Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2017/2902 E. , 2022/3449 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/2902
Karar No : 2022/3449
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : (… İdare Mahkemesi … Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının (Karar, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla Dairemize gönderilmiş olup, İdare Mahkemesince karar sehven “kısmen kabul, kısmen ret” olarak kaydedilmiştir.) temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, askerlik hizmetinden önce herhangi bir rahatsızlığı olmamasına rağmen askerlik hizmeti esnasında tüberküloz-menenjit hastalığına yakalandığı, tedavisi tam olarak yapılmadığı için hakkında askerliğe elverişli olmadığına dair rapor düzenlenerek terhis edildiği belirtilerek, bu sebeple uğranıldığı ileri sürülen 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: (… İdare Mahkemesi İkinci Dairesince; dava dosyasında bulunan tıbbi kayıtlar ve bilirkişi raporu dikkate alındığında, davacının askerliğe elverişsiz hale gelmesine sebep olan “tüberküloz, menenjit” rahatsızlığının oluşumunda askerlik görevinin sebep ve tesirinin olmadığı, davacıya uygulanan teşhis ve tedavilerde hata ya da gecikme bulunmadığı anlaşıldığından, idarenin meydana gelen zararın ödenmesinden sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, “tüberküloz, menenjit” hastalığına askerlik görevi neticesinde yakalandığı, bu hastalığı sebebiyle askerlik görevine son verilmiş ise de, sivil hayatında bu tedavilere devam ettiği, askerlik görevi sırasında tanı, teşhis ve tedavisinin yarım bırakıldığı, ayrıca Diyarbakır Jandarma Bölük Komutanlığına bağlı cezaevinde görev yaptığı ve hastalığının oluşumuna yönelik değerlendirme yapılırken cezaevi koşullarının da dikkate alınması gerekirken gerek temyize konu kararda, gerekse de hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu hususa ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmediği ileri sürülerek temyize konu kararın bozulması istenilmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı tarafından doldurulan “Yükümlülere Yoklamalarda Uygulanacak Sağlık Durumu Hakkında Bilgi Formu”nda, davacının, daha önce herhangi bir bulaşıcı hastalık geçirip geçirmediği, sağlığıyla ilgili endişesinin bulunup bulunmadığı ve formun doldurulduğu tarihe kadar ameliyat olup olmadığı yolundaki sorulara “Hayır” yanıtı verdiği; davacıya yönelik olarak Ereğli Askerlik Şubesi Başkanlığınca düzenlenen 23/09/2011 tarihli “Son Yoklama Belgesi”nde ise davacının askerliğe elverişli olduğunun belirtildiği görülmektedir.
Öte yandan, “Sevk Belgesi (YÜSEM)” uyarınca davacının 24/08/2012 tarihinde 116. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığı … ‘ye sevkinin sağlandığı ve davacının 26/08/2012 tarihinde söz konusu eğitim merkezine katıldığı; sonrasında askerlik hizmeti kapsamında dağıtımı yapılan davacının 02/11/2012 tarihinde Diyarbakır Jandarma Komutanlığı’na katıldığı anlaşılmaktadır.
Bunun ardından 22/02/2013 tarihinde rahatsızlanan davacının Diyarbakır Asker Hastanesi Acil Servisine götürüldüğü, anılan hastane tarafından aynı tarihte düzenlenen raporda; “hemoptizi” ve “akut tonsilit, tanımlanmamış” tanıları konulduktan sonra taburcu edildiği ve 3 gün istirahatinin uygun olduğu belirtilmiştir. Bu olaydan bir gün sonra davacı söz konusu hastanede tekrar muayene edilmiş ve “Hemoptizi” tanısıyla Kulak Burun Boğaz Polikliniğine sevkinin uygun olduğuna ilişkin 23/02/2013 tarihli rapor düzenlenmiştir. Kulak Burun Boğaz Polikliniğine sevk edilen davacıya yönelik olarak yaptırılan bir takım tetkikler sonucu, davacı hakkında tedavi kararı verilmiştir. Bunun üzerine 18/04/2013 tarihinde Diyarbakır Asker Hastanesi’nde muayene edilen davacının aynı hastanenin 19/04/2013 tarihli raporuyla, “Epistaksis” tanısıyla Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliği Kulak Burun Boğaz Polikliniğine sevki uygun görülmüştür. Ayrıca Diyarbakır Asker Hastanesi Baştabipliği tarafından GATA Komutanlığı’na hitaben düzenlenen 19/04/2013 tarihli raporda, davacıya yönelik “Miliyer tüberküloz, tanımlanmamış”, “Intersilisyel akciğer hastalıkları, diğer, tanımlanmamış”, kesin tanılarına yer verilerek, her iki akciğerde yaygın retikulonodüler dansite artışı olan hasta olduğu belirtilerek ileri tetkik ve tedavi amacıyla davacı Ankara GATA Göğüs Hastalıkları Polikliniğine sevk edilmiştir.
