Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2019/306 E. , 2022/3445 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/306
Karar No : 2022/3445
DAVACI : … Sendikası
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı
VEKİLİ : …
DAVALI YANINDA MÜDAHİL : … Derneği
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU :
… Derneği tarafından organize edilen ve Türkiye geneli resmi ve özel tüm ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak 21-31 Ocak 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”nin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında duyurulmasına ilişkin … tarih ve E.… sayılı işlemin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
Dava konusu işlemin eğitim öğretimde amaçlanan temel ilke ve değerleri belirleyen Anayasa’nın başlangıç bölümüne, “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesine; “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesine; “Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesine ve “Eğitim ve Öğretim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. Maddesine; 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun “Genel amaçlar” başlıklı 2. maddesine, “Genellik ve eşitlik” başlıklı 4.maddesine, “Fırsat ve imkan eşitliği” başlıklı 8. maddesi ile “Laiklik” başlıklı 12. maddesine aykırı olduğu; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesinde yer alan düzenlemelerdeki temel hususun kişilerin din ve vicdan özgürlüğü değerleri kapsamında ibadet etme veya ibadet etmeme konusunda devletin tarafsız kalması olduğu, dava konusu işlem ile kişilerin inanç ya da ibadete zorlanmasına neden olabilecek ortamın yaratıldığı ve bu durumun laik devlet olgusuna aykırı olduğu, söz konusu projenin din kültürü eğitimi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı duyuru yapılmasının açıkca ibadet yerine getirmeye çağrı olduğu ve burada isteğe bağlı bir bilgilendirmenin olduğu zorunluluk olmadığı yönündeki beyanlarında kabulünün mümkün olmayacağı, idare eliyle okullardaki öğrencilere belirli bir ibadeti yerine getirmeye çağrı yapılması ve bu çağrının öğrenci üzerinde baskı yapabileceğinin kabulünün gerektiği iddiaları ile dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğundan bahisle iptali istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI :
… Gençlik ve Spor Kulübü Derneği tarafından yapılan başvurunun 08/06/2017 tarihli resmi gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği ve 2017/25 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Araştırma Yarıştırma ve Sosyal Etkinlik İzinleri konulu Genelgesi hükümleri uyarınca değerlendirildirildiği, söz konusu yönetmelik ve genelge hükümleri uyarınca sadece Server Gençlik ve Spor Kulübü Derneğinin değil üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, araştırmacıların ve diğer kurum ve kuruluşların yapacakları yarışma ve sosyal etkinliklere de izin verildiği, söz konusu projenin gönüllülük esası içerisinde ve sadece duyuru yapılmasına izin verildiği, dava konusu işlemin amacı ve kapsamı dikkate alındığında üst norm hükümlerine aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
DAVALI İDARE YANINDA DAVAYA KATILANIN BEYANI:
Davanın açıklama ve bilgilendirme niteliğinde olan bir işleme karşı açıldığı, sadece duyuru yapılmasına yönelik olduğu ve bu nedenle işlemin icrai olmadığı, davacı sendikanın dava açma ehliyeti bulunmadığı, işlemin din ve vicdan hürriyeti kapsamında tesis edildiği, davanın usul ve esas bakımından reddi gerektiği savulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, … Gençlik ve Spor Kulübü Derneği tarafından organize edilen ve Türkiye geneli resmi ve özel tüm ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak 21-31 Ocak 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”nin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında duyurulmasına ilişkin … tarih ve E…. sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu; 24. maddesinde, “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.” hükmüne, “Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi” başlığını taşıyan 42. maddesinde; öğrenim hakkının kapsamının kanunla tespit edileceği ve düzenleneceği; eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı; bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerlerinin açılamayacağı; ilköğretimin kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu olduğu ve Devlet okullarında parasız olduğu; özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esasların, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenleneceği, eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetlerin yürütüleceği, hükmüne yer verilmiştir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun ”Genel amaçlar” başlığını taşıyan 2. maddesinde, Türk Milli Eğitiminin genel amacının, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek olduğu; ”Özel amaçlar” başlığını taşıyan 3. maddesinde, Türk eğitim ve öğretim sisteminin, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenleneceği ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçlarının, genel amaçlara ve temel ilkelere uygun olarak tespit edileceği; ”Genellik ve eşitlik” başlığını taşıyan 4. maddesinde, eğitim kurumlarının dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve din ayırımı gözetilmeksizin herkese açık olduğu, eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı; ”Her yerde eğitim” başlığını taşıyan 17. maddesinde, resmi, özel ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetlerinin, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabi olduğu; hükümleri yer almıştır.
