DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/2035 E. , 2022/2092 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2035
Karar No : 2022/2092
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Vakfı
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 26/11/2020 tarih ve E:2017/2820, K:2020/5477 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 05/08/2017 tarih ve 30145 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 26/11/2020 tarih ve E:2017/2820, K:2020/5477 sayılı kararıyla;
Usul yönünden;
Davalı idarenin, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği iddiasının yerinde görülmediği,
Esas yönünden;
A) Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin incelenmesi:
Sözleşme’nin 48. maddesinde; taraf Devletlerin, bu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacağının kural altına alındığı, böylece uzlaştırmanın bir zorunlu anlaşmazlık giderme yöntemi olarak uygulanmaması için taraf devletlere hem yasal hem de idari yönden tedbir alınması yükümlülüğünün getirildiği,
Sözleşme ile getirilen zorunlu alternatif çözüm usulleri veya hükümlerinin yasaklanmasının, şiddet mağdurlarının bu süreçlere faillerle eşit bir biçimde giremeyecekleri gerçeğinden hareketle getirilmiş bir düzenleme olduğu, bununla birlikte Sözleşme’de sadece uzlaştırmanın bir zorunlu anlaşmazlık giderme yöntemi olarak kabulü halinin yasaklandığı,
B) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun incelenmesi:
Ulusal mevzuatımızda, uzlaştırma kurumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlendiği,
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar ile şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanunun’da yer alan bir takım suçlar sayılarak bu suçlar bakımından uzlaştırmanın uygulanabileceğinin hükme bağlandığı, sayılan suçlar arasında yer alan kasten yaralama fiilinin ise üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenmesi halinde uzlaştırma prosedürünün uygulanamayacağı, şikâyete tâbi olmakla birlikte etkin pişmanlık hükümlerine yer verilenler ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bakımından uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinin hükme bağlandığı,
Kanun’da, kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet nedeniyle soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin gecikmeksizin ve mağdurun haklarını gözeterek yürütülmesine ayrıca önem verildiği, böylece hem bu suçların cezasız kalmasının önlendiği hem de mağdurun yaşadığı olumsuzlukların bu süreçlerle daha da ağırlaştırılmasının engellendiği, örneğin; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının bunu öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlayacağı, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğunun hüküm altına alındığı, yani bir suçun öğrenilmesinin ardından yapılacak işlemlerin bir an önce başlatılmasının genel bir kural olarak düzenlendiği,
Uzlaştırma müessesesinin, zorunlu bir alternatif çözüm yolu olmadığı, tarafların özgür iradelerine bağlı işletilen bir müessese olduğunun anlaşıldığı, diğer bir ifadeyle Kanun’un, “uzlaştırma” kurumunun uygulanmasını, sayılan suçlar kapsamında tarafların özgür iradelerine bıraktığı, örneğin Kanun ile; şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılacağı, uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerektiği, uzlaştırma müzakerelerinin gizli olarak yürütüleceği, şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılacağı, uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği hususlarının düzenlendiği, görüldüğü üzere, uzlaştırmanın sonuçlanmasında tamamen “iradilik” ilkesinin esas alındığı,
Kanun’un 253/25. maddesinde ise; uzlaştırmacıların nitelikleri, eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili, uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve esasların, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenleneceğinin kural altına alındığı,
C) Dava Konusu Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin incelenmesi:
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik’te, kadına yönelik şiddet alanı ile ilgili hiçbir özel durum ve koşula yer verilmediği gibi, kadına yönelik şiddet suçlarını içeren dava ve soruşturma dosyalarında uzlaştırma müessesesinin uygulanmaması, kadına yönelik şiddet suçları ile ilgili ayrıksı ve özel düzenlemeler bulunması gerektiği ileri sürülmüş ise de, dayanak Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, kasten yaralama fiilinin üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenmesi halinde, şikâyete tâbi olmakla birlikte etkin pişmanlık hükümlerine yer verilenler ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinin düzenlendiği, sayılan suçlar dışında kadına yönelik suçlar hakkında istisnai bir düzenleme yapılmadığı, dolayısıyla dayanağını Kanun hükümlerinden alan Yönetmelik maddelerinde de kadına yönelik şiddet suçlarıyla ilgili istisnai bir düzenlemeye yer verilmediğinin görüldüğü,
