Danıştay Kararı 10. Daire 2017/2598 E. 2022/3435 K. 22.06.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2017/2598 E.  ,  2022/3435 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/2598
Karar No : 2022/3435

DAVACILAR : 1- …
VEKİLİ : Av. …
2- … İşveren Sendikası

DAVALI : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN_KONUSU : Davacılar tarafından, 26/11/2013 tarihli ve 28833 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sendika ve Konfederasyonların Denetim Esasları ve Tutacakları Defterler ile Toplu İş Sözleşmesi Sicili Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesi, 1., 3. ve 4. fıkraları ile 8. maddesinin iptali; Yönetmeliğin dayanağı olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun “Kuruluşların denetimi ve şeffaflık” başlıklı 29. maddesi, 2. fıkrasının iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve denetimle ilgili görevini yapmadığı, bağımsız denetçilerin haklarını korumadığı ileri sürülerek Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun takdir hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının saptanması istenilmektedir.

DAVACILARIN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 29. maddesi, 2. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu, bu sebeple iptali için somut norm denetimi yapılmak üzere dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi gerektiği; öte yandan, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’na göre denetimin mali müşavirlerce yapılacağı, bu Kanun’un 2. maddesinde mali müşavirlerin de yeminli mali müşavirlerin de denetim yapma yetkisi olduğunun belirtildiği, ancak Yönetmeliğin iptali istenen maddelerinde yalnızca yeminli mali müşavirler yönünden yetkilendirme yapıldığı, dava konusu maddelerin uluslararası anlaşmalara, AB 8. Yönergesine, Anayasa’nın eşitlik, sosyal devlet, hukuk devleti, güçler ayrılığı ilkelerine, 3568 sayılı Kanun’a ve 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye aykırı olduğu, bağımsız denetçiler ve yetkili kuruluşların söz konusu düzenlemeler uyarınca devre dışı bırakıldığı, bu sebeple Yönetmelik maddelerinin iptalleri gerektiği; ayrıca Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun denetimle ilgili görevini yapmadığı, bağımsız denetçilerin haklarını korumadığı ileri sürülmektedir.

DAVALININ_SAVUNMASI : Davalı … Bakanlığı tarafından, 3568 sayılı Kanun’un 12. maddesine göre tasdik edilen belgelerle ilgili sorumluluğun serbest mali müşavirler açısından “uygunluk” ile sınırlandırıldığı, yeminli mali müşavirler açısından ise “doğruluğu” da kapsadığı, yeminli mali müşavirlerin serbest mali müşavirlerden daha geniş yetkiye sahip oldukları, 6356 sayılı Kanun’un 29. maddesi, 2. fıkrasında yeminli mali müşavirlerce denetim yapılacağının özellikle belirtildiği, çünkü kanun koyucunun uygunluk yanında doğruluk denetiminin de yapılmasını amaçladığı, bu nedenle eşitlik ilkesine aykırılık olmadığı, işçi ve işveren konfederasyonlarının görüşü alınarak dava konusu Yönetmeliğin hazırlandığı ve iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğu belirtilerek Anayasaya aykırılık itirazı ve davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : 26/11/2013 tarih ve 28833 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sendika ve Konfederasyonların Denetim Esasları ve Tutacakları Defterler ile Toplu İş Sözleşmesi Sicili Hakkında Yönetmeliğin “Dış Denetim” başlıklı 7. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları ile 8. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkralarının Yeminli mali müşavirler lehine hukuksuz olarak ayrıcalık tanıdığı iddiasıyla iptali, Yönetmeliğin dayanağı olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun “Kuruluşların denetimi ve şeffaflık” başlıklı 29. maddesinin 2. fıkrasının iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve denetimle ilgili görevini yapmadığı, bağımsız denetçilerin haklarını korumadığı ileri sürülerek davalılardan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun takdir hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının saptanması istenilmektedir.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 41/1 maddesinde; “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.” hükmü bulunmaktadır.