Anayasa Mahkemesinin 16.09.1998 günlü, E1997/62, K:1998/52 sayılı kararında; din ve ahlak eğitim ve öğretiminin devletin gözetim ve denetimi altında yapılmasının nedeni, maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu konudaki eğitim ve öğretim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını engellemek olduğu, dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgiler vermek ve ahlaki değerleri benimsetmek amacıyla din kültürü ve ahlak öğretimi dersleri ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasına alındığı, din eğitimi yerine “din kültürü” dersinden söz edilmesinin de bu amacı açıkça ortaya koyduğu, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin iznine bağlı tutulduğu, din kültürü ve ahlak öğretiminin zorunlu ders olduğu, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlı olduğu belirtilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinden olan Anayasa ile benimsenen ve korunan bir ilke olarak yaşama geçirilen ve hukuksal bir kurum niteliğini kazanan laiklik, devletin akla ve bilim kurallarına göre kurumlaşmasını amaçlamış, laik eğitimde de dinsel inançlara göre herhangi bir ayırım gözetilmemiştir. Anayasa’nın yukarıda anılan hükümlerinde de eğitim ve öğretimin, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılacağı, bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamayacağı vurgulanmıştır. Bu bağlamda küçüklerin din eğitimi ve öğretiminin bir parçası olarak din kültürü öğretmenlerinin eşliğinde kanuni temsilcilerinin isteğine bağlı olarak ibadet yerine götürülmelerinde bir aykırılık bulunmamakta ise de; aynı işlevin bir dernek tarafından yerine getirilmesi halinde bu projenin din kültürü öğretimine uygunluğu hakkında kapsamlı bir inceleme ve denetim yapılması ve sözkonusu dernek ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında bir protokolün bulunması zorunludur.
Dava konusu işlemle duyurulan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda … Gençlik ve Spor Kulübü Derneği isimli dernek tarafından düzenlenecek yarışmanın bilimsel ve pedagojik anlamda din kültürü öğretimine uygunluğu hakkında yapılan inceleme ve denetimi içeren bir rapor bulunmadığı gibi ilgili dernek ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında bir protokol de yapılmadığı, manevi değer kazandırmak amaçlanan bu sosyal etkinlikte Milli Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinde öngörülen etkinlik danışmanına yer verilmediğinden öğretmen denetimi ve gözetimi dışında yarıyıl tatilinde yapılacağı anlaşılan bu faaliyetle derneğin neyi amaçladığının ortaya konulmadığı anlaşıldığından hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ SÜREÇ :
Dava, … Gençlik ve Spor Kulübü Derneği tarafından organize edilen ve Türkiye geneli resmi ve özel tüm ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak 21-31 Ocak 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”nin Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında duyurulmasına ilişkin … tarih ve E…. sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde iptal davaları, idarî işlemler hakkında menfaatleri ihlâl edilenler tarafından, tam yargı davaları da idarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış; 14. maddesinin 3/c bendinde, dava dilekçelerinin, diğer ilk inceleme konuları yanında ehliyet yönünden de inceleneceği belirtilmiş; aynı Kanunun 15. maddesinin 1/b bendinde ise, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır.
İdari Yargılama Usulü Kanunu’un 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde sözü edilen “ehliyet” kavramının, iptal davası açılabilmesinin idari yargılama usulü bakımından özel bir koşulu olan subjektif ehliyeti ve genel dava açma ehliyetini, diğer bir anlatımla fiil ehliyeti ya da objektif ehliyeti de kapsadığında duraksama bulunmamaktadır.
Subjektif ehliyet, yani menfaat koşulu, 2577 sayılı Kanundan kaynaklanmakta olup, idari yargılama usulüne özgüdür ve davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatinin ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.
