Danıştay Kararı 10. Daire 2021/1504 E. 2022/3403 K. 21.06.2022 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/1504 E.  ,  2022/3403 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/1504
Karar No : 2022/3403

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / …
VEKİLLERİ : …
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, çocukları … ‘nın 22/01/2012 tarihinde yüksek ateş şikayeti ile başvurduğu Antalya Atatürk Devlet Hastanesinde yapılan tıbbi müdahalelerdeki eksiklik nedeniyle vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranılan zararlara karşılık anne … için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 48.658,24 TL maddi), 100.000,00 TL manevi, baba … için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 51.969,34 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 100.627,58 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın ölüm tarihi olan 23/01/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; dava konusu olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması amacıyla alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporu ile diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, müteveffaya uygulanan tıbbi müdahalelerde hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varıldığı; davacıların maddi tazminat miktarlarının belirlenebilmesi için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu dosyaya sunulan raporda, davacılardan … için 41.768,59 TL, … için 43.094,52 TL destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı, söz konusu raporun hükme esas alınabilir nitelikte bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile hesaplanan toplam 84.863,11 TL maddi tazminat ve olay nedeniyle davacıların duyduğu üzüntüye karşılık … için 25.000,00 TL, … için 25,000,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi tazminat istemlerinin kabulüne, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, hükmedilen maddi tazminat tutarının 2.000,00 TL’lik kısmı ile manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 09/01/2015 tarihinden itibaren, maddi tazminatın 82.863,11 TL’lik kısmının miktar artırım dilekçesinin kayda girdiği tarih olan 31/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin yasal faiz isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; … İdare Mahkemesi kararının istinaf başvurusuna konu kabule ilişkin kısmının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davalı idare ve davalı yanında müdahil tarafından yapılan istinaf başvurularının reddine, kararın maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine yönelik davacıların istinaf istemlerinin, hükmedilen maddi tazminatın miktar artırımıyla artırılan kısmına yönelik işletilen yasal faizin başlangıç tarihi yönünden düzeltilerek reddine, miktar artırım dilekçesiyle arttırılan tazminat miktarına “davalı idareye başvuru tarihinden (09/01/2015) itibaren yasal faiz yürütülmesine” ilişkin ibarenin, kararın hüküm fıkrasına eklenmesine, anılan kısım dışındaki davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, manevi tazminatın olayla orantılı bir miktar olarak hükmedilmediği, maddi tazminatın bir kısmının gerekçesiz olarak reddedildiği, faizin olay tarihinden itibaren başlatılması gerektiği, nispi karar harcının kendilerine tamamlattırılmasına ilişkin hüküm fıkrasının düzeltilmesi gerektiği, reddedilen manevi tazminat için nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunda, ölümle eylem arası illiyet bağının bulunmadığının vurgulandığı, maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşmadığı, ilgili hekimce, müteveffanın muayenesinde nefes darlığı, morarma gibi klinik belirtiler olmaması, sadece ateşinin olması sebebiyle aile hekimi tarafından verilen antibiyotik tedavisine devamın önerildiği ve ateşin düşürülmesine yönelik tıbbi uygulamalar yapıldığı, babanın ifadesine göre çocuğun evde durumunun iyi olduğu, gece ateşinin yükseldiği, çocuğa evde ateşinin yükselmesi üzerine ailece neler yapıldığının bilinmediği ve hemen sağlık kuruluşuna getirilip getirilmemesinin sonuca etkisinin incelenmesi gerektiği, maddi tazminatta hesaplama hatalarının yapıldığı, faizin başlangıç tarihi açısından idareye yapılan başvuru tarihinin esas alınmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur. Davacılar ve müdahil tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre; davacıların yakını 2010 doğumlu … , 18/01/2012 tarihinde … Toplum Sağlığı Merkezine götürülmüş, “Akut bronşit, konjonktivit” tanılarıyla “Ventolin, Nebulas, Pulmikort, Assist, Tobsin damla, Fuloftalmik damla, Klacid 125 mg susp.” isimli ateş düşürücü, antibiyotik türü ilaçlar reçete edilmiş, 22/01/2012 tarihi saat 12.00 sularında geçmeyen ateş, öksürük şikayetleriyle Antalya Atatürk Devlet Hastanesine getirilmiş, ateşi 39.9 derece olarak ölçülmüş, müşahade altına alınarak periferik soğutma uygulanmış, saat 13.00’da ateşi 37.2 derece ölçülmüş, ateşi düşünce “akut farenjit” tanısı ile “İbufen 100 mg şurup” reçete edilmiş ve daha önceden verilmiş ilaçlarına devam etmeleri önerilerek taburcu edilmiş, 23/01/2012 tarihinde saat 03.55’de eks olarak getirildiği … Şifa Hastanesinde 30 dakika süreyle canlandırma yapılmasına rağmen yanıt alınamaması üzerine eks kabul edilmiştir.