Bu nedenle, Anayasaya aykırı olduğu iddia edilen 6356 sayılı Kanun’un 29. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle daha önce de Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuş olup, Anayasa Mahkemesi’nin 22/10/2014 tarih ve E:2013/1, K:2014/161 sayılı kararıyla söz konusu hükmün Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine karar verildiğinden, yeniden Anayasa Mahkemesine başvurulmasının hukuken mümkün olmadığı düşüncesiyle işin esasına geçilmiştir:
Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinde, “(1) Sendika ve konfederasyonların gelir ve giderlerine ilişkin mali denetimleri en geç iki yılda bir denetleme kurulunca belirlenecek yeminli mali müşavirlerce yapılır. Aynı yeminli mali müşavir arka arkaya en fazla iki defa mali denetim faaliyetinde bulunabilir. Bu denetimin yapılmış olması, denetleme kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. (3) Yeminli mali müşavirler, denetimlerini 26/12/2012 tarihli ve 28509 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliğinin 21 inci maddesinde belirtilen mesleki etik ilkelerine ve aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinde düzenlenen bağımsızlık ve bağımsızlığın korunmasına uygun olarak gerçekleştirir. (4) Yeminli mali müşavirlerin yapacakları iş ve işlemler karşılığında alacakları ücretler, Maliye Bakanlığınca hazırlanan serbest muhasebecilik, serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik asgari ücret tarifesine göre ödenir.” hükmü bulunmaktadır. 8. maddesinde, “(1) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından yapılan her denetleme faaliyeti sonucunda denetim raporu düzenlenir. (2) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından hazırlanan denetim raporlarında, denetimin konusu ve denetlenen hususlar ile görüşler ayrı ayrı belirtilir. Ancak yeminli mali müşavir raporu, Bağımsız Denetim Yönetmeliğinin 30 uncu maddesinde belirtilen rapor düzenleme ve görüş bildirme yükümlülüğüne göre hazırlanır. (3) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından hazırlanan denetim raporlarının sonucu, denetleme kurulu karar defterine yazılarak denetimi yapanlar tarafından imzalanır. (4) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından hazırlanan denetim raporları sendika ve konfederasyonların genel kurullarına sunulur.” hükmü yer almaktadır.
İşçi ve işveren sendikaları ile konfederasyonların kuruluşu, yönetimi, işleyişi, denetlenmesi, çalışma ve örgütlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını belirlemek üzere toplu iş sözleşmesi yapmaları ve uyuşmazlıkları barışçı yollarla çözümlemeleri ve grev ve lokavta başvurmalarına ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu 07/11/2012 tarih ve 28640 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
6356 sayılı Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (g) bendinde “Kuruluş: sendika ve konfederasyonları ifade eder” hükmüne yer verilmiş, “kuruluşların denetimi ve şeffaflık” başlıklı 29. maddesinin 1. fıkrasında “Kuruluşların denetimi, kanun ve kuruluşun tüzük hükümlerine göre denetleme kurulları tarafından yapılır. Denetimde, yönetim ve işleyişin gelir, gider ve bilançoların ve bunlarla ilgili işlemlerin kanun, tüzük ve genel kurul kararlarına uygunluğu incelenir.” kuralı yer almış ve aynı maddenin 2. fıkrasında “Kuruluşların gelir ve giderlerine ilişkin mali denetimleri, en geç iki yılda bir 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre denetim yetkisine sahip yeminli mali müşavirlerce yapılır. Bu denetimin yapılmış olması, denetleme kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.” hükmü getirilmiştir.
Dava konusu Yönetmelik de, 6356 sayılı Kanun’un 29, 30 ve 77. maddelerine dayanılarak 26/11/2013 tarih ve 28833 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
3568 sayılı Kanun’un 12. maddesinde yeminli mali müşavirlerin; gerçek ve tüzel kişilerin veya bunların teşebbüs ve işletmelerinin mali tablolarının ve beyannamelerinin mevzuat hükümleri, muhasebe prensipleri ile muhasebe standartlarına uygunluğunu ve hesapları denetim standartlarına göre incelediğini tasdik edeceği, yeminli mali müşavirlerin yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumlu oldukları, tasdikin doğru olmaması halinde, tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları, yeminli mali müşavirlerin tasdikten doğan mali sorumlulukları ile disiplin sorumluluklarının ayrı ayrı müstakil rapor ile tespit edileceği, bu kapsamda yeminli mali müşavir hakkında sorumluluk raporu yazılabilmesi için yeminli mali müşavirin yazılı savunmasının isteneceği, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde savunma yapılmaması durumunda savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı düzenlemesi bulunmaktadır.
3568 sayılı Kanun’da serbest muhasebeci mali müşavirlere tasdik görev ve yetkisi verilmediği gibi, serbest muhasebeci mali müşavirler yalnızca 3568 sayılı Kanun’a 29/3/2018 tarih ve 7104 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle eklenmiş olan 8/A maddesi gereği 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında yapılacak iadeye ilişkin olarak düzenleyecekleri raporların doğru olmasından, düzenledikleri raporun doğru olmaması halinde, rapor kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunmaktadırlar.