Objektif ehliyet ise; taraf ehliyeti ve dava ehliyeti olmak üzere iki unsurdan meydana gelmektedir. Taraf ehliyeti, bir davada davacı veya davalı olabilmeyi; dava ehliyeti ise, bir davayı davacı veya davalı sıfatıyla bizzat ya da vekil aracılığıyla açabilme, takip edebilme ve davayla ilgili usul işlemlerini yapabilmeyi ifade etmektedir. Bu bakımdan, medeni hukuktaki hak ehliyetinin medeni usul hukukundaki karşılığı taraf ehliyeti iken, medeni hakları kullanma ehliyetinin medeni usul hukukundaki karşılığı dava ehliyetidir.
Anılan yasal düzenlemeler ile iptal davalarının hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen işlemlerin, ancak bu idari işlemlerle kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisi olanlar tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabulü zorunludur.
Yukarıda belirlenen kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alakasının varlığı taraf ilişkisinin kurulmasında yeterli sayılmakta ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre belirlenmektedir.
Bu açıklamalar karşısında, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra, dava konusu idari işlemin niteliğine bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Anayasa’nın “Sendika kurma hakkı” başlıklı 51. maddesinde; “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.” hükmü yer almaktadır.
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun “Sendika ve konfederasyonların yetki ve faaliyetleri” başlıklı 19. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendi uyarınca, kuruluş amaçları doğrultusunda toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeterek üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukukî yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak, sendika ve konfederasyonların faaliyet alanı kapsamındadır.
Davacı Sendika Tüzüğü’nün “Sendikanın Çalışma Konuları” başlıklı 3. maddesinin (c) bendi uyarınca; Sendikanın, amaçlarını gerçekleştirebilmek için üyelerinin sendikal ve demokratik amaçlar doğrultusundaki mücadelesinde hak ve çıkarlarının ihlal edildiği her durumda her türlü demokratik fiili ve meşru mücadele hakkını kullanacağı, onlar adına gerekli hukuksal girişimde ve yardımda bulunacağı göz önünde bulundurulduğunda; davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek davacı Sendika’nın iş bu davayı açmakta ehliyetli olduğuna karar verilmek suretiyle işin esası görüşülmüştür.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun “Türk Milli Eğitiminin Amaçları” başlıklı Birinci Bölümünün “I-Genel Amaçlar” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, Türk Milli Eğitiminin genel amacının, “…Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek…” olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun’un 18. maddesiyle, Türk milli eğitim sistemi, örgün eğitim ve yaygın eğitim olmak üzere, iki ana bölüme ayrılmıştır. Buna göre örgün eğitim, okul öncesi eğitimi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarını; yaygın eğitim ise örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen eğitim faaliyetlerinin tümünü kapadığı; ”Koordinasyon” başlığını taşıyan 42. maddesinde, genel, mesleki ve teknik yaygın eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları arasındaki koordinasyonun Milli Eğitim Bakanlığı’nca sağlanacağı, genel yaygın eğitim programlarının düzenleniş şeklinin yönetmelikle tespit edileceği, mesleki ve teknik yaygın eğitim faaliyetlerini yürüten Bakanlıklar ile özerk eğitim kurumları ve resmi ve özel işletmeler arasında Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanacak koordinasyon ve işbirliğinin esaslarının kanunla düzenleneceği; ”Görev” başlığını taşıyan 53. maddesinde, Milli Eğitim Bakanlığının, kendisine bağlı eğitim kurumlarının eğitim araç ve gereçlerini, gelişen eğitim teknolojisine ve program ve metotlara uygun olarak sağlamak, geliştirmek, yenileştirmek, standartlaştırmak, kullanılma süresini ve telif haklarını ve ders kitabı fiyatlarını tespit etmek, paralı veya parasız olarak ilgililerin yararlanmasına sunmakla görevli olduğu; “Yürütme, gözetim ve denetim” başlıklı 56. maddesinde, eğitim ve öğretim hizmetinin, bu Kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumlu olduğu belirtilmiştir.