22/04/2013 tarihinde GATA’ya başvuran davacıya yönelik yapılan tetkikler sonucunda GATA tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı “Üç Uzman Tabip İmzalı Sağlık Raporu”nda; davacıya “tüberküloz menenjit” ve “akut miliyer tüberküloz” tanıları konularak 2 ay hava değişimi kararı verilmiştir. 11/07/2013 tarihinde tekrar GATA’ya başvuran davacıya yönelik yapılan tetkikler sonucunda GATA tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı “Üç Uzman Tabip İmzalı Sağlık Raporu”nda; davacıya “tüberküloz menenjit” ve “akut miliyer tüberküloz” tanıları konularak 2 ay daha hava değişimi kararı verilmiştir. Bu raporun bitiminin ardından 09/11/2013 tarihinde GATA’ya başvuran davacıya yönelik yapılan tetkikler sonucunda GATA tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı “Üç Uzman Tabip İmzalı Sağlık Raporu”nda; davacıya “tüberküloz menenjit (tedavi altında)” tanısı konularak 6 ay hava değişimi kararı verilmiştir. Bu raporun bitiminin ardından 12/05/2014 tarihinde yine GATA’ya başvuran davacıya yönelik yapılan tetkikler sonucunda yine GATA tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı raporda; davacıya “tüberküloz menenjit (komplikasyonsuz)”, “Genel psikiyatrik muayene, başka yerde sınıflanmamış, (psikiyatrik açıdan sağlam)”, ” akciğer tüberkülozu, tanımlanmamış yolla kanıtlanmış (geçirilmiş milier akciğer tüberkülozu sekeli (solunum fonksiyon bozukluğu yapmamış.)”, “nörolojik, nöroşirurjik ve göz hastalıkları açısından sağlam” tanıları konularak davacının askerliğe elverişli olmadığına karar verilmiştir.
Diğer taraftan, dosya içerisinde yer alan Diyarbakır Cezaevi Jandarma Bölük Komutanlığı’nın … tarih ve … sayılı yazısıyla, E Tipi Cezaevi Jandarma Bölük Komutanlığı emrinde görevli olan davacının da aralarında bulunduğu 2 er ve erbaşa tüberküloz teşhisi konulduğu ve söz konusu hastalığın bulaşıcı olması sebebiyle diğer er ve erbaşlara bulaşmasının önlenmesi açısından tüberküloz taraması yaptırılması Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü’nden istenilmiş, bu yazı uyarınca Diyarbakır İl Halk Sağlığı Müdürlüğü’nce yaptırılan taramalar sonucu düzenlenen … tarih ve … sayılı yazıda; bulaşıcı olmayan tüberküloz tanısı konulan hastaların tedavilerinin devamı gerektiği, yakın temaslı olan birlik içindeki er ve erbaşların taramaları sonucunda şüpheli kişilere rastlanmadığı, bu nedenle söz konusu er ve erbaşların koruma tedavisi almalarına gerek görülmediği bildirilmiştir.
Son olarak davacı tarafından 07/07/2014 tarihli dilekçeyle İçişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunularak askerlik görevi neticesinde tüberküloz menenjit hastalığına yakalandığı belirtilerek bundan dolayı uğradığını ileri sürdüğü 200.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istenilmiştir. Anılan idarece başvurunun zımmen reddi üzerine de bakılmakta olan dava açılmıştır.