Bu itibarla, yeminli mali müşavirlik ünvanına sahip olabilme koşulları ile serbest muhasebeci mali müşavirlik ünvanına sahip olabilme koşullarının yanı sıra görev, yetki ve sorumluluklarının da birbirinden farklı olduğu dikkate alındığında, dava konusu yönetmelik hükümlerinin, yeminli mali müşavirler lehine Anayasanın eşitlik ilkesini ihlal etmediği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 660 sayılı Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede, halka açık şirketler, bankalar, sigorta reasürans ve emeklilik şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri, finansal kiralama şirketleri, varlık yönetim şirketleri, emeklilik fonları, ihraççılar ve sermaye piyasası kurumları ile faaliyet alanları, işlem hacimleri, istihdam ettikleri çalışan sayısı ve benzeri ölçütlere göre önemli ölçüde kamu oyunu ilgilendirdiği için kurum tarafından bu kapsamda değerlendirilen kuruluşların kamu yararını ilgilendiren kuruluşlar olarak tanımlandığı ve 23. maddesinde de kamu yararını ilgilendiren bu kuruluşların bağımsız denetiminin sadece bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılacağı düzenlenmiştir.
660 sayılı KHK’ ya dayalı olarak yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliği’nin “amaç” başlıklı 1. maddesinde de, “Bu Yönetmeliğin amacı; 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde yapılacak bağımsız denetime, bağımsız denetim kuruluşlarına ve bağımsız denetçilere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” hükmüne yer verildiği ve “kapsam” başlıklı 2. maddesinde ise ” Bu Yönetmelik; 6102 sayılı Kanun ve 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde yapılacak bağımsız denetime, bağımsız denetim kuruluşlarının ve bağımsız denetçilerin yetkilendirilmelerine, sicil kayıtlarının tutulmasına, yükümlülüklerine, sorumluluklarına, bunların Kurum tarafından incelenmesine ve denetlenmesine ve bunlar hakkında uygulanacak idari yaptırımlara ilişkin usul ve esasları kapsar.” hükümlerinin getirildiği dikkate alındığında, sendikaların, 660 sayılı KHK ve ilgili yönetmeliğe göre yapılacak denetim kapsamında olmadığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin iptali istenen hükümlerinin, dayanağı olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 29. maddesinin 2. fıkrasına uygun düzenlemeler içerdiği ve hukuka aykırılık taşımadığı sonucuna varıldığından, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava, 26/11/2013 tarihli ve 28833 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sendika ve Konfederasyonların Denetim Esasları ve Tutacakları Defterler ile Toplu İş Sözleşmesi Sicili Hakkında Yönetmeliğin “Dış Denetim” başlıklı 7. maddesi, 1., 3. ve 4. fıkraları ile “Denetim raporları” başlıklı 8. maddesinin iptali, Yönetmeliğin dayanağı olan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun “Kuruluşların denetimi ve şeffaflık” başlıklı 29. maddesi, 2. fıkrasının iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun takdir hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının saptanması istemiyle açılmıştır.
Sendika ve konfederasyonların iç ve dış denetimi, tutmak zorunda oldukları dosya, üye kayıt ve üyelik sona erme listeleri, defter ve kayıtlar ile toplu iş sözleşmesi sicilinin tutulmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulan Yönetmeliğin dava konusu edilen 7. maddesinde, sendika ve konfederasyonların gelir ve giderlerine ilişkin dış mali denetimlerinin yeminli mali müşavirler tarafından ne şekilde, hangi hususlar dikkate alınarak yapılacağı ve bu iş ve işlemler karşılığında alacakları ücretlerin nasıl belirleneceği; 8. maddesinde, yapılan her denetleme faaliyeti sonucunda denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından denetim raporu düzenleneceği ve bu raporda nelerin olması gerektiği, yine anılan raporların sendika ve konfederasyonların genel kurullarına sunulacağı düzenlemelerine yer verildiği görülmektedir.

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davacılar tarafından, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun denetimle ilgili görevini yapmadığı, bağımsız denetçilerin haklarını korumadığı ileri sürülerek söz konusu idarenin takdir hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının saptanması istenilmektedir.
Anayasa’nın 125. maddesi, 4. fıkrasında, “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.” hükümlerine yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırını düzenleyen 2. maddesi, 2. fıkrasında da, idari yargı yetkisinin idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, İdare Mahkemelerinin, yerindelik denetimi yapamayacağı, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyeceği kurala bağlamıştır.
