Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2017/3221 E. , 2022/3196 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2017/3221
Karar No : 2022/3196
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. …
2- … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLLERİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine ilişkin kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 13/03/1999 tarihinde İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde bulunan … unvanlı işyerine terör örgütü mensuplarınca yapılan bombalı saldırı sonucu babalarını kaybeden davacılar tarafından, destekten yoksun kalmaları nedeniyle uğradıkları ileri sürülen zarara karşılık 100.000,00 TL maddi (davacılardan her biri için 50.000,00 TL), 100.000,00 TL (davacılardan her biri için 50.000,00 TL) manevi olmak üzere toplam 200.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince, Danıştay Onuncu Dairesinin 24/01/2013 tarih ve E:2008/1984, K:2013/448 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle yapılan incelemeler üzerine davanın süresinde açıldığı sonucuna varılarak işin esası yönünden yapılan değerlendirmede, meydana gelen olayda davalı idarelerin hizmet kusurlarının bulunduğu, davacıların destekten yoksun kalma zararlarının hesaplanması için yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen aktüerya raporunda, davacı … için 22.977,00 TL, … için 50.393,00 TL olmak üzere toplam 73.370,00 TL tazminat hesaplandığı ve söz konusu raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacılardan … için 22.977,00 TL, diğer davacı … için ise taleple bağlı kalınarak 50.000,00 TL olmak üzere toplam 72.977,00 TL maddi tazminat ile davacılar … için 25.000,00 TL, … için 25.000,00 olmak üzere takdir edilen toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine, fazlaya dair maddi ve manevi tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI :
1) … Bakanlığı tarafından, davaya konu olayın terör eylemi olduğu, bu sebeple sosyal risk ilkesi gereğince ödeme yapılması yönünde karar verilmesi gerektiği, ayrıca hükmedilen tazminat miktarına işleyecek yasal faizin idareye başvuru tarihinden değil dava açma tarihinden başlaması gerektiği, diğer yandan yargılama giderlerinin bir kısmının davalılardan alınarak davacılara verilmesine karar verildiği, ancak idareleri harçtan muaf olduğu, belirtilen sebepler uyarınca temyize konu kararın aleyhlerine ilişkin kısımlarında hukuka uygunluk olmadığı ileri sürülerek kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
2) … Belediye Başkanlığı tarafından, usule ilişkin olarak, davanın süresinde açılmadığı; esasa ilişkin olarak, davaya konu yere mevzuata uygun olarak inşaat ruhsatı verildiği, ayrıca iş yeri ruhsatı yönünden bakıldığında da mağaza faaliyetinin ilgili Yönetmelik ve mevzuata göre ruhsata tabi olmadığı, idarelerince tesis edilen işlemlerin usul ve yasalara uygun olduğu, belirtilen sebepler uyarınca temyize konu kararın aleyhlerine ilişkin kısımlarında hukuka uygunluk olmadığı ileri sürülerek kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
3) Davacılar tarafından, Mahkemece taleplerinin çok altında tazminata hükmedildiği ileri sürülerek temyize konu kararın aleyhlerine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMASI : Davalı idarelerden İçişleri Bakanlığı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup diğer davalı Kadıköy Belediye Başkanlığı ve davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davaya konu olayın terör olayı olması nedeniyle davanın maddi tazminata ilişkin kısmının sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun kapsamında hesap edilen miktara kadar olan kısmı yönünden davalı İçişleri Bakanlığı’nca ödenmesine karar verilmesi, yine meydana gelen terör olayı sebebiyle sosyal risk ilkesi kapsamında davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği; diğer taraftan 5233 sayılı Kanun kapsamına giren olay nedeniyle, anılan Kanun uyarınca davacıların zararlarının tazmin edileceği açık olup, bu kapsamda davalı Belediye Başkanlığı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından belirtilen sebepler uyarınca temyiz istemlerinin kabulüyle temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca Danıştay Onuncu ve Altıncı Dairelerinden oluşan Müşterek Kurul tarafından, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idarelerden Kadıköy Belediye Başkanlığı tarafından davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmektedir.
