DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/673 E. , 2022/2086 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/673
Karar No : 2022/2086
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Odası
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU :Danıştay Altıncı Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2019/2520, K:2021/11629 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: “ÇED Kararlarının Duyurulması”na ilişkin … tarih ve … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü işleminin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2019/2520, K:2021/11629 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 1. ve 10 maddeleri ile anılan Kanun’un 10. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliğinin 14. maddesinin üçüncü fıkrası ve 17. maddesinin ikinci fıkrasına yer verildikten sonra, dava konusu işlemin incelenmesine geçilmiş;
Dava konusu işlemin, “çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu/olumsuz” kararları ile “ÇED gereklidir/gerekli değildir” şeklindeki kararların, askı ilan başlangıcının, duyuru tebligatının yapıldığı günden başlamak suretiyle 15 gün olarak hesaplanması, internet üzerinden yapılan duyurularda da ilan süresinin 15 gün olarak belirlenmesi, söz konusu sürenin bitiminde de ilanın askıdan ve internetten kaldırılmasına yönelik olarak davalı idarece 81 il valiliğine gönderilen bir düzenleme olduğu,
Davacı tarafından, dava konusu işlem ile belirlenen hususların, duyuru ile değil, Yönetmelik ile düzenlenmesi gerektiği, bir faaliyetin izlenmesi ve denetlenmesinin sağlanması amacıyla ÇED sürecine yönelik tüm kararların her zaman internet yayınında kalması ve erişilebilir olması gerektiğinin ileri sürüldüğü,
Davalı tarafından ise, ÇED kararlarının kamuoyuna duyurulması hususunda uygulamada farklılıkların söz konusu olduğu, bu tür işlemlere karşı açılan davalarda dava açma süresinin ne zaman başlayacağına yönelik tereddütler oluştuğu, uygulamada çıkan bu sorunların giderilmesi amacıyla dava konusu düzenlemenin tesis edildiği, anılan işlemde mevzuata ve hukuka aykırı bir yön bulunmadığının savunulduğu,
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği’nin, dava konusu işlemin dayanağı olan hükümleri de kapsayan şekilde, muhtelif maddelerine karşı açılan davada; Danıştay Ondördüncü Dairesinin 13/10/2015 tarih ve E:2015/573 sayılı kararıyla,
“- ÇED sürecine tabi bir projenin başvuru aşamasından başlayarak, ÇED raporu hazırlanmadan önce ve rapor hazırlandıktan sonra, raporun inceleme ve değerlendirme aşamasında, komisyon incelemesinden geçerek son hali verilmesi ve karar alma aşamasında halkın görüş ve önerilerinin dikkate alınacağı ve en son olarak da Ek-I ve Ek-II listelerinde yer alan projeler hakkında verilen kararın halka duyurulacağı düzenlenerek, halkın çevresel konularda karar alma sürecine katılımı farklı aşamalar dikkate alınarak düzenlendiği;
– Halkın etkin bir şekilde katılımını sağlamak ve süreç sonunda proje hakkında verilen kararın hukuka uygun olmadığını düşünmeleri halinde, ilgili halkın bu kararı yargı makamları önüne taşıyabilmesini sağlamak için yapılacak olan ilan ve duyuruların, özellikle projeden en çok etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel olan ilgili halkın kolaylıkla haberdar olabileceği şekilde yapılması gerektiği;
– Dava konusu Yönetmelikte ÇED sürecinde halkın katılımının sağlanması, ÇED süreci sonucunda ise alınan kararların halka duyurulması amacıyla ilan ve duyuru yapılması zorunluluğu getirilmiş ise de; ilan ve duyuruların yapılmasının öngörüldüğü “anons” ve “askıda ilan” kavramlarının tanımının yapılmadığı, ÇED sürecinde yapılacak olan anons ve askıda ilanlar ile ÇED süreci hakkında verilen kararlar için yapılacak olan askıda ilanın nerede yapılacağı, projeden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel olan halkın yaşadığı yerde yapılıp yapılmayacağı, yapılacak olan anons ve ilanın ilgili halkın rahatlıkla öğrenebileceği şekilde yapılması konularında ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği”,