Bu durumda, davacıların Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun takdir hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının saptanmasına yönelik istemi, idari yargı yetkisi kapsamında bulunmadığından anılan istemin incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

ESAS YÖNÜNDEN:
Anayasa’ya Aykırılık İddiasının İncelenmesi:
Davacılar tarafından, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun “Kuruluşların denetimi ve şeffaflık” başlıklı 29. maddesi, 2. fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, anılan Kanun maddesinin iptali istemiyle daha önce Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulduğu ve Anayasa Mahkemesi’nin 22/10/2014 tarih ve E:2013/1, K:2014/161 sayılı kararıyla, 6356 sayılı Kanun’un, sendikalar üzerinde yapılacak denetimin kuruluşların gelir ve giderlerine ilişkin mali denetimleri kapsayacağını, bu denetimler sonucu hazırlanacak raporların tıpkı yönetim kurulu ve denetleme kurulu raporları gibi sendika genel kurulları tarafından görüşülerek karara bağlanacağını, ayrıca hazırlanan diğer raporlar ile birlikte yeminli mali müşavir raporlarının da genel kurul toplantı tarihinden en az on beş gün önce genel kurula katılacaklara gönderileceğini, diğer yandan kuruluşların gelir ve giderlerine ilişkin mali denetimlerinin en geç iki yılda bir yapılacağını, bu denetimin 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’na göre denetim yetkisine sahip yeminli mali müşavirlerce gerçekleştirileceğini ve bu denetimin yapılmış olmasının denetleme kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını düzenlediği, öte yandan, sendikaların denetimi konusunda denetimin niteliğinin de önemli olduğu, zira yeminli mali müşavirlerce yapılacak denetimin, sendikal faaliyet ve hareketlere veya sendikaların kurulmasına ya da sendikalara üye olabilecekleri belirlemeye yönelik bir denetim değil, harekete mensup olanlarca finansmanı sağlanan sendikaların gelir ve giderlerinin denetlenmesi olduğu; ayrıca, sendikalar üzerinde gerçekleştirilecek dış denetimin, sendikaya üye olanları bilgilendirme ve şeffaflık ilkeleri üzerinden yürüdüğü, denetim faaliyetinin teknik bilgi ve donanım gerektirmesi nedeniyle yetkin denetim elemanlarınca gerçekleştirilecek olan denetimlerin, hem sendika üyeleri açısından doğru, zamanlaması uygun ve şeffaf bilgi sahibi olunabilmesini, hem üçüncü şahıslar açısından kamuoyunun aydınlatılmasını ve Devlet veya diğer kamu tüzel kişilerince yürütülmesi gereken idari, mali ve sosyal güvenliğe ilişkin tutarlı ve yerinde bilgi sahibi olunmasını sağlayacağının açık olduğu gerekçeleriyle söz konusu hükümde Anayasaya aykırılık görülmediğine ve iptal isteminin reddine oy birliğiyle karar verildiği anlaşıldığından, anılan iddia yerinde görülmemiştir.

İlgili Mevzuat:
İşçi ve işveren sendikaları ile konfederasyonların kuruluşu, yönetimi, işleyişi, denetlenmesi, çalışma ve örgütlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile işçilerin ve işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını belirlemek üzere toplu iş sözleşmesi yapmaları ve uyuşmazlıkları barışçı yollarla çözümlemeleri ve grev ve lokavta başvurmalarına ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu 07/11/2012 tarihli ve 28460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Söz konusu Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendinde, “Bakanlık: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını,”; (f) bendinde, “Konfederasyon: Değişik işkollarında en az beş sendikanın bir araya gelerek oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşu,”; (g) bendinde, “Kuruluş: sendika ve konfederasyonları,”; (ğ) bendinde, “Sendika: İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları ifade eder.” hükmü; “Kuruluşların denetimi ve şeffaflık” başlıklı 29. maddesi, 1. fıkrasında, “Kuruluşların denetimi, kanun ve kuruluşun tüzük hükümlerine göre denetleme kurulları tarafından yapılır. Denetimde, yönetim ve işleyişin gelir, gider ve bilançoların ve bunlarla ilgili işlemlerin kanun, tüzük ve genel kurul kararlarına uygunluğu incelenir.” hükmü; aynı maddenin 2. fıkrasında, “Kuruluşların gelir ve giderlerine ilişkin mali denetimleri, en geç iki yılda bir 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre denetim yetkisine sahip yeminli mali müşavirlerce yapılır. Bu denetimin yapılmış olması, denetleme kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.” hükmü; 5. fıkrasında, “İç ve dış denetim esasları, işçi ve işveren konfederasyonlarının görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.” hükmü;
“Tutulacak defter ve kayıtlar” başlıklı 30. maddesinde, “(1) Kuruluşlar, aşağıda yazılı defter ve kayıtları tutmak zorundadır:
a) Üye kayıt ve üyelik sona erme listeleri
b) Genel kurul, yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kurulu karar defterleri
c) Gelen ve giden evrak kayıt defterleri ile zimmet defteri
ç) Aidat kayıtları, yevmiye ve envanter defterleri ile defterikebir
d) Gelirlere ilişkin kayıt ve defterler
(2) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre demirbaş sınıfına giren her türlü eşya veya malzeme demirbaş defterine kaydedilir.
