Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/3071 E. , 2022/3266 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/3071
Karar No : 2022/3266
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, … Devlet Hastanesinde 09/10/2017 tarihinde gerçekleştirilen burun ameliyatı ile ameliyat sonrası devam eden tedavi sürecinde iğne enjekte edilmesi olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 1.000,00 TL maddi, 250.000,00 TL manevi tazminatın 09/10/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda gerek burun ameliyatına yönelik yapılan değerlendirmede gerekse de enjeksiyona bağlı oluştuğu iddia edilen nörolojik şikayetlere yönelik yapılan değerlendirmede idareye kusur atfedilmediği gerekçesiyle maddi tazminat istemine yönelik olarak davanın reddine, her ne kadar bilirkişi raporunda davacıda gelişen arazın enjeksiyon uygulamalarının komplikasyonu olarak kabul edilmesi ve enjeksiyonun hatalı bölgeye uygulandığına dair dosya içeriğinde delil bulunmaması durumu karşısında, idari eylemle zarar arasında nedensellik bağı kurulamadığından maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte, enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması durumunda, davacının aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmış olacağı ve yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açacağının açık olduğu, davacı ameliyat edilmezden evvel onam formu alındığı, ancak bu onam formunun davacıya uygulanan enjeksiyona değil ameliyata ilişkin olduğu, enjeksiyon tarzındaki hemşirelik işlemleri için ayrıca bir onam formu alınmadığı, bu bağlamda davalı idare tarafından davacıya yapılan enjeksiyonun sonuçları ve olası komplikasyonlarının anlatılmadığı, yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamın alınmadığının anlaşıldığı, bu şekilde davacının aydınlatılarak onay verme hakkının sağlanmadığı, bu şekilde sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişeye ve üzüntüye yol açıldığı gerekçesiyle davacının uğradığı zararın niteliği, olayın oluş şekli, sosyal-ekonomik durumu nazara alınarak yaşadığı elem ve üzüntünün karşılığı olmak üzere 40.000,00 TL manevi tazminatın davanın açıldığı tarihten (19/02/2018) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemine yönelik olarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacı ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu olayda hizmet kusurunun olduğu, kaldı ki söz konusu olayda kusursuz sorumluluk ilkesinin de uygulanması gerektiği, olay kapsamında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği bu haliyle de idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun açık olduğu, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu, davalı idare tarafından, olayda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği, hizmet kusurunun bulunmadığı, davacı bakımından kesin zararın gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemine konu kararın, davacının reddedilen maddi ve manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının onanması, davalı idarenin kabul edilen manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
A) Temyiz İstemine Konu Kararın, Davacının Reddedilen Maddi ve Manevi Tazminata Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, davacının reddedilen maddi ve manevi tazminat talebine yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Kararın, Davalı İdarenin Kabul Edilen Manevi Tazminata Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı nefes alma problemi nedeniyle burnundaki üst kemik çıkıntısının ameliyat ile düzeltilmesi için …uradiye Devlet Hastanesine başvurmuş, kulak burun boğaz doktoru tarafından 09/10/2017 tarihinde rinoplasti ameliyatı gerçekleştirilmiştir. Ameliyat öncesinde davacının rızası erişkin anestezi rıza belgesinin ve rinoplasti için rıza belgesinin imzalanması suretiyle alınmış, davacı olası riskler konusunda aydınlatılmıştır.
Ameliyatın yapıldığı aynı gün 09/10/2017 tarihinde, ağrıları olduğu yönünde şikayetleri olması üzerine davacıya kalçasından ağrı kesici iğne (…) yapılmıştır. Davacı ameliyat sonrası 6 gün boyunca hastanede kalmıştır.
Davacı, uygulanan enjeksiyon sonrasında sinir zedelenmesi nedeniyle yürümede güçlük çektiği, fizik tedaviye başladığı ve ameliyat sonrası düzelme olmadığı, üst kemik çıkıntısının sol tarafa kaydığı, burun deliklerinin boyutunun değiştiği iddiası ile 27/11/2017 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurarak uğranılan zararın tazmin edilmesini istemiş, başvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılan davayı açmıştır.