Davacıların müşterek çocuğunun yapılan otopsisinde; akciğerlerin yüzeylerinde, yaygın ve oldukça geniş kanama alanlarının izlendiği, akciğerlerin yapılan kesitlerinden yer yer ödem mayi geldiği ve kesit yüzeylerinin alacalı görünümde olduğu, histopatolojide akciğerlerde lober pnömoni ve irinli bronşit tespit edildiği, çocuğun ölümünün “bronkopnömoni, lobüler pnömoni, irinli bronşit ve gelişen komplikasyonlar” sonucu meydana gelmiş olduğu belirtilmiştir.
Ceza soruşturması sırasında … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda ” 22/01/2012 tarihinde önce antibiyotik tedavisi almasına rağmen ateşinin yüksek seyretmesi ve şikayetlerinin devam etmesi nedeniyle bu tarihte hastayı muayene eden Dr.… ’un Çocuk Hastalıkları uzmanından konsültasyon istemesi gerektiği, istemediği için kusurlu olduğu, ancak çocuğun ölümüne neden olan hastalığın hastaneden taburcu edilmesi ile ölümü arasında geçen süre ve 4 gün önce tedavisinde antibiyotik kullandığı da dikkate alındığında, zamanında Çocuk Hastalıkları konsültasyonu istenerek uygun tedavi başlanılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı” yönünde karar verilmiştir.

Acil hekimi … hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile adı geçenin görevi ihmal suçunu işlediği gerekçesiyle mahkumiyetine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından tazminat istemiyle 09/01/2015 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine 17/03/2015 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır.
Olayla ilgili olarak İdare Mahkemesi tarafından alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda, “çocuğun 22/01/2012 tarihinde 4 gündür antibiyotik almasına rağmen yüksek ateşinin olduğu, ve şikayetlerinin devam etmesi nedeniyle bu tarihte hastayı muayene eden Dr.… ’un çocuğun vital bulgularının, dinleme bulgularını kayıt altına almadığı, hemogram- biyokimya tetkikleri istemediği, akciğer grafisi çektirmediği, antibiotik modifikasyonu yapmadığı, Çocuk Hastalıkları uzmanından konsültasyon istemediği için kusurlu olduğu, ancak çocuğun ölümüne neden olan hastalığın hastaneden taburcu edilmesi ile ölümü arasında geçen süre ve 4 gün önce tedavisinde antibiyotik kullandığı da dikkate alındığında zamanında çocuk Hastalıkları konsültasyonu istenerek uygun tedavi başlanılması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı, Antalya Atatürk Devlet Hastanesi idaresine kusur atfedilemeyeceği” yönünde görüş verilmiştir.
Mahkeme tarafından söz konusu raporlar hükme esas alınarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Tam yargı davalarında zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin “bilirkişi” konusunda atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür. Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise; tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde, “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi; teknik bilgiye sahip bilirkişilerce ortaya konulan tespit ve veriler doğrultusunda resen bir sonuca varılabileceğinin de kabulü gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A- Maddi Tazminata İlişkin Temyiz İstemleri Yönünden:
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıların yakınının yaşamını yitirmesinin, tedavi sürecinde görev alan hekimin kusurlu eylemleri sonucu meydana geldiği hususu sağlık görevlileri hakkında açılan kamu davasında ve işbu davada İdare Mahkemesi tarafından alınan Adli Tıp Kurumu raporları ile tespit edilmiş, İdare Mahkemesi tarafından da söz konusu raporlar hükme esas alınarak davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmış olup, söz konusu gerekçe Dairemizce de uygun bulunmuştur.
Bununla birlikte, İdare Mahkemesince, olay nedeniyle davacıların uğradığı destekten yoksun kalma zararının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 16/01/2017 tarihli raporun irdelenmesi gerekmektedir.
Anılan bilirkişi raporunda, gerek müteveffa desteğin gerekse desteğini yitiren anne ve babanın muhtemel yaşam süreleri PMF 1931 yaşam tablosu esas alınarak belirlenmiş, çocuğun destek olacağı tarihin başlangıcı 18 yaş olarak kabul edilmiş, destek payları ile bakım ve yetiştirme giderleri açısından Dairemiz içtihatları dikkate alınmamıştır.
Bilindiği gibi, destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini kaybeden kimseye, diğer bir ifadeyle ölen kimsenin yakınlarına, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak bir miktar para ödenmesini ifade etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmeseydi; zarar gören, mal varlığı açısından hangi durumda bulunacak idiyse, o durumun yeniden kurulması olup; zarar, eğer destek ölmeseydi, destekten yoksun kalanın gelecekte faydalanacağı yardım tespit edilmek suretiyle belirlenir. Burada karşılanması gereken gerçek zarar, desteğin yakınlarına sağlayacağı yardımların toplamıdır.