08/06/2017 tarih ve 30090 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Yönetmeliğin amacı; her tür ve seviyedeki resmi ve özel örgün ve hayat boyu öğrenme kurumlarında; öğretim programlarının yanında öğrenci ve kursiyerlerde özgüven ve sorumluluk duygusu geliştirmeye, yeni ilgi alanları oluşturmaya, milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerleri kazandırmaya yönelik bilimsel, sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif alanlarda öğrenci kulübü ve toplum hizmeti kapsamındaki sosyal etkinlikler ile kamu kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından eğitim kurumlarında yapılacak sosyal etkinliklerin usul ve esaslarını düzenlemektir.”; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde; ” Bu Yönetmelik; her tür ve seviyedeki resmi ve özel örgün ve hayat boyu öğrenme kurumlarında; öğretim programlarının yanında bilimsel, sosyal, kültürel, sanatsal, sportif alanlarda öğrenci kulübü ve toplum hizmeti kapsamındaki sosyal etkinlikler ile kamu kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından eğitim kurumlarında yapılacak sosyal etkinliklere ait usul ve esasları kapsar.” hükümleri yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan, idarenin takdir yetkisini kaldıracak şekilde yargı kararı verilemeyeceği kuralı, takdir yetkisine dayanılarak yapılan işlemlerin yargı
denetimi dışında kalacağı anlamına gelmemektedir. Bu sebeple, idarenin takdir yetkisinin hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığı, idari yargı mercilerince denetlenmektedir.
İdarelere takdir yetkisi tanınan hallerde idarenin bu konuda yargı kararı ile zorlanamayacağı, diğer bir ifadeyle idari işlem niteliğinde yargı kararı verilemeyeceği, ancak bu takdir yetkisinin de mutlak olmayıp, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğu, takdire dayanan işlemlerin sebep ve maksat bakımından yargı denetimine bağlı bulunduğu hususu açık olup, idarenin bu takdir yetkisinin denetiminde; görevin niteliği, hizmet alanı, gizliliği, özel durumu gibi şartların kamu yararı da gözetilerek değerlendirileceği tartışmasızdır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek, Türk Milli Eğitiminin genel amacı olarak düzenlenmiş, her türlü eğitim ve öğretim faaliyetinin söz konusu amaç ve ilkeler çerçevesinde yapılması ve öğrencilere benimsetilmesi hususunda Milli Eğitim Bakanlığına görev verilmiştir.
Ancak, bu amaç ve ilkelerin öğrencilere kazandırılması sırasında kullanılacak eğitim ve öğretim yöntemleri ve araçları yönünden anılan Kanun’da bir belirleme yapılmamış olup, eğitim ve öğretim programlarını tasarlamak, uygulamak, güncellemek, öğretmen ve öğrencilerin eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütmek ve denetlemek, eğitim sistemini yeniliklere açık, dinamik, ekonomik ve toplumsal gelişimin gerekleriyle uyumlu biçimde güncel teknik ve modeller ışığında tasarlamak ve geliştirmek görev ve yetkisi bulunan davalı idareye takdir yetkisi tanınmıştır.
Dolayısıyla, davalı idarenin yetkili olduğu dava konusu işlemin hukuka uygunluk denetiminin, idarenin sahip olduğu takdir hakkının hukuka uygun kullanılıp kullanmadığının incelenmesi suretiyle yapılması gerekmekte olup; bu bağlamda, … Gençlik ve Spor Kulübü Derneği tarafından 28/12/2018 tarihinde; çocuklara camide cemaatle namaz kılma şuuru kazandırmak , camilere gitmenin milli ve manevi sorumluluk olduğu bilincini vermek, güzel ahlaklı nesiller yetiştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığına bağlı temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında, projenin duyurulması, proje ortağı derneklerin bu okullarda tanıtım standı açması, uygun yerlere afiş asması ve tanıtım kitapçıkları dağıtılmasına imkan sağlanması hususunda başvuruda bulunulması üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü; söz konusu projenin yürürlükte olan tüm yasal düzenlemelerde belirtilen hüküm esas ve amaçlara aykırılık teşkil etmeyecek şekilde denetimleri ilgili okul il/ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilmek üzere, derslerin aksatılmaması kaydıyla ve gönüllülük esasına göre duyurulması belirtilerek başvuruyu sadece duyuru yapılması yönünden kabul etmesinin, Milli Eğitim Temel Kanunu’nda düzenlenen Türk Milli Eğitim Sisteminin genel ve özel amaçlarına aykırılık teşkil etmediği kanaatine varıldığından davalı idareye tanınan takdir yetkisi çerçevesinde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davanın REDDİNE oybirliği ile,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Davalı yanında davaya katılan müdahil tarafından yapılan yargılama giderinin müdahil üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde taraflara iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
25/05/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.