(3) Kuruluşların tutmak zorunda oldukları dosya, üye kayıt ve üyelik sona erme listeleri, defter ve kayıtlar ile bunların tutulmasındaki usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.” hükmü;
“Tutanaklar ve sicil” başlıklı 77. maddesinde, “(1) Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü bu Kanun gereğince kendisine tevdi edilen tutanak ve yazıları aldığı tarihten başlayarak üç iş günü içinde Bakanlığa gönderir. Bir nüshasını da dosyasında saklar.
(2) Bakanlık, toplu iş sözleşmeleri için bir sicil tutar. Toplu iş sözleşmesinin metni üzerinde anlaşmazlık çıktığı takdirde, Bakanlıkça sicile kaydedilmiş metin esas alınır. Sicilin tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.” hükümleri yer almaktadır.
13/06/1989 tarih ve 20194 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun, “Amaç” başlıklı 1. maddesi, 2. fıkrasında, ” Bu Kanun hükümlerine göre meslek icrasına hak kazananlara (…) “Serbest Muhasebeci Mali Müşavir”, “Yeminli Mali Müşavir” denir…” hükmü;
“Mesleğin konusu” başlıklı 2. maddesinde, ” A) Muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusu;
Gerçek ve tüzelkişilere ait teşebbüs ve işletmelerin;
a) Genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince, defterlerini tutmak, bilanço, kar-zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak.
b) Muhasebe sistemlerini kurmak, geliştirmek, işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve bunların uygulamaları ile ilgili işlerini düzenlemek veya bu konularda müşavirlik yapmak.
c) Yukarıdaki bentte yazılı konularda, belgelerine dayanılarak, inceleme, tahlil, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek, tahkim, bilirkişilik ve benzeri işleri yapmak.
Yukarıda sayılan işleri; bir işyerine bağlı olmaksızın yapanlara serbest muhasebeci mali müşavir denir.
B) Yeminli mali müşavirlik mesleğinin konusu:
(A) fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yazılı işleri yapmanın yanında Kanunun 12 nci maddesine göre çıkartılacak yönetmelik çerçevesinde tasdik işlerini yapmaktır.
Yeminli mali müşavirler muhasebe ile ilgili defter tutamazlar, muhasebe bürosu açamazlar ve muhasebe bürolarına ortak olamazlar.” hükmü;
“Genel şartlar” başlıklı 4. maddesinde, “Meslek mensubu olabilmenin genel şartları şunlardır:
a) T.C. vatandaşı olmak (yabancı serbest muhasebeci mali müşavirler hakkındaki hüküm saklıdır).
b) Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip bulunmak.
c) Kamu haklarından mahrum bulunmamak.
d) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (…) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.
e) Ceza veya disiplin soruşturması sonucunda memuriyetten çıkarılmış olmamak.
f) Meslek şeref ve haysiyetine uymayan durumları bulunmamak.” hükmü;
“Serbest muhasebeci mali müşavir olabilmenin özel şartları” başlıklı 5. maddesinde, “A) Serbest muhasebeci mali müşavir olabilmek için aşağıdaki özel şartlar aranır.
a) Hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler dallarında eğitim veren fakülte ve yüksekokullardan veya denkliği Yükseköğretim Kurumunca tasdik edilmiş yabancı yükseköğretim kurumlarından en az lisans seviyesinde mezun olmak veya diğer öğretim kurumlarından lisans seviyesinde mezun olmakla beraber bu fıkrada belirtilen bilim dallarından lisanüstü seviyesinde diploma almış olmak.
b) En az üç yıl staj yapmış olmak.
c) Serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavını kazanmış olmak.
Kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavında başarılı olduktan sonra yeminli mali müşavirlik sınavını vermiş olanlarda, serbest muhasebeci mali müşavirlik sınavını kazanmış olma şartı aranmaz.
d) Serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatını almış olmak.” hükmü;
“Yeminli mali müşavir olabilmenin özel şartları” başlıklı 9. maddesinde, “Yeminli mali müşavir olabilmek için:
a) En az 10 yıl serbest muhasebeci mali müşavirlik yapmış olmak,
b) Yeminli mali müşavirlik sınavını vermiş olmak,
c) Yeminli mali müşavir ruhsatını almış olmak,
Şartları aranır.
