Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/3631 E. 2022/2093 K. 08.06.2022 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/3631 E.  ,  2022/2093 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/3631
Karar No : 2022/2093

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI): … Barosu Başkanlığı
VEKİLİ: …
2- (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 08/04/2021 tarih ve E:2018/3449, K:2021/1714 sayılı kararının, davalı İdare tarafından iptale ilişkin kısmının, davacı tarafından 5/1 ve 24/2 maddelerine yönelik olarak davanın reddine ilişkin kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 02/06/2018 tarih ve 30439 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının, 24. maddesinin 2. fıkrasının ve 25. maddesinin 2. fıkrasının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 08/04/2021 tarih ve E:2018/3449, K:2021/1714 sayılı kararıyla;
Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi:
Davacı tarafından, fıkranın son cümlesinde yer alan ”Ancak dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin özel hükümler saklıdır.” hükmünün fıkra ile çelişki yarattığı, arabuluculuğu iradi olmaktan çıkarttığı, Kanun’a aykırı olduğu iddia edilerek fıkranın iptalinin istenildiği, ancak, söz konusu Yönetmeliğin 3. maddesinde, Yönetmeliğin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 15. maddesinin 10. fıkrası, 19. maddesinin 2. fıkrası, 22. maddesi, 31. maddesinin 8. fıkrası, 36. maddesi ile 12/10/2017 tarih ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin 22. fıkrasına dayanılarak hazırlandığının düzenlendiği, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde dava şartı olarak arabuluculuğun düzenlendiği ve 22. fıkrasının son cümlesinde ”Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.” kuralının yer aldığı, bu halde Yönetmeliğin dava konusu edilen, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin özel hükümleri saklı tutan kuralının yasal dayanağının bulunduğu, bununla birlikte, ”Ancak dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin özel hükümler saklıdır.” cümlesini içeren Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 5. maddesinin, Yönetmeliğin ”Genel Hükümler”inin yer aldığı birinci kısmının, “Arabuluculuğun Temel İlkeleri”ne ilişkin ikinci bölümünde düzenlendiği, ”Dava Şartı Olarak Arabuluculuk”a ilişkin hükümlere ise Yönetmeliğin ikinci kısmı olan ”Özel Hükümler” altında yer verildiği, bu bakımdan düzenleniş tekniğinin de usul ve esaslara uygun olduğu görülmekle, iptali için ileri sürülen hususların yasal dayanağı bulunmadığından, dava konusu düzenleyici işlemde hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Yönetmeliğin 24. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi:
Davacı tarafından, 02/06/2018 tarih ve 30439 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 24. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan, ” Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini adliye arabuluculuk bürosuna verir.” kuralının 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun kişisel verilerin ilgili kişinin açıkça rızası olmaksızın işlenemeyeceği ve aktarılamayacağı yönündeki hükümlerine aykırı olduğu, anılan Kanun’un 8. maddesinin 3. fıkrasında ”Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.’’ hükmü düzenlendiğinden kişisel verilerin aktarılması konusunda sadece kanunlarla istisnai hükümler konulabileceği, bu bakımdan kuralın bir yönetmelik maddesiyle düzenlenmesinin 6698 sayılı Kanun’un 8. maddesine ve normlar hiyerarşisine aykırılık oluşturduğu iddia edilerek, Yönetmeliğin 24. maddesinin 2. fıkrasının iptalinin istenildiği,
Dava konusu düzenlemenin yer aldığı maddenin başlığının ”Dava şartı olarak arabuluculukta arabulucunun görevlendirilmesi” olduğu, dava şartı olarak arabuluculuğun düzenlendiği 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesinde, ”Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir.” hükmünün düzenlendiği ve aynı maddenin yukarıda yer verilen 22. fıkrasına istinaden yasal dayanağına uygun olarak Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 24. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesinde dava konusu edilen düzenlemeye yer verildiği, dava konusu Yönetmeliğin 24. maddesinin 2. fıkrasında yer alan diğer hükümlerin de 7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 7. fıkrası hükmüne uygun olarak düzenlendiği, bununla birlikte başvuranın adliye arabuluculuk bürosuna verdiği bilginin dava şartı olarak arabuluculuk müessesesinin uygulanabilmesi bakımından en temelde ihtiyaç duyulan iletişim bilgilerine yönelik olduğu, bu haliyle dava konusu düzenleyici işlem hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi:
