Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2014/14995 E. 2014/14937 K. 03.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14995
KARAR NO : 2014/14937
KARAR TARİHİ : 03.11.2014

MAHKEMESİ : Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 26/03/2013
NUMARASI : 2008/94-2013/593

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı A.. V.. vekili ile davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar vekili, davalı A.. V..’ne ait ambülansın tek taraflı olarak karıştığı kazada davacı Fatma’nın eşi diğer davacıların babası olan ve araç içinde görevli olarak bulunan sağlık memuru Z.. K..’nın vefat ettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL maddi tazminat ile toplam 30.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın yargı yolu bakımından reddine dair verilen hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Yüksek 4.Hukuk Dairesi’nin 25.10.2007 tarihli bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davalı S.. B.. hakkındaki önceki hüküm bozma ilamıyla kesinleştiğinden dava dilekçesinin görev (yargı yolu) yönünden reddine, davalı A.. V.. hakkındaki davanın davacı F.. K.. için 23.057,43 TL maddi tazminat yönünden kabulüne, diğer davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, manevi tazminat taleplerinin ise; davacı Fatma için 12.000,00 TL, diğer davacıların her biri için 4.500,00’er TL yönünden kabullerine karar verilmiş; hüküm, davalı A.. V.. vekili ile davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1-) Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, özellikle manevi tazminat talebi ile ilgili olarak hüküm kurulurken olayın meydana geliş şekli, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, olay nedeniyle duyulan acı ve elemin derecesi ve B.K.nun 47.maddesindeki (6098 S.TBK md.56) özel haller dikkate alınmış bulunduğuna göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-) 1086 sayılı HUMK.nun 74. ve 6100 sayılı HMK.nun 26. maddesi (Taleple bağlılık ilkesi) hükmü gereğince hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
Somut olayda, davacılar vekili dava ve talep sonucunu açıklama dilekçesinde toplam 100,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş olup, yerel mahkemenin 07.3.2013 tarihli ara kararı üzerine davacılar vekili 25.3.2013 tarihinde mahkeme veznesine tamamlama (ıslah) harcı yatırarak 26.3.2013 tarihli oturumda ıslah talepleri doğrultusunda karar verilmesini bildirmiş ve mahkemece bilirkişi raporu ile belirlenen maddi tazminata hükmedilmiş ise de; yargılama sırasında davacı tarafın usulüne uygun bir ıslah talebinin bulunmadığı açıktır.
O halde, mahkemece, yargılama sırasında davacı tarafın ıslah talebi bulunmadığı göz önünde tutulup sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, talep aşılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 25,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna 03.11.2014 gününde üye A.Ş. ve üye E.S.’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

-KARŞI OY-

HMK yargılama devam ederken 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Davacılar alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilir durumda değildir. Kendilerinden beklenemiyecektir.
Davalılar, zararlarını 30.05.2012 günlü bilirkişi raporu ile tam ve kesin olarak öğrenmişler ve sonradan harcınıda tamamlamışlardır. HMK 107-448 maddeleri hükmüne göre dava, belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi gerekir. Islah olmadan belirlenen zarar hüküm altına alınabilir.
Sayın çoğunluğun usulüne uygun ıslah olmadığından talep aşıldığı yolundaki bozma kararına katılmıyorum.

-KARŞI OY-

Yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK 448.maddesinde “bu kanun hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağı”,
Yasanın 107/1.maddesinde de “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar yada değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği”,
Yasanın 107/2.maddesinde de “karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianını genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği” düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere “belirsiz alacak davası” yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK ile düzenlenmiş, Türk Hukuk Literatürüne girmiş yeni bir dava çeşididir.
Mülga 1086 sayılı HUMK döneminde kısmi dava olarak açılan eldeki dava, 6100 sayılı yasanın 107.maddesindeki koşulları taşıdığından belirsizlik alacak davası niteliğindedir.
Dosyada, davacının zararının HMK 107/1.maddesi hükmüne göre tam ve kesin olarak belirlendiği aktüer bilirkişi raporu, 6100 sayılı HMK yürürlüğe girdikten sonra 30.05.2012 tarihinde alınmış olup bu halde HMK 448.maddesi hükümleri gereğince davacının iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu alacak talebini artırması mümkündür. HMK 107/2.maddesi gereğince yapılacak bu artırım, bir ıslah olmadığı gibi bu artırım nedeniyle zamanaşımıda söz konusu değildir.
Davacının kısmi dava olarak açtığı, yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK 107.maddesinde öngörülen belirsiz alacak davası niteliğini taşıyan davada, davacının alacağı tam ve kesin olarak 30.05.2012 günlü bilirkişi raporuyla belirlendiğinden, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan ve ıslahıda gerekmeksizin, eksik harcın da ikmal edildiği gözetildiğinde, davacı alacağına hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu halde yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi gerekirken, 6100 sayılı HMK 448 ve 107 maddesi hükümlerinin göz ardı edilmesi suretiyle yazılı gerekçe ile kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.