gerekçeleriyle Yönetmeliğin 14. maddesinin üçüncü fıkrası ile 17. maddesinin ikinci fıkrasının yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği ve söz konusu karara yapılan itirazın İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/04/2016 tarih ve YD İtiraz No:2016/80 sayılı kararıyla reddedildiği; daha sonra, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 05/04/2017 tarih ve E:2015/573, K:2017/2108 sayılı kararıyla ile anılan düzenlemelerin iptaline karar verildiği,
Bu durumda, dava konusu düzenlemenin dayanağı olan Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliğinin 14. maddesinin üçüncü fıkrası ile 17. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi nedeniyle, dayanaksız hale gelen dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediği,
Öte yandan, yürürlükteki ÇED Yönetmeliğinin çeşitli maddelerinde, sürelere ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmiş iken (halkın katılımı toplantısının ilanının (m 9) veya ÇED raporunun ( m 14) yayında kalacağı sürenin belirtilmesi gibi), ilgililerin dava açma süresinin başlangıcını etkileyecek olan askıda veya internet yoluyla ilanın yayında kalma süresinin, anılan Yönetmelik yerine daha alt düzenleyici işlemler yoluyla belirlenmesinin, Yönetmeliğin sistematiğine uygun olmadığı gibi, normlar hiyerarşisine de uygun olmadığı sonucuna varılarak dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, hem ÇED Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerinin iptaline yönelik verilen yargı kararının, hem de uyuşmazlığa konu işlemin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin kararın yerine getirildiği, ÇED kararlarının sürekli olacak şekilde internet ve askıda ilan edilmesi yönünde Bakanlık birimlerine bildirimde bulunulduğu, belirtilen nedenlerle davanın konusu kalmadığından, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesinde isabet olmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
Üye … ve Üye …’in, davacının dava konusu işlemin iptalini istemekte meşru ve güncel bir menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle, davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı yönündeki usule ilişkin ayrışık oylarına karşılık; davacı Oda’nın, davalı Bakanlık tarafından yayınlanan proje tanıtım ve ÇED başvuru dosyalarını izleme ve kontrol işlemleri konusunda, temsil ettiği meslek grubu olan çevre mühendislerini ve kamuoyunu bilgilendiren bir tüzel kişilik olduğu ve uyuşmazlığa konu işlemin dayanağı olan Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliğinin 14. maddesinin üçüncü fıkrası ile 17. maddesinin ikinci fıkrasının iptali istemiyle davacı tarafından açılan davada, işin esası incelenmek suretiyle anılan maddelerin iptaline yönelik verilen Danıştay Ondördüncü Dairesi’nin 05/04/2017 tarih ve E:2015/577, K:2017/2109 sayılı kararının, Kurulumuzun 04/09/2019 tarih ve E:2017/2527, K:2019/366 sayılı kararı ile onandığı hususları gözetildiğinde, davacının dava açma ehliyeti olduğuna, oyçokluğuyla karar verilerek işin esasına geçildi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 20/10/2021 tarih ve E:2019/2520, K:2021/11629 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 08/06/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava, “ÇED Kararlarının Duyurulması”na ilişkin … tarih ve … sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı Kanun’da, 28/06/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile değişiklik yapılarak getirilen ivedi yargılama usulü kapsamında, ÇED kararlarına ilişkin olarak dava açma süresi altmış gün yerine, otuz gün olarak belirlenmiş, bu