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasında, emredici şekilde arabulucunun ilk önce asille görüşmesini öngören düzenlemenin hak arama hürriyeti ve etkin savunma hakkını ihlal ettiği, vekille temsil edilen asille doğrudan görüşülmesinin bağımsız savunmanın serbestçe temsili ve Avukatlık Kanunu’nda yer alan avukatlığın amacının gerçekleştirilmesi önünde bir engel olduğu, savunmayı temsil eden avukatın arabuluculuk sürecinden dışlanması anlamına geldiği ve adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiği, öte yandan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda ilk önce asille görüşülmesi konusunda bir hüküm bulunmadığı hususlarının iddia edildiği,
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinin 2. fıkrasında, ” Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.”; 2. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, ”Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.” hükümlerinin düzenlendiği,
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağını teşkil eden 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun ilgili hükümleri incelendiğinde, avukatı arabuluculuk sürecinin herhangi bir aşamasından ayrık tutan yasal bir düzenlemenin bulunmadığı, bu bakımdan asillerin talep etmesi halinde avukat olan vekilin Yönetmelik’te yer alan dava konusu düzenlemeye dayanılarak arabuluculuğun herhangi bir aşamasının dışında bırakılamayacağı, bu bakımdan arabuluculuk sürecinde asillerinin kendilerini vekille temsiline engel olunmasının hukuka uygun bulunmadığı sonucuna varıldığı,
gerekçeleriyle, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının, 24. maddesinin 2. fıkrasının ve 25. maddesinin 2. fıkrasının “Arabulucu adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapar, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğrenir.” hükmü dışında kalan diğer kısımları yönünden davanın reddine, dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ”Arabulucu adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapar, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğrenir.” hükmünün iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin dayanağını teşkil eden İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, iş hukuku uyuşmazlıkları yönünden dava şartı niteliğinde arabuluculuğun öngörüldüğü, oysa Yönetmeliğin iptali istenen 5. maddesinde, iş hukuku uyuşmazlıkları yönünden ayrım yapılmaksızın tüm hukuk uyuşmazlıkları bakımından dava şartı niteliğindeki arabuluculuğa ilişkin hükümlerin saklı tutulduğunun hükme bağlandığı, bu haliyle Daire kararında kabul edildiğinin aksine, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemenin İş Mahkemeleri Kanunu’na dayandığından söz edilemeyeceği, öte yandan dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra dava şartı niteliğindeki arabuluculuğun uygulama alanını iş uyuşmazlıkları dışındaki hukuk uyuşmazlıklarına genişleten kanuni düzenlemelerin dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye dayanak teşkil edemeyeceği, kaldı ki, arabuluculuğu iradi olmaktan çıkarmaya yönelik her türlü düzenlemenin hukuk sistemimizle bağdaşmadığı, Daire kararında dava konusu Yönetmeliğin iptali talep edilen 24. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin İş Mahkemeleri Kanunu’na dayanılarak çıkartıldığının kabul edildiği, ancak iş uyuşmazlıkları ile sınırlı olarak uygulanan İş Mahkemeleri Kanunu’nun aksine dava konusu Yönetmeliğin 24. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin tüm hukuk uyuşmazlıklarını kapsayacak şekilde düzenlendiği, bu haliyle anılan düzenlenin iptali gerektiği, temyize konu Daire kararında, dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasının “Arabulucu adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapar, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğrenir.” hükmü dışında kalan diğer kısımları yönünden davanın reddine hükmedildiği, dava dilekçelerindeki iptal talebinin dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasının iptaline hükmedilen kısmı ile sınırlı olduğu belirtilerek, Daire kararının 5/1 ve 24/2 maddelerine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, Anayasa Mahkemesinin E:2012/94, K:2013/89 sayılı kararında da kabul edildiği üzere, alternatif çözüm yöntemlerine başvuru zorunluluğu getirilmesinin hak arama hürriyetini kısıtlamadığı, Dairece iptaline karar verilen hükmün müzakere temelli uyuşmazlık çözüm yöntemi olan arabuluculuk sürecinin özüne uygun olduğu, söz konusu düzenlemenin devamında bulunan hükmün tarafların arabuluculuk konusunda aydınlatılmasını emreden dayanak Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 11. maddesinin uygulaması niteliğinde olduğu, Daire kararında belirtildiğinin aksine dava konusu Yönetmeliğin arabuluculuk sürecinde tarafların avukatları ile sürece katılımını destekleyici ve teşvik edici düzenlemeleri içerdiği belirtilerek, Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, Daire kararının iptale ilişkin kısmının hukuka uygun olduğu belirtilerek, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idare tarafından, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının hukuka uygun olduğu belirtilerek, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2.Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 08/04/2021 tarih ve E:2018/3449, K:2021/1714 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 08/06/2022 tarihinde, dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasının “Arabulucu adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapar, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğrenir.” hükmü yönünden oyçokluğu, diğer kısımları yönünden ise oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Dairece, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda, taraf vekillerini arabuluculuk sürecinin herhangi bir aşamasından ayrık tutan yasal bir düzenlemenin bulunmadığı, bu bakımdan Yönetmelik ile, asillerin talep etmesi halinde avukat olan vekilin arabuluculuğun herhangi bir aşamasının dışında bırakılamayacağı gerekçesiyle, dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ”Arabulucu adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapar, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğrenir.” hükmünün iptaline karar verilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesine ilişkin olarak, Daire kararında belirtilen gerekçe isabetli bulunmakla birlikte, bu gerekçeden hareketle, sadece anılan cümlede yer alan “asiller ile” ibaresinin iptaline karar verilmesi gerekirken, bahse konu düzenlemenin, herhangi bir hukuka aykırılık içermeyen diğer kısımlarının da iptaline hükmedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile, Daire kararının, dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ”Arabulucu adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapar, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğrenir.” hükmünün “asiller ile” ibareleri dışında kalan bölümlerinin iptaline dair kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- Temyiz edilen Daire kararıyla iptaline hükmedilen dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesinde, arabulucunun adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapacağı, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğreneceği düzenlenmektedir.
Alternatif çözüm yöntemlerinden bir olan ve hukuk uyuşmazlıkları bakımından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile yürürlüğe giren arabuluculuk mekanizması, tarafların menfaatini ön planda tutan, barışçıl bir müzakere yöntemi niteliğindedir. Nitekim, 6325 sayılı Kanun’un “Genel Gerekçesi”nde de, “Arabulucu, tarafların anlaşarak seçtikleri üçüncü bir kişidir. Arabuluculuk süreci sonunda arabulucu bir karar vermez, bilimsel yöntemlerle, taraflar arasındaki iletişimi sağlayarak, uyuşmazlığın çözümünü mümkün kılmayı amaçlar.” denmek suretiyle, arabuluculuğun barışçıl müzakere yöntemi olduğuna vurgu yapılmıştır. Bu haliyle, görevlendirilen arabulucunun gerçek çıkar dengesini ve gereksinimlerini bilen asiller ile uyuşmazlığın esasını öğrenme amacıyla ön görüşme yapmasını düzenleyen Yönetmelik hükmünün, kanun koyucunun 6325 sayılı Kanun ile tasarladığı arabuluculuk mekanizması ile uyumlu olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, Daire kararında, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda, taraf vekillerini arabuluculuk sürecinin herhangi bir aşamasından ayrık tutan yasal bir düzenlemenin bulunmadığı, bu bakımdan asillerin talep etmesi halinde avukat olan vekilin yönetmelik ile arabuluculuğun herhangi bir aşamasının dışında bırakılamayacağı gerekçesine dayanılmakta ise de, dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasının devamında, arabulucunun asilleri, varsa vekilleri ile birlikte ilk oturuma davet edeceğinin hükme bağlandığı gözetildiğinde, taraf vekillerinin arabuluculuk mekanizması dışında bırakıldığından söz edilemeyeceği açıktır.
Bu itibarla, temyiz edilen Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ”Arabulucu adliye arabuluculuk bürosu tarafından görevlendirildikten sonra ilk önce başvuran taraftan başlamak üzere asiller ile ön görüşme yapar, başvurucudan ve diğer taraftan uyuşmazlığın esasını öğrenir.” hükmünün iptaline ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile, Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.