Şu kadar ki, kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisi almış olanların, bu yetkiyi aldıkları tarihten itibaren kamu kurum ve kuruluşlarında geçen hizmet süreleri ve bunların bilanço esasında defter tutan özel kuruluşların muhasebe birimlerinde birinci derece imza yetkisini haiz, muhasebenin fiilen sevk ve idare edilmesinden veya mali denetiminden sorumlu olarak geçen hizmet süreleri, yeminli mali müşavirlik ve serbest muhasebeci mali müşavirlik şirketlerinde geçen hizmet süreleri; serbest muhasebeci mali müşavirlerden bir işyerine bağlı olarak çalışanların bu işyerlerinde geçen hizmet süreleri ile hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık, kamu yönetimi ve siyasal bilimler dallarında öğretim üyeliği veya görevliliği yapmış olanların bu hizmetlerinde geçen süreleri serbest muhasebeci mali müşavirlikte geçmiş süre olarak kabul edilir. Ancak, kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış olanlardan yeterlilik sınavında başarılı olamayanların, sınav tarihinden sonra vergi inceleme yetkisini haiz olmaksızın kamu kurum ve kuruluşlarında geçen hizmet süreleri dikkate alınmaz.
Kanunları uyarınca vergi inceleme yetkisini almış ve mesleki yeterlilik sınavını vermiş olanlar, yeterlilik sınavını kazandıkları tarihten itibaren açılacak yeminli mali müşavirlik sınavlarına genel hükümlere göre katılabilirler. Ancak, bunların yeminli mali müşavir ruhsatını alabilmeleri için birinci fıkranın (a) bendindeki süreyi tamamlamaları şarttır.” hükmü;
“Tasdik ve tasdikten doğan sorumluluk” başlıklı 12. maddesinde, “Yeminli mali müşavirler gerçek ve tüzelkişilerin veya bunların teşebbüs ve işletmelerinin mali tablolarının ve beyannamelerinin mevzuat hükümleri, muhasebe prensipleri ile muhasebe standartlarına uygunluğunu ve hesapların denetim standartlarına göre incelediğini tasdik ederler.
Yeminli mali müşavirlerin tasdik edecekleri belgeler, tasdik konuları ile tasdike ilişkin usul ve esaslar; gerçek ve tüzelkişilerin mükellefiyet şekilleri, iş kolları ve ciroları, döviz kazandırıcı işlemleri, ithalat ve ihracatları, yatırımın miktarları ve nevileri ile belgelerin ibraz edileceği merciler esas alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.
Kanunları gereğince, kamu kurum ve kuruluşlarına verilen tasdik edilmiş mali tablolar, kamu idaresinin yetkili memurlarınca, tasdikin kapsamı ölçüsünde incelenmiş bir belge olarak kabul edilir. Ancak, çeşitli kanunlarla kamu idaresine tanınan teftiş ve inceleme yetkilerinin kullanılmasına ve gerektiğinde tekrarına ait hususlar saklıdır.
Yeminli mali müşavirler yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumludurlar. Yaptıkları tasdikin doğru olmaması halinde, tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. Yeminli mali müşavirler yaptıkları tasdikin kapsamını düzenleyecekleri raporda açıkca belirtirler.
Yeminli mali müşavirlerin tasdikten doğan mali sorumlulukları ile disiplin sorumlulukları ayrı ayrı müstakil bir rapor ile tespit edilir. Bu kapsamda yeminli mali müşavir hakkında sorumluluk raporu yazılabilmesi için yeminli mali müşavirin yazılı savunması istenir. Savunma isteme yazısının tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde savunma yapılmaması durumunda ilgili yeminli mali müşavir savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.
Bu Kanun hükümlerine göre meslek icra edenlerin vergi kanunları ve diğer kanunlardaki sorumlulukları saklıdır.” hükümleri yer almaktadır.
Ayrıca, 02/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe Ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi, 1. fıkrası, (ğ) bendinde, “Kamu yararını ilgilendiren kuruluşlar: Halka açık şirketler, bankalar, sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri, finansal kiralama şirketleri, varlık yönetim şirketleri, emeklilik fonları, ihraççılar ve sermaye piyasası kurumları ile faaliyet alanları, işlem hacimleri, istihdam ettikleri çalışan sayısı ve benzeri ölçütlere göre önemli ölçüde kamuoyunu ilgilendirdiği için Kurum tarafından bu kapsamda değerlendirilen kuruluşlar,” olarak tanımlanmış; “Kamu yararını ilgilendiren kuruluşların bağımsız denetimi” başlıklı 23. maddesinde de, kamu yararını ilgilendiren bu kuruluşların bağımsız denetiminin sadece bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılacağı düzenlemiştir.
