Danıştay Kararı 10. Daire 2022/2113 E. 2022/3429 K. 22.06.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/2113 E.  ,  2022/3429 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/2113
Karar No : 2022/3429

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının, maddi ve manevi tazminat istemlerine yönelik istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmının davalı idarece temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları … ‘nin; Ankara İli, Mamak İlçesi, … … Mahallesi, … Sokak tarafında bulunan su kanalına düşmesi sonucu vefat etmesi nedeniyle uğradıkları zararın giderilmesi istemiyle DSİ Genel Müdürlüğü ile ASKİ Genel Müdürlüğüne yaptıkları başvuruların reddine ilişkin işlemlerin iptali ile davacılar … için 1.000,00 TL, … için 1.000,00 (miktar artırımıyla 26.781,00 TL) ve … için 3.400,00 (miktar artırımıyla 55.535,00 TL) olmak üzere toplam 5.400,00 TL (miktar artırımıyla 83.316,00 TL) maddi tazminat ile davacıların her biri için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 225.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; dava konusu uyuşmazlığın Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü husumetiyle görülmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün hasım mevkiinden çıkarılmasına karar verildiği, 25/11/2017 tarihinde Ankara İli, Mamak İlçesi, … Mahallesi, … Sokak tarafında bulunan su kanalının içinde hareketsiz yatan bir şahsın olduğunun ihbar edilmesi üzerine olay yerine gelen polis ekipleri ve sağlık görevlilerince şahsın davacılar murisi … olduğunun ve hayatını kaybettiğinin tespit edildiği, müteveffanın bulunduğu alanda 7,5 metrelik kısımda korkuluk tel örgü demirlerinin yerinde olmadığının tespit edildiği, … Cumhuriyet Başsavcılığı’nca davacılar murisinin ölümüyle ilgili olarak alınan Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun … sayılı mütalaasında; ”Ölen şahsın kanında 214 mg/dL etanol bulunduğu, göziçi sıvısında 306 mg/dL etanol bulunduğu, kanında yüksek miktarda alkol bulunan şahsın ölümünün genel beden travmasına bağlı sternum ve kot kırıkları ile omur dislokasyonuyla birikte medulla spinalis kanaması sonucu meydana gelmiş olduğunun..” belirtildiği, Mahkemelerinin 19/09/2019 tarihli ara kararıyla, davacılar yakınının alkollü olmasının su kanalına düşmesine neden olup olmayacağının, neden olmuş ise bunun olayın meydana gelmesindeki etkisinin ne olduğunun, başka bir anlatımla olayın meydana gelmesini ne oranda etkilediğinin ortaya konulması için bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 5. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun … tarih ve … sayılı mütalaasında; tespiti istenen söz konusu hususların tıbbi bir konu olmadığından cihetle kişinin alkollü olmasının olayın meydana gelmesindeki etkisinin tıbben tespitine gidilemeyeceği belirtilmekle birlikte, mütevaffanın kanında saptanan 2.14 promil etanol düzeyinin kişide dikkat azalması, uykuya meyil, risk alma eğiliminde artma, çevresel uyaranların algılanmasında yavaşlama, göz ve beyin arasındaki iletişim sürecinde uzama, algılanan çevresel uyarıların beyinde işlenmiş veriler haline dönüşmesinde gecikme, dolayısıyla uyaranlara karşı reaksiyon zamanında uzama, beyinciğin etkilenmesi suretiyle denge ve koordinasyonda olumsuz yönde etkilenme gibi sonuçlar doğuracağı, 200 mg/dl = 2 (iki) promil üstündeki değerlerde bu bulguların daha da belirgin hale geleceği yönünde tıbbi değerlendirmelere yer verildiği, mevzuat hükümleri ile dava dosyasındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, davacılar yakınının su kanalına düştüğü alandaki 7,5 metrelik bir bölümde korkulukların daha önce meydana gelen bir trafik kazası nedeniyle bir aracın çarpması sonucu tahrip olduğu, korkulukların tahrip olmasından sonra su kanalının bakım ve onarımından sorumlu olan davalı idarece bu alanda bir denetim yapılmadığının, söz konusu kısımda hiçbir güvenlik önlemi alınmadığının ve korkulukların onarılmadığının anlaşıldığı, dolayısıyla idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanan hizmet kusurunun somut olayda gerçekleştiği, bu nedenle davalı idarenin davacıların uğramış olduğu zararı kusuru oranında tazmin etmesi gerektiği ve başvurunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı; öte yandan olayda, müteveffanın yapılan otopsisi sonucunda kanında 2.14 promil etanol saptandığı, 2 (iki) promilin üstündeki değerlerde beyinciğin etkilenmesi suretiyle denge ve koordinasyonun olumsuz yönde etkilenmesi, ani karar verebilme gibi birden fazla hareketi bir anda yapabilme kabiliyetinde azalma ve uyaranları erken fark edip doğru tepkiler vermenin daha da zorlaşacağının Adli Tıp Kurumu mütalaasıyla da ortaya konulduğu dikkate alındığında, olayda davacılar yakınının %30 oranında müterafik kusurunun bulunduğu, davalı idarenin %70 oranında kusurlu olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların destekten yoksun kalma niteliğindeki maddi zararlarının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 09/11/2020 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacıların davalı idareye yaptıkları ön karar başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptaline, idarenin kusur oranı dikkate alınarak davacılardan … ‘nin 26.781,00 TL maddi tazminat talebinin 18.746,70 TL’lik kısmı ile davacı … ‘nin 55.535,00 TL maddi tazminat talebinin 38.874,50 TL’lik kısmının kabulüne, davacı … ‘nin 1.000,00 TL maddi tazminat talebinin reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile her bir davacı yönünden 5.000,00 TL olmak üzere toplam 15.000,00 TL manevi tazminat ile hükmedilen toplam 57.621,20-TL maddi tazminatın davacıların ön karar başvurusunda bulunduğu 19/10/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf istemlerinin reddine, davalı istinaf isteminin kısmen reddine, kısmen kabulüne, … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E: … , K: … sayılı kararın, dava konusu işlemin iptali yönünden kaldırılmasına, dava konusu işlem yönünden davanın incelenmeksizin reddine, kararın diğer kısımlarının onanmasına karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün hasım mevkiinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, olayın davacılar yakınının kusurundan kaynaklandığı, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu, manevi tazminatın reddedilen kısmı için idareleri lehine hükmedilen vekalet ücretinin eksik olduğu iddialarıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi ve manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların babaları …, Ankara İli, Mamak İlçesi, … Mahallesi, … Sokak tarafında bulunan su kanalına düşmesi sonucu boğularak hayatını kaybetmiştir.
Davacılar tarafından, olayda sorumlulukları bulunduğu iddiasıyla 23/10/2018 tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne, 12/11/2018 tarihinde Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne tazminat ödenmesi istemiyle başvurulmuştur.
Davacıların başvurularının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı; Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemiyle reddedilmesi üzerine davacılar tarafından söz konusu işlemlerin iptali ve uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların giderilmesi istemiyle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne karşı bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin iptali, maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen karara karşı taraflarca yapılan istinaf başvuruları üzerine, Bölge İdare Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmına karşı davalı idarece yapılan istinaf başvurusu kabul edilerek kararın anılan kısmının kaldırılmasına ve işlem (ön karar başvurusunun reddi) yönünden davanın incelenmeksizin reddine, kararın diğer kısımlarına yönelik istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. Bunun üzerine, davalı idarece, Bölge İdare Mahkemesi kararının yalnızca maddi ve manevi tazminat istemlerine yönelik istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmiş olup, kararın “davanın incelenmeksizin reddi”ne ilişkin kısmı kesinleşmiştir.
Temyize konu kararın davalılardan Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü açısından incelenmesi:
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idari dava türleri; iptal, tam yargı ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmeden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış; “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasının, ön karar başvurusunun yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan halinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerektiği, bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği; “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasında, dilekçelerin, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından, fıkrada belirtilen konularda sırasıyla inceleneceği belirtilmiş; anılan fıkranın (b) bendinde, “idari merci tecavüzü”; (f) bendinde de, “husumet” ilk inceleme konuları arasında sayılmış, bu hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı öngörülmüş; “İlk inceleme üzerine verilecek karar” başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince 14. maddenin 3. fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14. maddenin 3. fıkrasının (f) bendine göre, davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine, 3. fıkrasının (b) bendinde yazılı halde dilekçelerin görevli idare merciine tevdiine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun yukarıda aktarılan maddelerinde; mahkemece, dava dilekçesinin ilk inceleme sırasında “husumet” yönünden inceleneceği, davanın yanlış hasımla açıldığının ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her aşamasında gerçek davalının hasım mevkine alınması suretiyle dava dilekçesinin bu idareye tebliğ edileceği kurala bağlanmış olup; anılan kurallar ile kamu idarelerinin görev, yetki ve sorumluluklarının sayısız mevzuat hükmüyle düzenlenmiş olduğu, bu nedenle davacılar tarafından, menfaatini ya da hakkını ihlal eden işlemi/eylemi yapan veya hareketsiz kalıp yapmayan idarenin (gerçek hasmın) tespit edilmesindeki güçlük gözetilerek davacıların iddialarının salt yanlış hasım nedeniyle dinlenilmeksizin reddolunmaması, başka bir ifadeyle idari işlem veya eylemin hukukilik denetimine tabi tutulması, böylece Hukuk Devleti ilkesinin tesis edilmesi amaçlanmıştır.
Anılan kurallarda, idari dava türleri bakımından bir ayrıma gidilmemiş, daha açık bir anlatımla, idari davanın iptal, tam yargı veya idari sözleşmeden doğan uyuşmazlık nedeniyle açılmış olması noktasında farklı bir hüküm sevk edilmemiş, bu suretle husumetin düzeltilmesine yönelik kuralın bütün idari davalarda uygulanacağı kabul edilmiştir.
Öte yandan, aynı kuralın, idari yargı mercilerine, yanlış hasmın husumetten çıkarılması yetkisini de verdiği Danıştayın yerleşik içtihatları ile kabul edilmiş bulunmaktadır. Zira, dava dilekçesinin “gerçek hasma tebliğine” karar verilmesi, yanlış gösterilen hasmın hasım mevkinden çıkarılması ile mümkündür.
