YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13521
KARAR NO : 2014/18490
KARAR TARİHİ : 15.12.2014
MAHKEMESİ : Kırıkhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 09/04/2013
NUMARASI : 2012/185-2013/269
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar vekili, plakası bilinmeyen bir aracın 14/10/2011 tarihinde davacıların oğlu Aykut’un sevk ve idaresindeki motosiklete çarpması nedeniyle desteğin vefat ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 1.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve 500,00 TL cenaze olmak üzere 3.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle destekten yoksun kalma tazminatı talebini anne için 100.096,00 TL’ye, baba için 64.302,00 TL’ye, cenaze gideri talebini toplam 3.936,00 TL’ye yükseltmiş, yargılama sırasında cenaze masrafı talebinden vazgeçmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak, kazada davacıların murisinin kask takmaması nedeniyle 1/8 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davacı anne Süheyla için 90.666,98 TL, davacı baba Muhammet için 64.302,00 TL destekten yoksun kalma maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacılar vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bentler dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2)Dava, trafik kazasından kaynaklanan vefat nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 44/1 maddesi hükmüne göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim, tazminat miktarını hafifletebilir.
Davacıların motosiklet sürücüsü desteği, meydana gelen kazada genel beden ve kafa travmasına bağlı gelişen yaygın beyin harabiyeti nedeniyle vefat etmiştir. Kazanın oluşumunda araç sürücülerinin kusur oranlarının değerlendirilmesi için alınan ve mahkemece de benimsenen bilirkişi raporunda plakası belli olmayan otomobil sürücüsü 7/8 oranında, davacıların desteği koruma gözlüğü ve kask takmadığı için 1/8 oranında kusurlu bulunmuştur. Ancak, kazanın oluş biçiminde desteğin koruma gözlüğü ve kask takmamasının etkisi olmayıp, hatalı tutum ve davranışının bulunmadığı göz önünde tutularak, plakası tespit edilemeyen araç sürücüsü tam kusurlu kabul edilmek suretiyle hesaplanacak tazminat tutarından, desteğin motosiklete kasksız olarak binmiş olması nedeniyle müterafik kusurlu olduğu kabul edilerek BK’nun 44. (6098 sayılı TBK’nın 52) maddesi gereğince indirim yapılmasının gerekip gerekmediği hususu tartışıldıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, bu husus karar yerinde değerlendirilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3)Mahkemece, davacıların destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesi için iki ayrı bilirkişiden rapor alınmış, 12.02.2013 tarihli ikinci bilirkişi raporuna göre karar vermiştir. D. A..kaza tarihinde 17 yaşında olup, yüksekokulda elektrik bölümü öğrencisidir. MK’nun 185. maddesi gereğince, anne-baba birlikte çocukların bakımından sorumludurlar.
Her baba ve annenin çocuğunu belli bir yaşa kadar büyütmek, yetiştirmek ödevi olup çocuğun ölümü nedeni ile artık yapılması gerekmeyecek yetiştirme giderlerinin belirlenecek destekten yoksun kalma tazminatından düşülmesi gerekmektedir. O halde, mahkemece yetiştirme gideri mahsubunun yapılmaması gerektiğine dair görüş benimseyen 12.02.2013 tarihli ikinci raporun esas alınarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu halde, yetiştirme giderlerinin mahsup edildiği 19.07.2012 tarihli birinci bilirkişi raporuna itibar edilerek ve davalının kazanılmış hakları gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi için hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
4)5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 14. maddesi gereğince ihdas edilen G.. H.. Yönetmeliği’nin 15. maddesi gereğince rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte ihbar edildiği tarihte Hesabın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Başvurulmadan dava açılması veya icra takibi başlatılması halinde ise bu tarihlerde temerrüt gerçekleşir. Zira, davalı ile davacılar arasındaki hukuki ilişki sözleşme ilişkisi değildir. Borcun nedeni haksız eylemdir. Yukarıda anılan hükümlere göre davalı G.. H.. bakımından temerrüt faizinin başlangıcını oluşturan ihbar yükümlülüğünde esas olan, zarar miktarı değil, kazanın ihbar edilmesidir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek Hesabın sorumluluğundadır. Davacılar tarafından tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsili talep edildiği halde mahkemece tazminata faiz işletilmemesi doğru olmamıştır.
5)Karar ve ilam harcı yargılama giderlerinden olup davanın kabul edilen kısmı üzerinden yürürlükteki tarifelere göre hesaplanır ve davanın kabul edilen kısmı üzerinden tespit edildiğinden davanın kabul ve ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılmadan tamamının davalıdan alınmasına karar verilir. Nispi karar ve ilam harcı davanın tamamen veya kısmen kabulü halinde verilen hükümlerde davalıdan alınır. Davanın tamamen reddi halinde maktu karar ve ilam harcının davacıdan tahsiline karar verilir. Nispi karar ve ilam harcının 1/4’i dava açılırken davacı tarafından peşin olarak ödenir. Hüküm verilirken peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye harcın davalıdan tahsiline, peşin olarak davacıdan alınan harcın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmelidir.
