YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19033
KARAR NO : 2015/8745
KARAR TARİHİ : 29.06.2015
MAHKEMESİ : DİYARBAKIR 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/10/2014
NUMARASI : 2012/43-2014/1519
Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02/10/2014 tarih ve 2012/43-2014/1519 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosyanın incelenmesinde duruşma için gerekli tebligat giderinin yatırılmamış olması nedeniyle 6100 sayılı Kanun’un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK’nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin beş yılı aşkın süredir davalı sigorta şirketine 27.10.2006 tarihli sözleşme uyarınca aracılık ve acentelik hizmeti vermekte iken sözleşmenin davalı tarafça 14.11.2011 tarihli ihtar ve 05.12.2011 tarihli fesih bildirimi ile haksız olarak feshedildiğini, oysa sözleşme süresinin sona ermesine bir yıl daha bulunduğunu, davalı şirketin müvekkilinin oluşturduğu ticari değer niteliğindeki müşteri çevresinden tek başına yararlanacak olması nedeniyle, TTK 134/1 maddesinden kaynaklı fesih için öngörülen yasal bildirim süresine uyulmadığı için haksız fesih sebebiyle müvekkili aleyhine oluşan menfaat dengesizliğinin hakkaniyet icabı portföy tazminatı ile sözleşmenin haksız feshi nedeniyle doğan zararının tazmini yönünden şimdilik 20.000 TL tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davaya bakmaya Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu ve yetkili mahkemenin Kadıköy olduğunu, acentelik sözleşmesinin davacıdan kaynaklanan nedenlerle haklı olarak feshedildiğini, zira davacının müvekkili sigortanın vermiş olduğu talimatlara ve belirlenen hedeflere uymadığını, davacının fesih nedeniyle denkleştirme tazminatı dahil herhangi bir nam altında talep hakkının bulunmadığını, tazminat taleplerinin miktar ve içerik olarak haksız, mükerrer ve hukuken mesnetsiz olduğunu, davacının sözde zararını da ispat edemediğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, öncelikle sözleşmenin belirli süreli olup olmadığının belirlenmesi gerektiği, sözleşmesinin 19.maddesindeki “Bu sözleşme 27/10/2006 tarihinden 31/12/2006 tarihine kadar aktedilmiştir. Bu sürenin sonunda taraflardan birisi sözleşmenin devam etmesini istemediği takdirde diğer tarafın, sürenin bitiminden bir ay önce iadeli tahahütlü mektupla haberdar edecektir. Bu bir ihbar yapılmadığı takdirde bu anlaşma müteakip yıllarda aynı şartlarla bir yıl için uzatılmış olur” şeklindeki hükümden acentelik sözleşmesinin belirli süreli olarak aktedildiği, 6762 sayılı TTK’nın 133.maddesinin uygulanma kabiliyeti bulunmadığı, 08/06/2009 tarihli ek acentelik sözleşmesinin 2.maddesinde davacı tarafın kendisine tanınan fesih ihbar süresine uyarak sözleşmeye son vermiş olması nedeniyle acentelik sözleşmesine ve usulüne uygun bir fesih yapıldığı, acentelik sözleşmesinin de 19.maddesinin haksız şart olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle portföy tazminatı ile tamamlanmamış işlerden doğan zararın tazmini istemlerine ilişkindir. Yerel mahkeme tarafından, davalı sigorta şirketinin sözleşmenin 19. maddesindeki fesih ihbar süresine uyularak sona erdirildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa sigorta acentelerinin 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 23/15-16 ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 134. maddeleri kapsamında, sigorta acentelik sözleşmesini haksız olarak sona erdiren sigortacıdan portföy (denkleştirme) tazminatı ile başlanmış işlerin tamamlanamaması yüzünden doğan zararlarını talep etme hak ve yetkisi bulunmakta olup bu haktan önceden vazgeçilmesi de hukuken geçersizdir.
O halde yerel mahkemece, davalı sigorta şirketinin acentelik sözleşmesini haklı nedenle feshedip etmediği hususunda tarafların iddia ve savunmaları da tek tek değerlendirilerek ve gerektiğinde uzman bir bilirkişi heyetinden denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna istinaden davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp davacı taraf yararına bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme hükmünün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.