… teröristlerce bombalı saldırı 13/03/1999 tarihinde yapılmış, davacılar murisi de bu saldırıda yaşamını yitirmiştir. Ancak anılan terör olayında, …’da yeterli güvenlik önlemi alınıp alınmadığı hususunun, Çarşı’yı işleten şirketin aleyhine … Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen karar ile ortaya çıktığı, ayrıca anılan kararın … Bakanlığı, …. Valiliği ve … Belediye Başkanlığı’nın olaydaki sorumluluklarının tartışılmasına olanak verecek yeni bilgiler içerdiği dikkate alındığında; adli yargı kararının kesinleştiği tarihin, 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre bir yıllık süre içinde açılacak tam yargı davasına başlangıç alınması gerektiğinden ve davacı murislerinin söz konusu dava bilgilerine ulaştıklarına dair dosyaya herhangi bir bilgi ve belge ibraz edilmediğinden, davanın süresinde açıldığı sonucuna ulaşılmış olup, davalı idarenin davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiğine yönelik iddiası yerinde görülmemiştir.
MADDİ OLAY :
13/03/1999 tarihinde İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde bulunan … unvanlı işyerine terör örgütü mensuplarınca düzenlenen bombalı saldırı nedeniyle işyerinde çalışan davacılar murisi … ile birlikte toplam 13 kişi yaşamını yitirmiştir. Söz konusu olay nedeniyle yaşamını yitiren bazı kişilerin murisleri tarafından olayda hizmet kusuru bulunduğundan bahisle … Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve … Belediye Başkanlığı’na karşı … İdare Mahkemesi’nde dava açılmıştır.
… İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının kusura ilişkin kısmında, belediyeler tarafından bir parselde inşa edilecek binaya yapı ruhsatı verilmeden önce önerilen projenin imar durumuna, yani yürürlükte bulunan imar planına uygun olup olmadığının öncelikle denetlenmesi, uygun ise yapı ruhsatı verilmesi, değil ise istemin reddedilmesi gerektiği, ancak davalı … Belediye Başkanlığı’nın … unvanlı iş yerine tadilat projesine göre yapı ruhsatı verirken bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, iskan sahasında kalan 4 parsele ticari fonksiyonlu dükkan ve büro inşaatı için yapı ruhsatı verildiği, bu sebeple hizmet kusurunun bulunduğu, ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliği’nin “Yangın Merdivenleri” başlıklı 6.24. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, kat sınırlamasına bakılmaksızın tüm umumi binalarda yangın merdiveninin bulunmasının zorunlu olduğu, toplam 5 katlı yapının tüm katlarında dükkan ve büroların inşa edilecek olmasının bu yapının iş yeri, dolayısıyla umuma açık bir yer olacağını gösterdiği, böyle olmasına rağmen projede yangın merdivenine yer verilmediği, yine de söz konusu binaya yapı ruhsatı ve bilahare yapı kullanma izni verilmesinde de Kadıköy Belediye Başkanlığı’nın kusurlu olduğu; diğer davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın ise hizmet kusurunun bulunmadığı yolunda karar verilmiştir.
Öte yandan, davaya konu iş yerini işleten şirket aleyhine … Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada, Mahkemece verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Anılan Mahkeme kararında, davaya konu olayın meydana geldiği … unvanlı iş yerinin işleticisi olan şirketin terör olayının meydana gelmesini önlemek adına gerekli tedbir ve önlemleri tam ve noksansız olarak almadığı, bu sebeple olayda kusurlu olduğu belirlenmiştir.
Diğer taraftan, davacılar tarafından 13/09/2004 tarihinde 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında … Valiliği’ne başvurularak zararlarının karşılanması talep edilmiştir.
Bu başvuru üzerine … Valiliği Zarar Tespit Komisyonu’nun … tarih ve … sayılı kararıyla davacılara ayrı ayrı 7.267,50 TL olmak üzere toplam 14.535,00 TL’nin ödenmesine karar verilmiştir. Ancak davacıların belirtilen tutarı kabul etmemesi üzerine 08/04/2005 tarihinde uyuşmazlık tutanakları imzalanmış ve 31/05/2005 tarihinde davalı idarelerden … Bakanlığı aleyhine bakılan dava açılmıştır.