Somut olayda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kabul edilen tazminat üzerinden hesaplanan 10.585,93 TL’den harçtan dava açılırken alınmış olan 21,15 TL peşin harç ve 500,00 TL ıslah harcının mahsubu ile 10.064,78 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına karar verildikten sonra davacı tarafından ödenen 45,60 TL harç ve 500,00 TL ıslah harcının diğer yargılama giderlerine dahil edilerek toplam 1.503,10 TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre 1.352,70 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Oysa yukarıda açıklandığı üzere davanın tamamen veya kısmen kabulü halinde, kabul edilen kısım üzerinden hesaplanan
harcın tamamından davalı sorumludur. Davacı tarafça dava açılırken yatırılan harcın ve ıslah harcının da davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmelidir.
Bu durumda mahkemece, davacı tarafından ödenen 45,60 TL harç ve 500,00 TL ıslah harcının diğer yargılama giderlerine dahil edilmeden ve davanın kabul-ret oranına göre taraflar arasında paylaştırılmadan tamamının davalıdan tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına, (4) ve (5) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ve davalıya geri verilmesine 15.12.2014 gününde üye A.Orhan’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava destekten yoksunluk tazminatı istemine ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilmiş, Daire çoğunluğu kararı diğer nedenler yanında, müteveffa küçüğün destek yaşına gelinceye kadar yetiştirilmesi için masraf yapılacağı, bu masrafların destek tazminatından düşülmesi gerektiğine işaretle bozmuştur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, destek zararı ölüm nedeniyle geride kalanlara ölenin belirli bir yaştan sonra destekte bulunacağı, ölüm sonucundan ölenin yakınlarının destekten yoksun kalacağı, bu yoksunluğun parasal karşılığının faraziyeye dayalı olarak hesaplanan bir tutarı ifade etmektedir. O halde parasal değer olarak ifade edilecek olan destekliğin unsurlarının neler olduğu-olabileceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Türk aile geleneğinde çocuk, çekirdek ailenin vazgeçilmez bir unsurudur. Öyle ki, çocuk irsin devamı, eşler arası ilişkilerin çimentosu, hatta bazen de çocuk; evlenmenin başlıca nedeni olarak kabul edilmektedir.
Sosyo-kültürel bu olguların doğal sonucu olarak da çocuk, hiçbir zaman ileride kendisinden yararlanma amacıyla dünyaya getirilmemektedir. Ancak kusurlu olarak başkasına zarar verenin, zarar sonucuna kutlanması ilkesi gereğince de; ölüm sonucunda ailenin (ölenin yakınlarının) sosyolojik olgular gereğince moral, psikolojik ve varsayımsal destek zararının da oluştuğu gerçektir. Zira, ahlaki bir görev de olsa; çocuk belli bir yaşa geldiğinde kendisiyle kan bağı olanlara yardım etme zorunluluğu hissetmektedir. Ataerkil aile yapısının doğal sonucu olan bu durum, destek zararını ortaya çıkarmaktadır.
Desteklik, sadece belli bir yaşa gelindikten sonra başlamaz. Daha önce de çocuk yaşı elverdiği ölçüde ailenin ufak defek işlerini görür. Bu durum dahi destek zararının aslında ölüm anından itibaren oluşmaya başladığını gösterir.
Daire çoğunluğu ölen çocuğun destek yaşına gelinceye kadar yetiştirilmesi için yapılan-yapılması gereken masrafların destek tazminatından düşülmesi görüşündedir.
Oysa, çocuğun yetiştirilmesi aile için ahlaki ve sosyal bir görev olup, büyüdüğü takdirde aile veya destek alacaklar MK’nun istisnai bir kaç hükmü dışında çocuktan herhangi bir hak talep etmeleri mümkün değildir. Yani çocuk büyüdüğünde, ona yapılan harcamaların iadesini ne anne/babası ne de başkaca yakınları isteme hakkına sahip değildir. O halde, ölüme kusuru nedeniyle sebep olanlarında yetiştirme gideri adı altında tazminattan indirim talebinde bulunmaları söz konusu olmaz.
Ölüm olayının sakatlıktan daha ağır bir sonuç olduğu açıktır. Ölüm halinde destek zararından yetiştirme gideri indirimi yapılması, zarar veren lehine bir sonuç doğurmaktadır. Zira kişi ölmeyip, yaralansa ve malül kalsa idi zarar sorumlusu, olay tarihinden itibaren maluliyet zararı, efor tazminatı ve gerektiğinde bakıcı giderleride dahil olmak üzere daha yüksek bir tazminattan sorumlu tutulacaktır. Bu durum ise zarar veren açısından daha ağır sonuçları olan sakatlama yerine ölümü tercih etme gibi hukuken kabul edilemeyecek bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Hukuk, hiçbir zaman daha ağır bir suçu hafif suçtan daha tercih edilir bir noktaya getirmez aksine; ağır suçun sonuçları da ona göre daha ağır yaptırım içermelidir.
O halde mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda yetiştirme gideri düşülmemiş olması adaletli bir değerlendirme olduğundan, Daire kararının 3 numaralı bozma nedenine katılmıyorum.