Olayla ilgili bilirkişiliğine başvurulan … Üniversitesi Adli Tıp Adli Bilimler Enstitüsü tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda; “Enstitü koordinatörlüğünde davacının KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. … tarafından burun ameliyatına yönelik yapılan muayenesinde; hastanın burun ameliyatı sonrası burun deliklerinde asimetri oluştuğunu ve burundan nefes probleminin halen devam ettiğini belirttiği, hastaya endoskopik burun muayenesinin yapıldığı, endoskopik burun içi muayenesinde ise septum orta hatta, her iki taraflı burun hava pasajı açık ve yeterli olduğu, ancak sol nazal valv bölgesinde minimal darlık ve sol eksternal valv bölgesinde hafif yetersizlik izlendiği, bu bulgular ışığında hastanın iddia ettiği solunum sıkıntısını açıklayacak patolojik bulgunun bulunmadığı, hastanın öncelikle fasial asimetrisi bulunduğu, yani hastanın sağ yüz yarımı ile sol yüz yarımının doğuştan gelen eşit gelişim göstermediği, sağ yüz yarımı, sol yüz yarımına göre 1-1,5 mm aşağıda gözlendiği, burun yapısı incelendiğinde karşıdan bakıda açıklığı sola bakan ‘C’ şeklinde burun aksı gözlendiği, sol alar kartilaj, sağ alar kartilaja göre tümüyle 1-1,5 mm aşağıda gözlendiği, alttan bakıda sol dom, sağ doma göre 1-1.5 mm aşağıda ve buna bağlı burun nostrillerinde asimetri gözlendiği, sağ yan bakıda; hafif bir dorsum yüksekliği, hanging kolumella (sarkık kolumella) ve sağ rim desteği yetersizliği, sol yan bakıda; hatif bir dorsum yüksekliği ve hanging kolumellanın mevcut olduğu, hastanın dış muayenesinde belirtilen bulguların yüz yarımları arasındaki gelişimsel farklılığa ya da cerrahi sonrası iyileşme sürecine bağlı olabileceği, tespit edilen şekilsel farklılıkların kişide ameliyat öncesi de var olan yapısal deformiteye ya da bu tür ameliyatların ve ameliyat bölgesinin niteliğinden kaynaklanan komplikasyonlara bağlı olabileceği, dosyadaki verilere göre bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı vurgulanmış, mevcut durumu itibarıyla kişide oluşan burun ameliyatına yönelik standartlardan sapma olarak nitelendirilebilecek tıbbi ihmal ya da kusurun tespit edilmediği,
Kişinin Nöroloji Uzmanı Doç. Dr… tarafından enjeksiyona bağlı oluştuğu iddia edilen nörolojik şikayetlerine yönelik yapılan muayenesinde; hastanın şuur açık, koopere ve oriyente olduğu, ense sertliği bulunmadığı, kraniyal sinir muayenesinin normal, göz dibi normal, kas gücü muayenesi normal, her dört ekstremitede 5/5 olarak tam, derin tendon refleksleri tüm vücutta normal, patolojik refleks veya kaçak hareketlerin izlenmediği, yüzeysel duyu muayenesinde hastanın sübjektif olarak sol ayak altında ve diz altında lateral bölgede hipoestezi tanımladığının saptandığı, derin duyu muayenesinde ise sol ayak bileği seviyesinde derin duyu azalmasının sübjektif olarak tarif edildiği, kortikal duyu tam, ekstrapiramidal sistem ve serebellar sistem muayeneleri doğal, dismetri veya disdiadokokinezi saptanmadığı, yürüyüş normal, tandem becerikli ve Romberg negatif olarak saptandığı, hastanın detaylı nörolojik muayenesinde, L5-S1 kök dağılımında yamalı, dağınık ve kısmi his kusurunun saptandığı, mevcut şikayetlerinin kalça bölgesine uygulanan kas içi analjezik uygulamalarının sık karşılaşılabilen bir komplikasyonu olan, kısmi – parsiyel siyatik sinir nöropatisi ile ilişkili olduğu kanaatine varıldığı, yürüyüşün normal olarak değerlendirildiği, günlük hareketlerini etkileyebilecek motor fonksiyon bozukluğunun saptanmadığı, mevcut bulgular dikkate alındığında sürekli maluliyet oranı tayinine mahal olmadığı; kısmi siyatik sinir lezyonu oluşması itibarıyla iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 12 (on iki) aya kadar uzayabileceği, hastanın enjeksiyonun yapıldığı yer olarak belirttiği bölgenin, iğnenin yapılması için uygun bir bölge olduğu, kalçadan yapılan kas içi uygulamaların kalçanın dış ve üst bölgesinden yapılması gerektiği, ancak iğne yapılan yeri ve iğne izini anlık görebilme imkanı olmadığı ve yine iğnenin tam olarak doğru bölgeye yapılsa dahi, siyatik sinirin kalça bölgesindeki yeri, yerleşimi, seyri ve aşağıya doğru iniş trasesi kişiler arasında öngörülemez farklılıklar gösterdiği, sonuç olarak; hastada gelişen parsiyel sol siyatik sinir hasarının sol kalçaya uygulanan kas içi enjeksiyonuna bağlı tıbbi komplikasyon olarak geliştiği kanaatinin oluştuğu,
Enjeksiyon Uygulamasına Bağlı Sinir Hasarı Oluşması Yönünden Değerlendirme:
Gluteal bölgeye yapılacak enjeksiyonların üst dış kadran yerine orta ve iç bölgeden yapılmasının doğrudan sinir içine enjeksiyon yapılma ihtimalini arttırdığı, sinir içine yapılan enjeksiyonlarda sinir hasarı oluşmasının yüksek olduğu da tıbben bilinmekte, bu nedenle enjeksiyon sonrası klinik şikayet oluştuğu durumlarda, tıbbi kusur değerlendirilmesine esas olmak üzere gluteal bölgede enjeksiyon noktasının (iğne pikür izinin) var olup olmadığı ve hangi bölgede bulunduğu yönünden tıbbi değerlendirme yapılmasının öneminin bulunduğu, dava konusu olguda, enjeksiyonun uygulandığı erken döneme ait bu yönden tespite rastlanmaması, tıbbi kusur olup olmadığı yönünden yapılan tıbbi değerlendirmede belirsizliğe yol açmakla birlikte; enjekte edilen ilaçların tıbbi kusur olarak nitelendirilen sinir içine uygulanması dışında, uygun bölgeye yapılması durumunda da doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabilecekleri tıbben bilinmekte, enjeksiyon işlemi sonrası oluşan ‘sinir hasarı kaynaklı arazlar, her ne kadar enjeksiyonun kişi hareket halinde iken ve uygun posizyon almadan yapıldığı iddiası bulunmakta ise de iddialar destekler nitelikle enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bîr delil tanımlanmamış olup, her türlü özene rağmen oluşabilecek, herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, enjeksiyon sonrası ortaya çıkan sinir hasarının niteliği itibarıyla acil müdahale koşulları taşımadığı, bu tür durumlarda tedavi protokolünün (tıbbi takip, şikayetleri azaltmaya yönelik septomalik tedavi, fizik tedavi uygulanması, hasarın geçmemesi durumunda cerrahi müdahale ) olduğunun tıbben bilindiği, dava konusu olayda da hastada enjeksiyon sonrası gelişen tıbbi şikayetlere yönelik muayene ve tedavilerde herhangi bir gecikme bulunmayıp, komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun bulunduğu, dosya kapsamındaki tıbbi veriler gözönüne alındığında, enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline, enjeksiyon yapılma talimatı veren hekime ve klinik şikayet ortaya çıktıktan sonra tıbbi yaklaşım ve tedaviler ile ilgili sağlık personeline atfı kabil tıbbi uygulama hatası tespit edilmediği…” tespitlerine yer verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin de içinde bulunduğu ve sorumlu olduğu bir durum sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen Anayasa’nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde, “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.” hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)”nin “Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; “Mesleki standartlar” başlıklı 4. maddesinde, “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin “Muvafakat” başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği’nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. …”; 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.”; “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik’te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer almaktadır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu olayda, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Davacıdan enjeksiyon işlemine rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmamışsa, manevi tazminat talebinin, olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek değerlendirilmesi gerekmekle birlikte, dosyanın incelenmesinden, davacıya yapılan burun ameliyatı için, ameliyattan önce davacıdan, yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamın davalı idareye bağlı hastane tarafından alındığı görülmektedir. Hastanede bir operasyon geçiren hastadan, davalı idarenin, yapacağı her müdahale için onam alması beklenemeyeceğinden, ameliyat öncesi verilen onamın ameliyattan hemen sonra davacının ağrılarını gidermek amacıyla aynı gün yapılan enjeksiyon için de geçerli olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu durumda, davacıda meydana gelen siyatik sinir zedelenmesine ait istenmeyen sonuç nedeniyle davalı idarenin tazmin sorumluluğundan bahsedebilmek için hizmet kusurunun varlığının tespiti ile sağlık hizmetinin sunumunda eksikliğin olması gerektiği, mevcut tablonun komplikasyon olduğu, yukarıda değerlendirildiği üzere de davacıdan aydınlatılmış onamın da alındığı görüldüğünden, davalı idarenin hizmet kusurundan söz etmek olanaklı olmadığından davalı idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmadığı açık olup, Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmına yönelik olarak yapılan davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın bu kısmının kaldırılarak manevi tazminat istemine yönelik olarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge İdare Mahkemesi kararının davalı idarenin kabul edilen manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan tarafların istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, davacının reddedilen maddi ve manevi tazminata yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, davalı idarenin kabul edilen manevi tazminata yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın …Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 15/06/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.