Dosya içerisinde yer alan davaya yönelik düzenlenen GATA Askeri Tıp Fakültesi Dekanlığı ve Eğitim Hastanesi Baştabipliği’nin … tarih ve … sayılı yazısı incelendiğinde; tüberküloz hastalığının Türk toplumunda yaygın görülen bir hastalık olduğu, Türk toplumunda yaklaşık her 5 kişiden birinin “tüberküloz” mikrobunu vücuduna aldığının kabul edildiği, ancak mikrobu alan her kişide hastalığın gelişmediği, alınan mikrop çok fazla olduğunda ya da bağışıklık düştüğünde “akciğer tüberkülozu” “tüberküloz menenjit” veya diğer sistemlerin tutulmasına bağlı hastalık tablosunun gelişebildiği, tüberkülozlu bir hastada mikrobun vücuda girmesiyle hastalık tablosu oluşması arasında geçen sürenin ayları, hatta yılları bulabildiği, hastalık oluşmadan önce mikrobun vücuda ne zaman girdiğinin belirlenmesinin mümkün olmadığı, bu anlamda hastalık oluşumunda askerlik görevinin neden ve etkisinin olup olmadığının belirlenmesinin tıbben olanaksız olduğu, yapılan epidemiyolojik çalışmaların, mikrobun Türk Silahlı Kuvvetlerinde görülme sıklığının, Türk toplumunda görülme sıklığından daha fazla olmadığını gösterdiği, dolayısıyla askerlik görevinin tüberküloz gelişimi için bir risk faktörü olmadığı değerlendirilmiştir.
Temyize konu kararda hükme esas alınan 13/01/2016 tarihli bilirkişi raporunda ise; tüberkülozun, tüberküloz basilinin neden olduğu solunan hava aracılığıyla bulaşan bir enfeksiyon hastalığı olduğu ve hastalığın 2 yolla oluştuğu belirtilerek bu yollar açıklanmıştır: “a) Reaktivasyon; Ülkemiz gibi tüberkülozun yaygın olduğu ülkelerde sağlıklı kişilere, çocukluk çağında tüberküloz basili bulaşmakta, ama bu basil vücutta uyur vaziyette hastalık yapmaksızın kalmaktadır, başka bir deyişle basilin bulaştığı kişi sadece basili taşımakta ama hasta olmamaktadır. Daha sonra %5 oranında, basili taşıyan kişinin yaşamının herhangi bir döneminde vücut direnci azalırsa, uyuyan basillerin aktive olması ile akciğer tüberkülozu hastalığı ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda sorumlu basil kişinin vücudunda taşıdığı basildir. b) Reenfeksiyon: Öncellikle vücut direnci düşük olan kişiler olmak üzere herhangi bir kişinin ister tüberküloz basili olsun ister olmasın, tüberkülozlu bir hastayla olan yakın temas sonucu, hava yolu ile yeni basilleri akciğerlerine alıp birkaç ay içinde tüberküloz hastası olması da söz konusu olabilir. Bu durumda sorumlu basil, kişiye yeni bulaşan basildir. Sonuç olarak tüberküloz hastalığı, tüberküloz basilinin varlığı ile ortaya çıkar, hem bünyesel hem de dış etkenlerden kaynaklanır.” Raporun devamında, gerek tüberkülozlu hastalarda, gerekse de davacıda hastalığın ne şekilde ortaya çıktığının Türkiye’de ve dünyada günümüz koşullarında ayırt edilemediği, yani davacının bu tüberküloz basilini çok önceki yıllarda, örneğin çocukluğunda ya da tüberküloz hastası olan bir koğuş arkadaşından almış olabileceği, hangisinin geçerli olduğunun kesinlikle ayırt edilemeyeceği, mevcut dosya bilgilerine göre davacının askerliği sırasında temasta olduğu bir tüberküloz hastası bulunmadığı, yani bu hastalığın oluşumunda bir “dış etken” olarak askerlik hizmetinin sorumlu tutulmamasının gerektiği belirtilmiş, sonrasında, askerlik hizmeti sırasında ağır fiziksel aktivitelere maruz kalmak, yeterli beslenememek, soğuğa karşı önlem almamak ya da hijyen koşullarına uygun ortamı sağlamamanın kişinin vücut direncini düşürebileceği ve askerlik öncesi alınan tüberküloz basilinin bu suretle kişiyi hasta edebileceği, ancak mevcut dosya bilgilerinin askerlik ortamını değerlendirmeleri için yeterli olmadığı, öte yandan, vücut direncini düşüren etkenin tek başına askerlik hizmeti yapmak olduğunu düşünmenin doğru olamayacağı, çünkü Türkiye’de çok sayıda kişinin hasta olmaksızın tüberküloz basili taşıdığı düşünülürse, askerlik hizmeti yapan hemen herkeste hastalığın aktif hale gelmesinin beklenmesi gerekeceği, mevcut dosya bilgileri arasında, askerlik hizmeti esnasında davacıya özel, uygunsuz koşulların söz konusu olduğunu gösterir bir bulguya da rastlanmadığı, davacının 