doğrultuda idarelerin savunma süresi de otuz gün yerine onbeş gün olarak düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; … Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün … tarih ve … sayılı yazısı ile; “25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 17. maddesinde Ek-2 listesindeki projeler için “….Valilik, bu kararı askıda ilan ve internet aracılığıyla halka duyurur.” denilmekte olduğu, Bakanlığımız tarafından “Çevrimiçi ÇED Süreci Yönetim Sistemi”ne geçilmesiyle ÇED Yönetmeliği Ek-2 listesindeki projelere ait kararların Bakanlığımızın ve İl Müdürlüklerimizin resmi internet sitesine otomatik olarak atılmakta olduğu, ancak internet sitesine düşen ilanlarda son tarihin belirtilmediği ve bu nedenle de sürekli ilan yapılacağı şeklinde yorumlanabileceği,”ÇED Olumlu” ve/veya “ÇED Gerekli Değildir” kararları hakkında yürütmeyi durdurma amaçlı İdare Mahkemeleri nezdinde açılan davalarda, ilan süresinin bitiminden itibaren bir aylık süre içerisinde dava açılması gerektiği belirtilerek, bu konudaki tereddütlerin giderilmesi için askıda ilan süresinin belirtilip belirtilmeyeceği ve süre belirtilecekse kaç gün belirtileceği hususunda Bakanlık görüşüne ihtiyaç duyulduğu…” hususunun davalı idareye bildirilmesi üzerine, uyuşmazlık konusu işlemin tesis edildiği görülmektedir.
Yukarıda yer verilen görüş isteme yazısına istinaden, davalı Bakanlığın ilgili birimleri arasında, ivedi yargılama usulüne tabi kılınan ÇED kararları açısından, dava açma süresi olan otuz günlük sürenin, ne zaman başlayacağının belirlenmesi yönünde bir gereklilik doğduğunun anlaşıldığı; zira ÇED Yönetmeliğinde, davalı tarafından verilen “ÇED olumlu” ya da “ÇED olumsuz” kararlarının, proje sahibine ve ilgili kurum ve kuruluşlara (komisyon üyelerine) yazılı olarak bildirilmesi, Valiliklerin tarafından da (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü) askıda ilan ve internet aracılığı ile halka duyurmasının öngörüldüğü, benzer şekilde “ÇED gereklidir” veya “ÇED gerekli değildir” kararlarının da askıda ilan ve internet aracılığı ile ilgili Valilik tarafından halka duyurulmasnın benimsendiği görüldüğünden ve anılan kararların bildirim ve halka duyurulma tarihlerini izleyen günden itibaren otuz günlük yasal dava açma süresi içerisinde dava açılması gerektiğinden, kararların halka duyurulması noktasında, davalı Bakanlığın ilgili birimleri açısından uygulamada ortaya çıkan farklılıkların giderilmesi amacıyla tesis edilen işlemin, hizmet gereklerine ve idarenin iç işleyişine yönelik olduğu görülmektedir
Öte yandan, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında, askıda ilan ve internet aracılığı ile yapılacak duyurulara yönelik bir süre belirlemesi yapılmadığı, işlemin dayanağı olan Yönetmelik hükümlerinin iptali istemiyle açılan davada da; “… dava konusu Yönetmelikte ÇED sürecinde halkın katılımının sağlanması, ÇED süreci sonucunda ise alınan kararların halka duyurulması amacıyla ilan ve duyuru yapılması zorunluluğu getirilmiş ise de; ilan ve duyuruların yapılmasının öngörüldüğü “anons” ve “askıda ilan” kavramlarının tanımının yapılmadığı, ÇED sürecinde yapılacak olan anons ve askıda ilanlar ile ÇED süreci hakkında verilen kararlar için yapılacak olan askıda ilanın nerede yapılacağı, projeden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel olan halkın yaşadığı yerde yapılıp yapılmayacağı, yapılacak olan anons ve ilanın ilgili halkın rahatlıkla öğrenebileceği şekilde yapılması konularında ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği …” gerekçesiyle Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliğinin 14. maddesinin üçüncü fıkrası ile 17. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verildiği gözetildiğinde; dava konusu işlemin mevzuata ve kamu yararına aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.