YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/20142
KARAR NO : 2014/18674
KARAR TARİHİ : 16.12.2014
MAHKEMESİ : Gürpınar Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 09/01/2013
NUMARASI : 2010/125-2013/9
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkilinin oğlu Y.. D.., plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen bir kamyonun çarpması sonucu yaşamını yitirdiğini belirterek ıslahla birlikte 21.119,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kabulü ile 21.119,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece hükme esas alınan kusur raporlarında, plakası alınamayan ve sürücüsü tespit edilemeyen kamyonun dikkatsiz ve tedbirsiz hareket ettiği, kaza yerinin meskun mahal olduğu belirtilerek kamyon sürücüsünün tamamen kusurlu olduğu belirtilmiştir. Oysa, kazanın köy yolunda meydana geldiği anlaşılmakla birlikte kazaya ilişkin soruşturma dosyasında alınan tanık ifadelerinde, olay tarihinde 9 yaşında olan desteğin kamyona asıldığı ve düşerek kamyonun altında kaldığı, kamyon sürücüsünün desteğin akrabası olan L.. D.. olduğu yönünde beyanlar olduğu görülmüştür. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 138. maddesinde, yayaların uyacakları kurallar açıklanmış olup kazanın yol üzerinde meydana gelmesi, desteğin kamyona asıldığına dair beyanlar dikkate alındığında hükme esas alınan kusur raporlarının dosya kapsamına uygun olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, kamyon sürücüsü olduğu iddia edilen L.. D.. hakkında görülen ceza davasında, tanıkların bir kısmının soruşturma dosyasındaki ifadelerini değiştirdikleri görülmüş ve neticeden yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca sanık L.. D.. hakkında beraat kararı verildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, ceza mahkemesi kararında araç sürücüsünün L.. D..olmadığı yönünde bir tespitin bulunmadığı, dolayısıyla 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi gereğince hukuk hakimini bağlayıcı somut bir olgudan söz edilemeyeceği açıktır. Bu durumda mahkemece, ceza dosyasındaki tüm bilgi ve belgeler de incelenerek desteğe çarpan araç sürücüsünün L.. D.. olup olmadığının etraflıca tartışılması, araç sürücüsünün L.. D.. olmadığı kanaati hasıl olursa olayın oluş şekline ve dosya kapsamına uygun kusur oranlarının belirlenmesi yönünde Karayolları Fen Heyeti’nden rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-Bir insanın ölümü hukukî anlamda bir zarar olmamakla beraber, bu yüzden yine de bazı zararlar meydana gelmiş olabilir. İşte BK’nın 45/II. maddesinin (6098 sayılı TBK m. 53) öngörmüş olduğu hal, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktadır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun (muinden mahrum) kalma tazminatı” denir. Yasa metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK’nın 45/II. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.
Destekten yoksun kalma zararının hesabında, destekten yoksun kalanlara müteveffanın sağlığında sağlamış olduğu yardımın miktarı belirlenmelidir. Ölenin parasal veya bedensel destekliğinin derecesi ile bundan yoksun kalanların tazminat isteklerinin ölçüsü ya da hesaplama yöntemi konusunda öğretide görüş birliği yoktur. Gerçek yardım miktarının yeterli delillerle ispat edilemediği durumlarda yargıç, takdir hakkını kullanarak yardım miktarını belirleyebilecektir. Bu belirlemede destek ile destek olunan kimse arasındaki yakınlığın derecesi, aralarındaki manevi bağ, davacıların yaşları, dahil oldukları sosyal ve ekonomik çevre, yaşam standartları, cinsiyetleri gibi bakım ilişkisine ve miktarına etkili olabilecek unsurlar da göz önünde bulundurulacaktır. Hayatın olağan akışı içinde, destek sayılan kimsenin baktığı kimselere gelirini belli paylara bölerek baktığı pek söylenemese de tazminat hesabında bir paylaştırma yapmak zorunlu hale gelmektedir.
Buna göre öncelikle gelirin tamamının, yardım görenlere tahsis olunmuş varsayılamayacağı, ölenin gelirinden bir bölümünü kendisine ayıracağı, bu tahsisten vazgeçilemeyeceği ve bu suretle yardımın (payların) geliri yutmaması ilkesi dikkate alınmalıdır. Ayrıca ölenin kendi geçim masraflarından artan miktarın tamamının (hiçbir tasarruf düşüncesine yer bırakmadan) destek görenlere dağıtılması da kabul olunamaz. Öte yandan, destek görecek kimselere ayrılacak miktar da, bunların ihtiyaçlarının toplamı kadar olmalıdır. Bunun dışında destekten yoksun kalanlardan bir kısmının davacı olup diğer kısmının davacı olmadığı durumda talepte bulunmayan destek görenlerin paylarının da hesaplamada gözönünde tutulması gerekmektedir.
Somut olayda, destekten yoksun kaldığını iddia eden davacı, müteveffanın annesi olup mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda müteveffanın sağlığında sağlamış olduğu yardımın miktarı tüm yaşam boyunca sabit % 20 oranında desteklik payı olarak davacıya ayrılmıştır. Oysa, destek Yüksel, 9 yaşında vefat etmiş olup olağan hayat tecrübelerine göre evleneceği ve çocuk sahibi olacağı kabul edilerek evleneceğinin kabul edilebileceği zamana kadar bekar olduğu dönem için davacı için daha fazla, evlendiği dönem ve çocuk ya da çocuklarının olduğu varsayıldığı dönemlerde ise giderek daha az pay ayrılması şeklinde hesaplama yapılması gerekirken
desteğin davacıya bakiye yaşamı boyunca sabit bir oranda destek olacağı varsayımına göre hesaplama yapılması doğru olmayıp bu yöndeki bilirkişi raporunun hükme esas alınması isabetli olmamıştır.
3-Destek Y.. D.., kaza tarihinde 9 yaşında olup destek oluncaya kadar annesi tarafından yetiştirilmesi için ayrılacak giderin tespiti bakımından desteğin içinde bulunduğu iktisadi ve sosyal durumun göz önünde bulundurulması gerekir. Hükme esas alınan aktüerya raporunda, %2,5 oranında yetiştirme gideri indirimi yapılmıştır. Davacının sosyal ve ekonomik durumu, Yargıtay’ın bu konudaki yerleşik uygulamaları dikkate alındığında uygulanan indirim oranı azdır. O halde mahkemece, aktüer bilirkişiden anılan hususta ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 16.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.