Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/12624 E. 2014/5160 K. 19.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/12624
KARAR NO : 2014/5160
KARAR TARİHİ : 19.03.2014

Tebliğname No : 11 – 2010/32422
MAHKEMESİ : Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 21/05/2009
NUMARASI : 2008/93 (E) ve 2009/188 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nun 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37.maddesinin 4.bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Sanıkların, Türkiye’nin çeşitli illerinde benzer şekilde işyeri kiralayıp döviz büroları ile irtibat kurdukları, bir süre para sirkülasyonu sağlayıp güven kazandıkları, yüklü miktarlarda dövizi işyerlerine getirterek aldıktan sonra ortadan kayboldukları, olay tarihinde Konya’ya gelip A.. mahallesinde bir iş yeri kiraladıkları, burayı şirket bürosu şeklinde dizayn ederek A.. Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Şirketi ünvanı ile çalıştıkları görüntüsü verdikleri, iş yeri sahipleri gibi hareket ederek bir süre sonra P.. isimli döviz bürosunun ortağı olan katılan İ.. Ç.. ile tanıştıkları, sanık Hasan’ın kendisini T.. G.. olarak diğer sanığı da çalışanı Hakan olarak tanıttığı, birkaç kez iş yerlerine 30.000-35.000 Euro gönderilmesini istedikleri, karşılığında bedelini ödedikleri, olay günü sanık Hasan’ın katılan İ.. Ç..’ı arayarak 37.900 Euro istediğini, yurt dışına çıkacağından parayı iş yerinde bulunan ismini Hakan olarak tanıttığı sanık Sabahattin’e bırakmalarını ve karşılığında TL almalarını söylediği, katılanın çalışanı olan tanık Süleyman ile parayı gönderdiği, burada kendsini Hakan olarak tanıtan sanık Sabahattin 37.900 Euro’yu alarak yan odaya Türk lirası karşılığını getireceğini söyleyerek girdiği, tanığın bir süre bekledikten sonra gelen olmaması üzerine odaları kontrol ettiğinde kimsenin olmadığının anlaşıldığı olayda, eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmaması, güvenlik tedbirleri ceza mahkumiyetinin kanuni sonucu olup infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülerek bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanıkların aynı yöntemlerle birden fazla farklı yerlerde benzeri şekilde dolandırıcılık suçlarını işledikleri, bu işi alışkanlık haline getirdikleri, suç
işleme kasıtlarındaki yoğunlukları, etkin pişmanlık hallerinin gözlenmemesi, elde edilen menfaat miktarlarının fahiş olması hususları nazara alınarak TCK’nın 61. maddesi gözönünde bulundurularak asgari haddin üzerine çıkılmak suretiyle takdiren ve teşdiden ceza uygulaması yapılması yerine dosyaya ve gerekçeye uygun düşmeyen şekilde asgari hadden ceza tayini ile sanık S.. B.. hakkındaki cezanın ertelenmesine karar verilmesi,
2-Hapis cezasının alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının belirlenmesi sırasında, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeye dayanarak tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle sanıklara fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili, sanık S.. B.. ile sanık H.. D.. müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.