A) İdare Mahkemesi Kararının, … Bakanlığı’nın Sorumluluğu Yönünden İncelenmesi:
Davacıların davalı idareye başvuru tarihinde 5233 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dikkate alındığında; karşılanması talep edilen maddi zararın 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre genel tazminat hukuku ilke ve kuralları kapsamında mı, yoksa 5233 sayılı Kanun’un özel düzenlemeleri kapsamında mı karşılanacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT:
17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarihli ve 25535 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, ”Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ”Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.”; 6. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, ”Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz. İlgili valilik dışında diğer valilikler, kaymakamlıklar, Türkiye Cumhuriyeti dış temsilcilikleri, diğer bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan başvurular ilgili valiliğe gönderilir.”; 7. maddesinde, ”Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar”; 8. maddesinin 1. fıkrasında, ”7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.”; 9. maddesinde, ”Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. Cumhurbaşkanı, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.”; 12. maddesinde, “Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”; Geçici 1. maddesinde, ”Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” hükümleri düzenlenmiştir.
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un genel gerekçesinde ise, ”Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten ve Anayasa metnine dahil olan Başlangıç Kısmında ‘Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu…’ belirtilmiş; Cumhuriyetin niteliklerini gösteren Anayasanın 2 nci maddesinde ise Türkiye Cumhuriyetinin ‘toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı… sosyal bir hukuk devleti’ olduğu vurgulanmıştır.
Kural olarak idarenin hukukî sorumluluğu kusur esasına dayanmaktadır. Sözü edilen kuralın istisnası olarak, idarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanması gerekmektedir. Objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir.
Temelde Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerinin zarar gören kişilere karşı kişisel husumetten ileri gelmediği bilinmektedir. Terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. Devleti ve toplumu hedef alan fiillerden doğan zararın mağdur kişinin üzerinde bırakılması, hak ve nesafet kurallarıyla bağdaşmaz. Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Kişilere verilen zararlar, ister terör örgütlerinin eylemlerinden, ister terörle mücadele sırasında Devletçe alınan tedbirlerden kaynaklanmış olsun; bu zararların belirtilen ilkeler uyarınca karşılanması, Devlete olan güveni pekiştirecek; vatandaş-Devlet kaynaşmasını artıracak, terörle mücadeleye ve toplumsal barışa önemli katkıda bulunacaktır. Terörle mücadelede Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin kazandığı olağanüstü başarının sosyal ve ekonomik tedbirlerle desteklenmesi zorunluluğu toplumumuzun bütün kesimlerince kabul edilmektedir.
Öte yandan, Bakanlar Kurulunun 23/06/2003 tarih ve 2003/5930 sayılı kararıyla kabul edilip 24/07/2003 tarih ve 25178 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ‘Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar’ın ‘Yargının işlevselliği ve kapasitesinin artırılması suretiyle etkin bir yargı sisteminin tesis edilmesi’ başlığı altındaki (24.14.1.1.) numaralı tablodaki 18 inci sırada ‘Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun Tasarısı’nın beklenen yürürlük tarihi 2004 yılı olarak belirlenmiştir.
Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonunda, terör eylemlerinin ülkemizde yoğun olarak yaşandığı 19/07/1987 tarihi ile 30/11/2002 tarihi arasında, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu yolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız zenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.” ifadelerine yer verilmiştir.
Ayrıca, 5233 sayılı Kanun gereğince Zarar Tespit Komisyonu tarafından terör saldırısı sonucu ölenin yakınlarına yapılan sulhname teklifinin kabul edilmemesi nedeniyle açılan bir başka maddi ve manevi tazminat davasında, 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan ”maddi” sözcüğünün; 2. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ”maddi” sözcüğünün; 7. maddesinin (c) bendinde yer alan ”maddi” sözcüğünün; 9. maddesinin, a) Birinci fıkrasında yer alan ‘Yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın’ biçimindeki ilk paragrafı ile (e) bendinin, b) ikinci fıkrasının ve Geçici 1. maddesinde yer alan ”maddi” sözcüğünün, Anayasa’nın 2, 5, 11, 36, 90 ve 125. maddelerine aykırı olduğu kanısına varan Elazığ İdare Mahkemesi’nin yaptığı somut norm denetimi (itiraz) başvurusunda verilen Anayasa Mahkemesi’nin 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararında, “…5233 sayılı Yasa’nın 9. maddesi, terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen yaralanma, sakatlanma ve ölüm hâllerinde ödenecek maddi tazminat miktarı ile ödeme usulünün belirlenmesini düzenleyen bir kuraldır.
Toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelen özel ve olağandışı zararların karşılanmasında, devletin ödeme gücü, ekonomik durumu, zarar görenlerin sayısı, zarar doğuran olayların uzun süreli ve yaygın olması gibi nedenleri gözeterek idare, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hallerinde meydana gelen gerçek zarardan sorumlu olurken, sosyal risk ilkesinde sulh yoluyla ödenecek tazminat miktarının yasa koyucu tarafından yasayla belirlenmesi Anayasa’da güvence altına alınan sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırılık oluşturmaz…” değerlendirmesinde bulunularak itirazın reddine karar verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta; dava konusu olayın bir terör olayı olduğu açık olmasına rağmen, bu terör olayında idarenin hizmet kusuru / kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dairemizin konuyla ilgili yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zararın ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idarelerin hizmet kusurunun veya kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının araştırılması, gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk hallerinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılarak karar verileceği yönündedir.
Bu nedenle idarenin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusurunun / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Olay öncesinde ve olaya ilişkin istihbari bilgi-belge var ise idarenin bu konuda özel bir önlem almaması neticesinde oluşan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu tutulacağı açıktır.
Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince meydana gelen olayda İçişleri Bakanlığı’nın hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması kapsamında 18/11/2013 tarihinde verilen ara kararına cevaben gönderilen İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nın 18/12/2013 tarihli yazısında, söz konusu olayla ilgili olarak herhangi bir ihbar ya da istihbari bilgiye rastlanılmadığı, İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün 16/12/2013 tarihli yazısında ise, 155 ihbar kayıtlarının Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez ve Taşra Teşkilatı Arşiv Yönetmeliğinin 91255 aidiyet numarasına göre üç (3) yıl süreyle saklandığı, 13/03/1999 tarihindeki kayıtların mevcut olmadığı belirtilmiştir.
Davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesinin, olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması halinde söz konusu olacağı değerlendirildiğinde; dava konusu olayda, Devletin ilgili birimlerinde olay öncesinde olaya ilişkin herhangi bir ihbarın bulunmadığına ilişkin yazıları da göz önünde tutularak idarenin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar davacılar tarafından dava konusu olay nedeniyle uğradıkları maddi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında sosyal risk ilkesine dayanılarak karşılanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; 19/07/1987 tarihi ile 5233 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi arasında meydana gelen terör olaylarından dolayı uğranılan maddi zararın tazmini istemiyle idareye başvurulduğu veya dava açıldığı tarih itibarıyla Kanun’un yürürlüğe girmiş olması ve olayda idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmaması halinde de anılan Kanun’un uygulanması ve maddi zararın 5233 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin ”Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler” başlıklı 21. maddesinde belirlenen özel hesaplama ilkeleri uyarınca tazmini gerektiği açıktır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince; olayın terör olayı olması ve olayda idareyi kusurlandıracak herhangi bir ihbar, istihbari bilgi ve belgenin bulunmadığı, idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluk sebeplerinin olmadığı gözetilerek sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun kapsamında hesap edilen miktara kadar olan kısım yönünden davalı İçişleri Bakanlığı’nın maddi tazminattan sorumlu tutulması gerekirken, anılan idarenin olayda hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle davacılara genel hükümlere göre destekten yoksun kalma tazminatı ödenmesine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
B) İdare Mahkemesi Kararının … Belediye Başkanlığı’nın Sorumluluğu Yönünden İncelenmesi:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması; başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince; … olarak bilinen yerin … Mahallesi, … pafta, … ada, … parselde yer aldığı, … parselin ise imar planlarında iskan sahasında kaldığı, iskan sahasında kalan bir parsele alış veriş merkezi yapılamayacağının ise tartışmasız olduğu, ayrıca belediyeler tarafından bir parselde inşa edilecek binaya yapı ruhsatı verilmeden önce önerilen projenin imar durumuna yani yürürlükte bulunan imar planlarına uygun olup olmadığının öncelikle denetlenmesi, uygun ise yapı ruhsatı verilmesi, değil ise istemin reddedilmesi gerektiği, davalı … Belediyesi Başkanlığının … olarak bilinen yere tadilat projesine göre yapı ruhsatı verirken bu yükümlülüğünü yerine getirmediği ve kendi savunma dilekçesinde de belirttiği üzere iskan sahasında kalan 4 parsele ticari fonksiyonlu dükkan ve büro inşaatı için yapı ruhsatı verdiği gerekçeleriyle olayda davalı … Belediye Başkanlığı’nın hizmet kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir.
