etmediğini, Edirne’ye hiç gitmediğini ve söz konusu cep telefonu hattının kendisine ait olmadığını beyan etmesi, mağdurun kolluktaki ifadesinde verdiği eşgal bilgileriyle sanığa ait fotoğrafta farklılıklar bulunması, sanığın kullandığı iddia edilen telefonun suçtan bir gün sonra kullanılması ve ayrıca sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde sanığın olay günü İstanbul Hadımköy’de ISISO Sanayi Sitesi’nde çalışmakta olduğunu iddia etmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından, öncelikle sanığın kullandığı iddia edilen cep telefonuna ilişkin kayıtlar incelenerek sanığın bu hattan akrabası veya yakınlarıyla görüşüp görüşmediği belirlenip, hattın sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığının tespiti, sanığın ISISO Sanayi Sitesi’ndeki çalıştığı yerin tespitiyle suç tarihinde işyerinde çalışan kişilerin tanık olarak dinlenmesi ve sanığın çalıştığına dair sigorta evraklarının temini, cep telefonu hattına ilişkin abonelik sözleşmesinin aslı getirtilip üzerindeki imza ve yazıların sanığa ait olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu alınması ve gerektiğinde sanık ile mağdurun yüzleştirilmesi ve toplanan tüm delillerin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeksizin eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de;
2-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 365 gün olarak tayin edilmesi,
3-Kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında TCK’nın 53/4. maddesine aykırı olarak aynı maddenin birinci fıkrasında düzenlenen hak yoksunluklarına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.