Ayrıca, Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nde, “uzlaştırmanın”, şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar görenin özgür iradeleri ile kabul etmeleri ve karar vermeleri hâlinde gerçekleştirilebileceği, bu kişilerin anlaşma yapılana kadar iradelerinden vazgeçebileceği, uzlaşma teklifinde bulunulmasının veya teklifin kabul edilmesinin soruşturma ya da kovuşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel olmayacağı şeklinde düzenlemelere yer verildiği, dayanak Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da olduğu gibi uzlaştırma yolunun uygulanması hususunun, tamamen tarafların özgür iradelerine bırakıldığı bir anlayışın benimsendiği, bu durumun, hem Kanun hem de dava konusu Yönetmelikte uzlaştırmanın “iradiliğe” dayandığına ve mağdur olanın yargılanma hakkının elinden alınmadığına işaret ettiği,
Bu durumda, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve açıklamalara göre; Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nde sadece zorunlu alternatif çözüm usulleri ve hükümlerinin yasaklandığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda sayılan suçlar dışında kadının da maruz kalması muhtemel şiddet suçlarını içeren dava ve soruşturma dosyalarında uzlaştırma kurumunun uygulanması noktasında istisnai bir düzenlemeye yer verilmediği, ancak Kanun’da öngörülen uzlaştırma usul ve yöntemi; tarafların kabulü ile başlayan özgür iradelerine göre yürüyen bir müessese şeklinde düzenlendiğinden, dava konusu Yönetmelikte de, “uzlaştırma” kurumunun, tamamen tarafların özgür iradelerine bağlı işletilen bir müessese olduğu şeklinde düzenlediği, uzlaştırma müessesesinin iradiliğe dayanması karşısında Kanun’un uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılan dava konusu Yönetmelik hükümlerinde de kadına yönelik şiddet alanını muaf tutan istinai bir hükme yer verilmediği dikkate alındığında, kanun koyucu tarafından yapılan düzenleme ile davalı idareye tanınan yetkiye istinaden hazırlanarak yürürlüğe konulan Yönetmeliğin Sözleşme hükümlerine ve hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, temyize konu Daire kararında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca uzlaştırma mekanizmasının zorunlu değil iradi nitelikte bir anlaşmazlık çözüm yolu olduğunun kabul edildiği, ancak şiddete maruz kalan kadınların uğradıkları şiddet nedeniyle çoğu kez özgür iradelerinin sakatlandığı, nitekim can güvenliğinden ve şiddetin devam etmesinden korkan kadınların özgür ve eşit iradelerinden bahsetmenin mümkün olmadığı, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin izlem mekanizması konumunda bulunan GREVIO tarafından 2018 yılında uzlaştırma kurumu ile ilgili hazırlanan raporda da, erkek ve kadınlar arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin kadının uzlaştırmacılığa özgür iradesiyle rıza gösterme yetisini etkileyebileceği yönünde tespitlere yer verildiği, ayrıca, anılan raporda ülkemize, kadına yönelik şiddet suçları yönünden uzlaştırma müessesesinin uygulanmaması için tavsiyede bulunulduğu, bu haliyle dava konusu Yönetmeliğin kadına yönelik şiddet alanında yürürlükte olan uluslararası sözleşme, kanun ve diğer ilgili mevzuata aykırı olduğu, ülkemiz açısından Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi feshedilmiş ise de, anılan Sözleşme’nin 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yaptığı atıf nedeniyle somut uyuşmazlıkta uygulama kabiliyetine sahip olduğu, dava konusu Yönetmeliğin, kadına yönelik şiddet alanı ile ilgili hiçbir özel durum ve koşula yer vermediği yönünde hukuka aykırılık iddiasında bulunmalarına rağmen, Dairece sadece suç kategorileri ile sınırlı değerlendirme yapıldığı, nitekim GREVIO tarafından hazırlanan ve yukarıda atıfta bulunulan raporda, uzlaştırmanın zorunlu olmadığı konusunda şiddet mağduru kadınların bilgilendirildiğinden emin olunması için gerekli tedbirlerin alınması, sadece özgür iradeleri ile hareket edebilecek şiddet mağduru kadınların uzlaştırma prosedürüne dahil edilmesi, tüm paydaşların uzlaştırmacılığa özgürce rıza göstermelerini ve yeniden mağduriyete neden olmamalarını sağlama adına eğitilmesi şeklinde tavsiyelerde de bulunulduğu, bununla birlikte, dava konusu Yönetmeliğin tümünün bu anlayıştan yoksun düzenlendiği gibi bu yöndeki iddialarının da somut yargılamada karşılanmadığı, Daire kararında dava konusu Yönetmeliğin yalnızca 5271 sayılı Kanun’a uygunluğunun değerlendirme konusu yapıldığı, ancak ülkemizin taraf olduğu veya iç hukukun atıf yaptığı uluslararası sözleşmeler, raporlar ve iç hukukta yürürlükte bulunan kadına yönelik şiddet alanında düzenlemeleri içeren mevzuata uygunluğunun da değerlendirilmesi gerektiği, kadına yönelik şiddet alanında, suç ve ceza politikası bakımından en büyük sorunun AİHM tarafından Opuz kararında tespit edildiği üzere cezasızlık olduğu, uzlaştırma mekanizmasının kadına yönelik şiddet alanında ortaya çıkan ihlallerin cezasız kalmasına katkı sağladığı, basına yansıyan kadına yönelik şiddet olaylarının somut uyuşmazlıkta ileri sürülen hukuka aykırılık nedenlerini doğrular nitelikte olduğu belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 26/11/2020 tarih ve E:2017/2820, K:2020/5477 kararının ONANMASINA,
3.08/06/2022 tarihinde, oybirliği ile kesin olarak karar verildi.