Diğer taraftan 660 sayılı KHK’nın 9., 25. ve 27. maddelerine dayanılarak hazırlanan 26/12/2012 tarihli ve 28509 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Bağımsız Denetim Yönetmeliği’nin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Yönetmeliğin amacı; 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde yapılacak bağımsız denetime, bağımsız denetim kuruluşlarına ve bağımsız denetçilere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” hükmü ile işbu davanın açıldığı tarihteki “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde, “Bu Yönetmelik; 6102 sayılı Kanun ve 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde yapılacak bağımsız denetime, bağımsız denetim kuruluşlarının ve bağımsız denetçilerin yetkilendirilmelerine, sicil kayıtlarının tutulmasına, yükümlülüklerine, sorumluluklarına, bunların Kurum tarafından incelenmesine ve denetlenmesine ve bunlar hakkında uygulanacak idari yaptırımlara ilişkin usul ve esasları kapsar.” hükümleri yer almaktadır.

6356 sayılı Kanun’un 29., 30. ve 77. maddelerine dayanılarak dava konusu “Sendika ve Konfederasyonların Denetim Esasları ve Tutacakları Defterler ile Toplu İş Sözleşmesi Sicili Hakkında Yönetmelik” 26/11/2013 tarih ve 28833 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anılan Yönetmeliğin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Yönetmeliğin amacının, sendika ve konfederasyonların iç ve dış denetimi, tutmak zorunda oldukları dosya, üye kayıt ve üyelik sona erme listeleri, defter ve kayıtlar ile toplu iş sözleşmesi sicilinin tutulmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş; 4 ila 6. maddelerinde sendika ve konfederasyonların idari ve mali iç denetimlerinin denetleme kurulları tarafından yapılacağı kurala bağlanmış;
“Dış denetim” başlıklı 7. maddesinde, “(1) Sendika ve konfederasyonların gelir ve giderlerine ilişkin mali denetimleri en geç iki yılda bir denetleme kurulunca belirlenecek yeminli mali müşavirlerce yapılır. Aynı yeminli mali müşavir arka arkaya en fazla iki defa mali denetim faaliyetinde bulunabilir. Bu denetimin yapılmış olması, denetleme kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
(2) (Mülga:RG-14/6/2015-29386)
(3) Yeminli mali müşavirler, denetimlerini 26/12/2012 tarihli ve 28509 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliğinin 21 inci maddesinde belirtilen mesleki etik ilkelerine ve aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinde düzenlenen bağımsızlık ve bağımsızlığın korunmasına uygun olarak gerçekleştirir.
(4) Yeminli mali müşavirlerin yapacakları iş ve işlemler karşılığında alacakları ücretler, Maliye Bakanlığınca hazırlanan serbest muhasebecilik, serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik asgari ücret tarifesine göre ödenir.” hükmü;
“Denetim raporları” başlıklı 8. maddesinde, “(1) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından yapılan her denetleme faaliyeti sonucunda denetim raporu düzenlenir.
(2) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından hazırlanan denetim raporlarında, denetimin konusu ve denetlenen hususlar ile görüşler ayrı ayrı belirtilir. Ancak yeminli mali müşavir raporu, Bağımsız Denetim Yönetmeliğinin 30 uncu maddesinde belirtilen rapor düzenleme ve görüş bildirme yükümlülüğüne göre hazırlanır.
(3) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından hazırlanan denetim raporlarının sonucu, denetleme kurulu karar defterine yazılarak denetimi yapanlar tarafından imzalanır.
(4) Denetleme kurulu ve yeminli mali müşavirler tarafından hazırlanan denetim raporları sendika ve konfederasyonların genel kurullarına sunulur.” hükmü yer almıştır.

Dava Konusu Yönetmeliğin İncelenmesi:
Anayasa’nın 124. maddesinin, dava tarihinde yürürlükte olan halinde, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken “normlar hiyerarşisi” kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.
Yukarıda yer verilen 6356 sayılı Kanun kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca, sendika ve konfederasyonların iç ve dış denetim esasları, bu kuruluşların tutmak zorunda oldukları dosya, üye kayıt ve üyelik sona erme listeleri, defter ve kayıtlar ile bunların tutulmasındaki usul ve esasları ve toplu iş sözleşmeleri için tutulacak sicilin tutulmasına ilişkin usul ve esasları yönetmelikle belirleme yetkisinin olduğu, davaya konu edilen Yönetmeliğin de Kanun’un verdiği bu yetki kapsamında sendika ve konfederasyonların iç ve dış denetimi, tutmak zorunda oldukları dosya, üye kayıt ve üyelik sona erme listeleri, defter ve kayıtlar ile toplu iş sözleşmesi sicilinin tutulmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek amaç ve kapsamıyla çıkarıldığı görülmektedir.
