YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13708
KARAR NO : 2014/5416
KARAR TARİHİ : 24.03.2014
Tebliğname No : 11 – 2010/72757
MAHKEMESİ : Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 15/12/2009
NUMARASI : 2008/96 (E) ve 2009/456 (K)
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında hükmolunan ceza miktarına nazaran, duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, tamamen sahte olarak üretilmiş ve keşidecileri şikayetçi A.. N.. olarak görünen 010… seri numaralı çeki 20.000,00 TL bedelli olarak 15.02.2006 tarihinde keşide edilmiş gibi, 010… numaralı olanını da 28.02.2006 tarihinde 22.050,00 TL bedelli olarak düzenlenmiş gibi doldurup veya doldurtarak aldığı peynir karşılığında katılan M.. Ü..’a vermek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği; ayrıca 010… numaralı çeki 24.02.2006 tarihinde 9.872,00 TL bedelle tanzim edilmişçesine doldurup veya doldurtup bir şekilde imzalatarak daha önceden aldığı borca karşılık O.. Ö..’e ciro ederek verdiği, bu çek üzerinde uzman bilirkişi tarafından yapılan incelemede, keşideci imzasının A.. N..’a ait olmadığının tespit edildiği, böylece sanığın O.. Ö..’e sahte çek vermek suretiyle resmi evrakta sahtecilik suçunu işlediği, ayrıca M.. Ü..’a vermiş olduğu çek asıllarının ele geçirilememesi nedeniyle iğfal kabiliyetine haiz olup olmadıklarının da belirlenemediğinin iddia edildiği olayda;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Failin önceden doğmuş bir zarar veya doğmuş bir borç için hileli davranışlarda bulunması halinde zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucunda doğmayacağından dolandırıcılık suçu da oluşmayacaktır. Bu bilgiler ışığında somut olayın değerlendirilmesi gerekirse; sanığın 22.12.2005 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde, suça konu çekleri M.. Ü..’dan daha önceden almış olduğu mal karşılığında verdiğini belirtmesi, şikayetçinin bu konudaki beyanlarının ise çelişkili olması karşısında, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması bakımından, sanık ile şikayetçi M.. Ü..’ın yeniden ifadelerine başvurularak suça konu çeklerin önceden doğmuş borç karşılığında verilip verilmediklerinin sorulmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- 6762 sayılı TTK’nın 692. maddesi gereğince çeklerde bulunması zorunlu olan keşide yerinin bir duraksamaya meydan vermeyecek biçimde açık ve anlaşılır olması gerektiği, aynı Kanun’un 693. maddesine göre ise, keşide yeri gösterilmemiş olan çekin, keşidecinin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde keşide edilmiş sayılacağı hükmü de dikkate alınarak; aslı emanette bulunan ve hükme esas alınan 24.02.2006 tarihli çek fotokopisi üzerinde yapılan incelemede, zorunlu unsurlardan olan keşide yerinin bulunmaması nedeniyle resmi belge niteliğinde olmadığı, bu durumda eylemin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabileceği, yine belgede sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri mahkemeye ait olduğundan suça konu 24.02.2006 keşide tarihli çek aslının özelliklerinin duruşma tutanağına geçirilmesi ile toplanan tüm delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesinden sonra, sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kabule göre de;
3- Hükme esas alınan 24.02.2006 tarihli çekte zorunlu unsurlardan olan keşide yeri bulunmadığından kambiyo senedi niteliğine haiz olmadığı, bu nedenle yasal olarak bankanın maddi varlığı sayılamayacağından hareketle; sanığın eyleminin, TCK’nın 157/1. maddesi kapsamında basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suçun vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.