Uyuşmazlıkta; İdare Mahkemesince davalı … Belediye Başkanlığı’nın imar mevzuatı kapsamında yerine getirmesi gereken yükümlülükleri yerine getirmemesinin hizmet kusuru olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, imar mevzuatına aykırılığa ilişkin kusur durumu ile meydana gelen ölüm olayı arasındaki illiyet bağının açık ve net bir şekilde ortaya konulması gerektiği kuşkusuzdur.
Bu haliyle, imar mevzuatına aykırılık halinin davaya konu olayın meydana gelmesine etkisi yönünden gerektiği takdirde adli yargıdaki dosyanın ve olayla ilgili bilirkişi raporlarının da incelenmesi suretiyle yapılacak araştırma sonucunda illiyet bağının kurulması halinde meydana gelen zarardan davalı idarenin sorumlu tutulması, aksi durumda davalı idare yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.
C) Temyize Konu İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Meydana gelen olayın terör saldırısı olduğu göz önünde bulundurulduğunda davacıların yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle uğradıkları manevi zararın davalı … Bakanlığı yönünden, sosyal risk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği; diğer davalı … Belediye Başkanlığı yönünden ise, anılan idarenin olayın meydana gelmesinde kusurlu/kusursuz sorumluluğunun bulunup bulunmadığı saptandıktan sonra yapılacak değerlendirme neticesinde yeniden bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
D) Davaya Konu Yerin Olay Tarihinde İşleticisi Olan … Mad. San. ve Tic. A.Ş.’nin Olayın Meydana Gelmesinde Kusuru Olup Olmadığı Yönünden Yapılan İnceleme:
Dava konusu olayın meydana geldiği … unvanlı iş yerinin işleticisi olan … Mad. San. ve Tic. A.Ş. tarafından meydana gelen olayda … Bakanlığı, … Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve … Belediye Başkanlığı’nın sorumlu olduklarından bahisle uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada, …. İdare Mahkemesince, olayda davacının tazminini istediği zararın, kendi kusurundan kaynaklanması nedeniyle, davalı idarelerin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği ve de bu kapsamda sosyal risk kuramına göre tazminat ödemekle yükümlü tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca, Danıştay Onuncu ve Altıncı Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca verilen 08/02/2012 tarih ve E:2008/5366, K:2012/423 sayılı kararla, işleticiliğini üstlendiği çarşıda yangın ve güvenlik ile ilgili hiç bir önlem almadığı sabit olan davacı şirketin kusurunun olay ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağını kesecek ölçüde olduğu gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının onandığı görülmektedir.
Ayrıca, davaya konu iş yerini işleten şirket aleyhine … Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen kararda da, şirketin terör olayının meydana gelmesini önlemek adına alması gerekli tedbir ve önlemleri tam ve noksansız olarak yerine getirmediği, bu sebeple olayda kusurlu olduğu belirlenmiştir.
Bu haliyle, meydana gelen olayda davalı … Belediye Başkanlığı’nın imar mevzuatına aykırılıktan kaynaklı kusuru ile olay arasındaki illiyet bağına ilişkin yapılacak değerlendirme kapsamında olayın meydana geldiği yerin işleticisi olan şirketin kusur durumu da göz önünde bulundurularak bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesi, 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.