Öte yandan, sendika ve konfederasyonların gelir ve giderlerine ilişkin mali denetimlerinin en geç iki yılda bir 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’na göre denetim yetkisine sahip yeminli mali müşavirlerce yapılacağına yönelik hüküm ihtiva eden ve dava konusu Yönetmeliğin dayanaklarından olan 6356 sayılı Kanun’un 29. maddesi, 2. fıkrasının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesinin 22/10/2014 tarih ve E:2013/1, K:2014/161 sayılı kararıyla, anılan hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, davacılar tarafından, iptali istenen Yönetmelik kurallarıyla getirilen düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de; Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin “kanun önünde eşitliği” ifade ettiği, bunun ise aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek anlamına geldiği, başka bir ifadeyle durum ve konumlardaki özellikler nedeniyle kişi ya da toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasının Anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceği Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında ifade edilmiştir. (AYM Kararı, 31.10.2013 tarihli, E:2013/23, K: 2013/123).
Bu kapsamda yapılan değerlendirmede; 3568 sayılı Kanun uyarınca yeminli mali müşavir ve serbest muhasebeci mali müşavir meslekleri arasında anılan meslek unvanlarını kazanma koşullarının yanı sıra görev, yetki ve sorumluluklarının da birbirinden farklı olduğu, nitekim Kanun’un 2. maddesi uyarınca serbest muhasebeci mali müşavirlere tasdik görev ve yetkisi verilmediği, bu yetkinin yalnızca yeminli mali müşavirlerce kullanılmasının öngörüldüğü ve yeminli mali müşavirlerin yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumlu tutulduğu, ayrıca yeminli mali müşavirlerce tasdik edilmiş mali tablolara kamu görevlilerince incelenmiş belge niteliği atfedildiği dikkate alındığında; serbest muhasebeci mali müşavirlere göre mesleki yeterlilik, yetki ve sorumluluk açısından daha üst düzeyde yer aldığı kanun koyucu tarafından kabul edilen yeminli mali müşavirlerin sendika ve konfederasyonların dış mali denetimi konusunda da yetkilendirilmesine ilişkin dava konusu kuralda, dayanağı Kanun’a ve 3568 sayılı Kanun’a aykırılık söz konusu olmadığı gibi, gerek mesleğe giriş, gerekse de meslek kapsamında yapılacak faaliyetlere yönelik olarak farklı konumda bulunan serbest muhasebeci mali müşavirler ile yeminli mali müşavirler açısından farklı düzenlemeler getirilmesinde eşitlik ilkesine aykırı bir yön de bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacıların aksi yöndeki iddiaları yerinde görülmemiştir.

Diğer yandan, davacılar tarafından dava konusu Yönetmelikle getirilen düzenlemelerin 660 sayılı KHK’ya ve bu KHK’ya dayalı olarak çıkarılan Bağımsız Denetim Yönetmeliği’ne aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; anılan Kararnamede düzenlenen bağımsız denetimin yalnızca kamu yararını ilgilendiren kuruluşlar olarak belirtilen halka açık şirketler, bankalar, sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri, finansal kiralama şirketleri, varlık yönetim şirketleri, emeklilik fonları, ihraççılar ve sermaye piyasası kurumları ile faaliyet alanları, işlem hacimleri, istihdam ettikleri çalışan sayısı ve benzeri ölçütlere göre önemli ölçüde kamuoyunu ilgilendirdiği için Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından bu çerçevede değerlendirilen kuruluşları kapsadığı dikkate alındığında; sendika ve konfederasyonların 660 sayılı KHK ve ilgili Yönetmeliğe göre yapılacak denetim kapsamında olmadığı anlaşıldığından, davacıların bu yöndeki iddiaları da yerinde bulunmamıştır.
Bu itibarla, Anayasaya uygun bulunan dayanağı Kanun hükmü doğrultusunda düzenleme getiren dava konusu Yönetmelik kuralında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Nitekim, dava konusu Yönetmeliğin 7., 8. ve 10. maddelerinin iptali istemiyle Dairemizin E:2014/3402 sayılı esasına kayden açılan davada 17/06/2019 tarihli ve K:2019/4839 sayılı kararla davanın reddine karar verilmiş; söz konusu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 30/12/2020 tarihli ve E:2020/477, K:2020/3630 sayılı kararıyla kesin olarak onanmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun denetimle ilgili görevini yapmadığı, bağımsız denetçilerin haklarını korumadığı ileri sürülerek söz konusu idarenin takdir hakkının sınırlarının aşılıp aşılmadığının saptanması istemi yönünden; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (d) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi gereğince DAVANIN REDDİNE,
2. 26/11/2013 tarihli ve 28833 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sendika ve Konfederasyonların Denetim Esasları ve Tutacakları Defterler ile Toplu İş Sözleşmesi Sicili Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesi, 1., 3. ve 4. fıkraları ile 8. maddesinin iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.