Bu itibarla, tam yargı davalarında da, mahkemelerce gerçek hasmın tespit edilmesi üzerine dilekçede gösterilen yanlış hasmın husumetten çıkarılıp tespit edilen gerçek davalının husumete alınmasına ve dava dilekçesinin gerçek hasma tebliğ edilmesine karar verilebileceği açıktır.
Bakılan davaya ait dava dilekçesinde, davalı olarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne yer verildiği, dava dilekçesinin davalı idarelere tebliğ edilmesinin ardından davalı idareler tarafından cevap verilmek suretiyle dosyanın tekemmül ettiği, davalı Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün Mahkemece temyize konu nihai kararın verildiği tarihe kadar yargılamanın her aşamasında davalı konumunda bulunarak davayı takip ettiği, nihai karar aşamasında Mahkemece olayda davalılardan yalnızca Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün hasım mevkiinden çıkarılarak esas hakkında karar verildiği görülmektedir.
Bununla birlikte, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri gereğince, Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün davanın açıldığı tarihten Mahkemece temyize konu nihai kararın verildiği tarihe kadar yargılamanın her aşamasında davalı konumunda bulunarak davayı takip ettiği anlaşıldığından; adı geçen idarenin, ancak nihai karar aşamasında sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılmasının, bu idare yönünden davanın reddi yolunda karar verilmesini gerektireceğinin, davalı idarenin husumetten çıkarılması sonucunu doğurmayacağının kabulü gerekmektedir.
Esasen aksi yorum, anılan idarenin nihai karar aşamasına kadar davayı takip etmesinden kaynaklanan hak ve yükümlüklerinin (vekalet ücreti, yargılama gideri vs.) akıbeti hakkında da boşluk oluşması suretiyle sorun çıkmasına neden olabilecektir.
Bu itibarla, Mahkemece, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı kanaatine varılan Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü yönünden uyuşmazlığın esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, anılan idarenin nihai karar aşamasında husumetten çıkarılmasında hukuki isabet görülmemiştir.
Temyize konu kararın davalılardan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü açısından incelenmesi:

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir.
İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Tazminat hukukunda asıl olan, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması olup, hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumluluğuna gidebilmek için ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması şarttır. Zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir.
Müterafik kusur (ortak kusur), zarara uğrayanın; zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana veya mirasçılarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında orantısal olarak azaltılmalıdır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olaya ilişkin olarak düzenlenen olay yeri inceleme raporunda, olayın meydana geldiği sulama kanalı çevresinde davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılan korkuluğun 7,5 metrelik kısmının yerinde olmadığı, bununla birlikte korkuluklar üzerinde belirli aralıklarla suya girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna ilişkin uyarı levhalarının bulunduğu yönünde tespitlere yer verildiği görülmektedir.
Bu durumda, davalılardan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün, kanal çevresinde can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla 2015 yılında yaptırdığı korkulukların kontrol, bakım ve onarımını yapmaması nedeniyle olayda hizmet kusurunun bulunduğu açıktır.
Bununla birlikte, davacılar yakınının ölümünün ardından yapılan otopsi sonucunda kanında 2.14 promil etanol saptandığı, Adli Tıp Kurumu 5. Adli Tıp İhtisas Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında “2 (iki) promilin üstündeki değerlerde beyinciğin etkilenmesi suretiyle denge ve koordinasyonun olumsuz yönde etkilenmesi, ani karar verebilme gibi birden fazla hareketi bir anda yapabilme kabiliyetinde azalma ve uyaranları erken fark edip doğru tepkiler vermenin daha da zorlaşacağı” yönünde görüş bildirildiği göz önünde bulundurulduğunda, meydana gelen ölüm olayında davacılar yakınının %50 oranında müterafik kusurunun bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Mahkemece davacı … ‘nin uğradığı maddi ve manevi zarar ile diğer davacılar … ve … ‘nin uğradıkları manevi zararların tazminine karar verilirken; olayın meydana gelmesinde, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve ölen yakınlarının da %50 oranında (müterafik kusur) kusurlu olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken, davalı idarenin %70, davacılar yakınının %30 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yönünde verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Bölge İdare Mahkemesince, davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmekte olup, Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin kısmına karşı davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davalı idarece reddedilen manevi tazminat istemi yönünden idareleri lehine hükmedilen vekalet ücretinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; Bölge İdare Mahkemesince işbu bozma kararına uyulması üzerine vekalet ücreti yönünden de yeniden karar verileceğinden, anılan temyiz istemi bu aşamada incelenmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararına yönelik davacıların istinaf başvurularının reddi, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile kararın dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının kaldırılarak iptal istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddi, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen reddi ile kararın maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının onanması yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyize konu maddi ve manevi tazminat istemlerine yönelik davalı idare istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/06/2022 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

(X)-KARŞI OY :
Temyize konu karar usul ve hukuka uygun olup, kararın bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.