Müteveffa desteğin ve destek kaybına uğrayan davacıların muhtemel ömürlerinin tespitinde yararlanılan PMF 1931 Hayat Tablosu, Fransız nüfus verileri/istatistikleri kullanılarak 1931 yılında hazırlanmış bir tablodur. Oysa T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmıştır.
Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması gerekir.
Ayrıca, yerleşik yargı uygulamalarında, destek yaşasaydı evleninceye kadar gelirinden anne ve babanın her birine %25, evlendikten sonra %16, ilk çocuk olduktan sonra %14, ikinci çocuk olduktan sonra %12,5 oranında pay ayıracağı kabul edilmiş olup, belirtilen destek payları esas alınarak davacıların maddi zararı yeniden hesaplanmalıdır.
Öte yandan; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının 10 numaralı bendinin (b) alt bendinde, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında, “18 yaşını, lise ve dengi öğrenim ile işletmelerde meslekî eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayan çocukları” sayılmıştır.
Buna göre, her anne ve babanın çocuğunu belli bir yaşa kadar (yüksek öğrenim görmeyeceğinin kabulü halinde 18 yaş, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaş) büyütüp yetiştirme ödevi olduğundan, yapılacak araştırmada eşlerin sürekli ve düzenli bir geliri olup olmadığı, anne-babadan birinin kamu görevlisi olup olmadığı, ailenin sosyo ekonomik düzeyi gibi hususlar değerlendirilerek küçüğün yüksek öğrenim görüp görmeyeceği ve bu kapsamda ailenin yetiştirme gideri ayırmayı sonlandıracağı muhtemel tarih ile çocuğun aileye destek olmaya başlayacağı muhtemel tarihin takdir edilmesi gerekmektedir. Anılan değerlendirme sonucunda belirlenecek söz konusu tarihlerin üzerine, ayrıca, 7179 sayılı Askeralma Kanunu’nun 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca er ve erbaşlar için belirlenen zorunlu hizmet süresi olan 6 ayın da eklenmesi ve ailenin yetiştirme gideri ayırmayı sonlandıracağı muhtemel tarih ile çocuğun aileye destek olmaya başlayacağı muhtemel tarihin buna göre tespit edilmesi yerinde olacaktır.
Hükme esas alınan raporda, çocuğun ölümü nedeniyle artık yapılması gerekmeyecek yetiştirme giderlerinin hesaplanacak destekten yoksun kalma tazminatından düşülmesi gerekirken, bu hususta bir değerlendirmeye yer verilmediği görülmekte olup; yeniden yapılacak hesaplamada bu hususun da göz önüne alınması gerekmektedir. Buna göre, davacı anne ve babanın her ikisinin de çalışıyor olması halinde, paylarına düşen tazminat miktarından asgari ücretin %5 (yüzde beşi)’i oranında, davacı annenin gelir getirici bir işte çalışmadığının tespiti halinde ise yalnızca babanın payına düşen destekten yoksun kalma tazminatından yine asgari ücretin %5’i oranında yetiştirme gideri indirilmelidir.
Buna göre, dosyaya sunulan hesap bilirkişisi raporu, hesaplama yöntemi bakımından hükme esas alınabilecek nitelikte olmayıp, Bölge İdare Mahkemesince, uyuşmazlığın çözümü için, yukarıda aktarılan hususlar ve Dairemiz tarafından kabul edilen destekten yoksun kalma tazminatı hesaplama ilkeleri çerçevesinde, 2022 yılı ve sonrasına yönelik asgari ücrete ve asgari geçim indirimine ilişkin olarak yapılan değişiklikler de dikkate alınarak bu konuda uzman başka bir bilirkişiden yeniden rapor alınması, ayrıca hukuki denetime elverişli olabilmesi açısından bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın tablo halinde raporda yer alması gerekmektedir.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesinin kararının maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.

B- Manevi Tazminata Yönelik Temyiz İstemleri Yönünden:
Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
İdare Mahkemesince somut olay nedeniyle hükmedilen manevi tazminat miktarının; olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı olacak bir miktar olarak hükmedilmediği, benzer olaylarda hükmedilen manevi tazminattan düşük kaldığı anlaşıldığından, manevi tazminatın, yukarıda belirtilen niteliği gereği, olayın oluş şekli dikkate alınmak ve ölçülülük ilkesi gözetilmek suretiyle hakkaniyetli ve makul bir miktar olarak yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesinin kararının manevi tazminata ilişkin kısmında da hukuki isabet görülmemiştir.
Diğer taraftan, yeniden verilecek kararda vekâlet ücreti ve nispi karar harcı ile arttırılan miktara yönelik faizin başlangıç tarihi açısından idareye yapılan başvuru tarihinin esas alınacağına ilişkin Dairemiz içtihatlarının da göz önünde bulundurulması gerektiği de tabiidir.
Bu durumda, davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının kısmen düzelterek reddi, kısmen reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında belirtilen yönlerden hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların ve davalı idarenin temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının kısmen düzelterek reddi, kısmen reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/06/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.