23/09/2011 tarihinde son yoklamasının yapıldığı ve askerliğe elverişli kabul edildiği, 24/08/2012 tarihinde askere sevk edildiği, mevcut revir kayıtlarından 22/02/2013 tarihine kadar herhangi bir sağlık sorununun olmadığının anlaşıldığı hususlarına yer verilmiştir. Diğer taraftan, akciğer tüberkülozunun 3 klinik formu olduğu, bunların ise çocukluk çağı (primer tb), yetişkin tüberkülozu (postprimer tb) ve miliyer tüberküloz olduğu, davacıya miliyer tüberküloz tanısı konulduğu, hastalığın bu klinik formunun diğerlerinden farklı olarak çok fazla miktarda tüberküloz basilinin kana karışması sonucu her iki akciğerde çok sayıda yaygın noktasal lekelenmelerle seyrettiği, basillerin kana karışması söz konusu olduğu için de pek çok olguda davacıda da olduğu gibi menenjit tüberkülozuyla birlikte görüldüğü, menenjit tüberkülozün, tüberküloz basillerinin kan yoluyla meninkslere (beyin zarı) ulaşıp meniksler ve komşu beyin dokularında enfeksiyona neden olması sonucu ortaya çıktığı, bir santral sinir sistemi hastalığı olarak nörolojik bulgularla seyrettiği ve oluştuğunda semptom (bulgu) vermemesinin mümkün olmadığı tespitlerine yer verildikten sonra hastalığın askerliğin başlangıcında bulunması halinde, mutlaka hastalık bulguları ve hastanın genel durumunun bozuk olduğunun askere alınma esnasında tespit edilebileceği, dolayısıyla davacının hastalığının askerlik başlangıcında bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca 19/04/2013 tarihi civarında yakınmaları başlayan davacıya uygun sürede uygun yöntemlerle tanı konulduğu ve uygun ilaçlarla, uygun doz, süre ve takiple tedavisinin başarıyla verildiği, bu haliyle
davacının rahatsızlığıyla ilgili olarak birliği komutanlığında ve birlik revirinde yapılan işlemlerle sevk edildiği askeri hastanelerde (Birlik Komutanlığı, Birlik reviri ile sevk edildiği Askeri
Hastaneler ayrı ayrı değerlerinlerek) teşhis ve tedavilerde hata, eksiklik, ihmal kusur ve
gecikmenin bulunmadığı belirtilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
27/04/2017 tarihinde yürürlüğe giren 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Anayasa’ya eklenen geçici 21. maddenin (E) bendi hükmüyle askeri yargı kaldırılmış ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmekte olan dosyalardan kanun yolu incelemesi aşamasında olanların Danıştaya, diğer dosyaların ise görevli ve yetkili idari yargı mercilerine bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde gönderileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasanın 121. maddesi ile 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca 15/08/2017 tarihinde kararlaştırılan ve 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 36. maddesi ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na eklenen ve 7078 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile kabul edilen geçici 45. maddede ise, kaldırılan askeri yargı mercilerinde görülmekte olan, tebliğde ve infaz aşamasında bulunanlar ile bu mercilerin arşivlerinde bulunan işi bitmemiş dosyalardan Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde kanun yolu incelemesinde olanların Danıştaya, diğerlerinin ise Ankara İdare Mahkemelerine gönderileceği kurala bağlanmıştır.
Uyuşmazlığa ilişkin olarak, “usul kurallarının derhal uygulanırlığı ilkesi” gereğince dava dosyalarının devrini müteakip uyuşmazlığın çözümünde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık, davacının askerlik görevini yerine getirdiği süreçte tüberküloz hastalığına yakalanmasında ve bu hastalığının tedavisinin sağlanmasında davalı idarece yürütülen hizmetler bakımından kusur bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Bu itibarla, öncelikle davacının askere sevk edildiği 24/08/2012 tarihi itibarıyla tüberküloz hastası olup olmadığının ortaya konulması zorunlu bulunmaktadır. Diğer bir anlatımla, ilk aşamada, davacının uyuşmazlığa konu rahatsızlığının askerlik ortamındaki koşullardan dolayı oluşup oluşmadığının belirlenmesi hizmet kusurunun tespiti bakımından önem arz etmektedir.
