Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/167 E. , 2022/3263 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/167
Karar No : 2022/3263
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Valiliği
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davalı idarece temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Bitlis ili, Tatvan ilçesi, … köyü, … Mezrasında ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ileri süren davacı tarafından, oluşan zararlarının karşılanması istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun kabul edilerek ev ve arazi zararı olarak 10.000,00 TL ödenmesine ilişkin Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının … tarih ve … sayılı işleminin iptali ile uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 75.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; daha evvel dava konusu işlemin iptaline, maddi tazminat istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına ve manevi tazminat istemi yönünden davanın reddine ilişkin verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesince onanması ve karar düzeltme isteminin de reddedilerek ilk derece mahkemesi kararının kesinleşmesi sonrasında davacı tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin … tarih ve … başvuru sayılı kararıyla mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için manevi tazminat yönünden yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi neticesinde dava dosyasının manevi tazminat yönünden yeniden incelendiği; yaşanan terör olaylarından kaynaklı olarak davacının güvenlik gerekçesiyle köyüne dönemediği ve mal varlığına ulaşamaz hale geldiği, davacının durumu ve uyuşmazlık konusu olayın oluş şekli dikkate alınarak, duyulan elem ve ızdırap sebebiyle sosyal risk ilkesi gereğince davacının manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 30/04/2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, 5233 sayılı Kanun’da manevi tazminata yer verilmediği iddiasıyla kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Bitlis ili, Tatvan ilçesi, … köyü, … Mezrasında ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ileri süren davacı tarafından, oluşan zararlarının karşılanması istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı’na başvuru yapılmış, başvuru neticesinde Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının … tarih ve … sayılı işlemi ile davacıya ev ve arazi zararı olarak 10.000,00 TL ödenmesine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, yapılan maddi zarar hesabının hakkaniyete uygun olmadığı ve gerçek zararlarının karşılanmadığı iddiasıyla Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığının … tarih ve … sayılı işleminin iptali ile uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
… İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile, dava konusu işlemin eksik inceleme ve araştırma sonucu tesis edildiği gerekçesiyle iptaline, komisyonca iptal kararı üzerine yeniden maddi zarar hesabı yapılacağından maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 5233 sayılı Kanun’da manevi tazminat öngörülmediği gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Danıştay (Kapatılan) Onbeşinci Dairesinin 28/11/2014 tarih ve E:2011/7460, K:2014/9028 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararı onanmış, yine aynı Dairenin 07/12/2015 tarih ve E:2015/5298, K:2015/8621 sayılı kararı ile davacının karar düzeltme talebi de reddedilerek ilk derece mahkemesi kararı kesinleşmiştir.
Davacı tarafından, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik tazmin edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; manevi zararların tazmin edilmemesi ve tazminata ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi … tarih ve … başvuru numaralı kararıyla; başvurucunun manevi tazminat talebine ilişkin tam yargı davasını idare hukukunun genel hükümleri kapsamında açtığı, tazminat talebini 5233 sayılı Kanun’a dayandırmadığı, tazminat talebine ilişkin değerlendirmenin genel hükümler çerçevesinde yapılması gerektiği, Mahkeme tarafından 5233 sayılı Kanun’a göre manevi tazminata hükmedilemeyeceği gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde olduğuna hükmetmiş ve davacının mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için manevi tazminat yönünden yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Bunun üzerine; … İdare Mahkemesince, dava dosyası yeniden incelenerek yaşanan terör olaylarından kaynaklı olarak davacının güvenlik gerekçesiyle köyüne dönemediği ve mal varlığına ulaşamaz hale geldiği, duyulan elem ve ızdırap sebebiyle sosyal risk ilkesi gereğince davacının manevi tazminat isteminin kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 30/04/2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Terör eylemleri nedeniyle mağdur olan bireylerin zararlarının sulh yoluyla ödenebilmesi amacıyla 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 27/07/2004 tarihinde yürürlüğe girmiş, Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından AİHM nezdinde açılan davalarda hükümetin yaptığı itirazlar yerinde görülmüş ve 5233 sayılı Kanun’un etkin bir başvuru yolu olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanun’un gerekçesinde, “Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. … Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. … Bu çerçevede… Terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması … amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.” denilmekle birlikte, komisyonlarda tartışılan manevi zararlara ilişkin olarak Kanunda olumlu ya da olumsuz herhangi bir ibare yer almamaktadır.
Yine konuya ilişkin yasama çalışmalarından anlaşıldığı üzere, sözü edilen Kanunun temel amaçlarından biri de yargı dışı bir yöntem geliştirerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bu konuda yapılan başvuruları sona erdirip, bireyler aleyhine oluşan dengenin iç hukukta geliştirilen usullerle yeniden kurulmasını sağlamaktır. Bu çerçevede, 5233 sayılı Kanun çıkarılmadan önce Danıştay içtihatları ile terör olayları nedeniyle uğranılan manevi zararların Anayasa’ya dayalı olarak sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini olanaklı iken, yasama organınca, özellikle yaşam hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açar nitelikte ve manevi tazminat ödenmesini engellemek amacına yönelik böyle bir kanunun yürürlüğe konulduğu söylenemez.
Terör eylemleri sonucu oluşan olaylar incelendiğinde, bir taraftan hayvanlara, ağaçlara, ürünlere, ev ve ev eşyalarına ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen zararlar, yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm nedeniyle uğranılan zararlar ya da kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklı maddi zararlar yanında, esasen terör eylemlerine maruz kalan vatandaşların hayatları boyunca çektikleri ve çekecekleri üzüntü, acı, elem ve psikolojik buhran, vb. gibi manevi zararların da mevcut olduğu ve bu manevi zararların büyük sıkıntılara yol açacağı hususu inkar edilemez bir gerçektir. Dolayısıyla, idare hukuku kuralları çerçevesinde Anayasa’ya dayalı olarak geliştirilen bir ilke uyarınca manevi zararların karşılanma olanağının, içeriği itibarıyla engelleyici bir hüküm taşımayan yasa ile ortadan kaldırıldığından bahsedilmesi olanaksızdır.
Bununla birlikte … İdare Mahkemesi tarafından, 5233 sayılı Kanun’un, terör veya terörle mücadeleden dolayı zarara uğrayanların manevi zararları dışında yalnızca maddi zararlarının tazminine ilişkin hükümlerinin Anayasa’nın 2., 5., 11., 36., 90. ve 125. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararın manevi zararlara ilişkin bölümünde, “…5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir…
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece ‘maddi’ olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa’da bu zararlardan ‘manevi’ olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede ‘sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.’ denilerek Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir….” gerekçelerine yer verilmiştir.
Anılan Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, 5233 sayılı Kanun, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesini öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir Kanundur.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer – Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak “Tazminat kanununda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu doğru olsa da kanunun 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesine yer verilmiştir.
Dolayısıyla, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Kanun’un öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemenin yapılarak, manevi tazminat için koşulların oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminata hükmedilebilmesi için idarenin işlemi ya da eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekmekte olup, söz konusu olayda manevi tazminat koşulların oluştuğuna dair bir kanıt bulunmadığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davacının güvenlik sorunları sebebiyle köyüne dönemediği, mal varlığına ulaşamaz hale geldiği gerekçesiyle manevi tazminat talebinin kabulüne ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne,
2. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.