Bu hususun netleştirilmesinden sonra ise, davacının zamanında sağlık hizmetine kavuşmasının ve sevk edildiği sağlık kuruluşlarınca önerilen tedavilerin yerine getirilmesinin sağlanması bakımından davalı idarenin görevlerini ifa edip etmediğinin araştırılması gerekmektedir.
Üçüncü olarak, davacı tarafından dava ve temyiz dilekçelerinde hastalığa yönelik tanı, teşhis ve tedavinin tamamlanmadığı ileri sürüldüğünden, davalı idareye bağlı bulunmayan sağlık kuruluşlarında sağlık hizmetinin sunumu sırasında -tanı, teşhis, tedavi aşamalarında- herhangi bir hizmet kusuru bulunup bulunmadığı ve bir kusur varsa bu kusurdan dolayı davacının zarar görüp görmediği hususu da netleştirilmelidir.
Uyuşmazlıkta; davacının 23/09/2011 tarihli son yoklamasına ilişkin düzenlenen belgede, askerliğe elverişli olduğunun belirlendiği, ayrıca askere sevk edildiği 24/08/2012 tarihinde tüberküloz hastalığının bulunduğuna ilişkin bir tespitin bulunmadığı, kaldı ki askerlik görevini yerine getirmeye başladığı tarihten 22/02/2013 tarihine kadar geçen süreçte herhangi bir sağlık sorununun olmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, temyize konu karara esas alınan bilirkişi raporunda da, davacının hastalığının askerliğinin başlangıcında bulunması halinde askere alınma esnasında mutlak surette tespit edileceği, dolayısıyla davacının hastalığının askerlik başlangıcında bulunmadığı kanaatine varıldığı görülmektedir.
Bu haliyle, askerlik görevine başladığı tarihten önce hastalığı bulunmadığı anlaşılan davacının askerlik görevini yerine getirirken miliyer tüberküloz – menenjit tüberküloz hastalığına yakalandığı, tüberküloz basilini nereden, ne zaman ve nasıl aldığı bilinememekle birlikte, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi çocukluk çağında almış olsa bile askerliğe kadar etkin hale gelmeyen basilin, askerlik hizmetinin neden ve tesiriyle, rapordaki daha açık anlatımla, diğer askerlerden bulaşmak suretiyle değil askerlik hizmeti sırasında ağır fiziksel aktivitelere maruz kalmak gibi askerlik hizmetine has özel koşullar sebebiyle etkinleşerek uyuşmazlığa konu rahatsızlığa yol açtığı, dolayısıyla olayda idarenin hizmet kusuru saptanamamakla birlikte askerlik hizmeti ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluğunun olduğu sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan mahkemece hükme esas alınan ve Dairemizce de yeterli bulunan bilirkişi raporunda, davacıya yönelik teşhis ve tedavilerde hata, eksiklik, ihmal, kusur ve
gecikmenin bulunmadığının belirtildiği dikkate alındığında; askerlik görevi sırasında hastalığına ilişkin tedavilerin yerine getirilmesinin sağlanması (sevk vb.) bakımından davalı idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığı gibi davacıya sağlık hizmeti sunan ve davalı idareye bağlı bulunmayan hastanelerin de hizmet kusurunun söz konusu olmadığı anlaşıldığından, davacının hastalığına ilişkin tedavisinin yarım bırakıldığına yönelik iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu ve bu haliyle ilgili hastanelerin bağlı olduğu idarelerin husumete alınarak dosyanın yeniden tekemmülünün sağlanmasında hukuki fayda, uyuşmazlığın yalnızca İçişleri Bakanlığı husumetiyle çözümlenmesinde ise hukuki engel bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Bu durumda, Mahkemece, askerlik görevi sırasında miliyer tüberküloz – menenjit tüberküloz hastalığına yakalanan davacının, bu hastalığa yakalanması sebebiyle ileri sürdüğü zararlardan davalı idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi kapsamında sorumlu olduğu kabul edilerek, meydana geldiği ileri sürülen zararlar netleştirildikten ve hastalık sebebiyle davacının uğradığı maluliyet oranı tespit edildikten sonra tazminat istemi yönünden bir karar verilmesi gerekirken, illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddi yolundaki (… İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın davanın görüm ve çözümünde yetkili Diyarbakır İdare Mahkemesine gönderilmesine, kararın … İdare Mahkemesine ve taraflara bildirilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.