Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2015/855 E. 2015/6339 K. 05.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/855
KARAR NO : 2015/6339
KARAR TARİHİ : 05.05.2015

MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/12/2012
NUMARASI : 2012/21-2012/227

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/12/2012 gün ve 2012/21 – 2012/227 sayılı kararı bozan Daire’nin 19/09/2014 gün ve 2013/6368 – 2014/14107 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili davalılardan A.. S.. vekillerinin Antalya 3. Noterliği’nce düzenlenen 06.07.2009 gün ve 15892 yevmiye numaralı ihtarname ile taraflar arasındaki 09.02.2005 tarihli protokol gereğince müvekkili tarafından yazılan (B. S. M.) adlı kitaptan dolayı 09.02.2005 tarihinden sonra elde edilecek tüm gelir ve semerelerinin taraflar arasında paylaşılmasının gerektiğini bildirdiğini, ancak davacının bu şekildeki sözleşmeden haberdar olmadığını, müvekkilinin bila bedel bir sözleşme yapmayacağını, fakat benzerlik nedeniyle protokoldeki imzanın müvekkiline ait olabileceğini; çünkü davalılardan davacının eşi A. S. ile boşanma sırasında davacıdan adı geçen davalının boşanma protokolü yapması için birçok belge imzalatıp aldığını, ihtarnameye konu protokolün de davacı tarafından davalıya boş olarak verilen birkaç belgeden biri olabileceğini ve sonradan A. S. tarafından anlaşmaya aykırı olarak doldurulması suretiyle sözleşmeye dönüştürüldüğünü, protokol kapsamını kabul etmemekle birlikte ihtara ve davaya konu edilen protokolün kapsamının tetkikinden davacının bir bilim adamı olmasının da göz önünde bulundurulup bu hususların birlikte değerlendirilmesi sonucu, sözleşmenin geçerli kabul edilmesi halinde davacının ömür boyu yazdığı veya yazacağı tüm kitapları da kapsar bir şekilde sözleşme yapmasının akla uygun olmadığını, böyle bir durumun hayatın olağan akışına da aykırı olduğundan bahisle, ihtara konu ve varlığı iddia edilen sözleşme nedeniyle davacının davalılara borçlu olmadığının tespitine ve sözleşme ile davacının bağlı olmadığının saptanmasına, yok hükmünde olan sözleşmenin iptaline, sözleşmenin varlığının kabulü halinde müvekkili açısından yükümlülük ve borç doğurmadığının, doğmuş bir borcun olmadığının ve davacının mesleğine ilişkin yazdığı ve yazacağı diğer tüm kitapları ile bilimsel çalışmaları da kapsar şekilde genişletilemeyeceğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar A. H. U. ve İ.. E.. vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkeme taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin ağırlıklı olarak davacıya edimler yüklediği, ivazlar arasında aşırı oransızlık bulunduğu, kişisel özgürlüğü (bilimsel yayın yapma, yaratılan eseri çoğaltma, dağıtma) aşırı şekilde baskı altına aldığı, dava konusu olayda 5846 sayılı Yasa’nın 48/1 maddesinin uygulama yerinin olmadığı, zira sözleşmenin eserden kaynaklanan mali hakların (çoğaltma, yayma gibi) devri niteliğinde olmayıp telif bedelinin paylaşılması niteliğinde olduğu, 5846 sayılı yasanın 48/3 maddesi kapsamında da bir sözleşme olmadığı sadece yaratılmış bir eserden elde edilen gelirin paylaşımı konusunda olduğu, bu nedenle 48/3 maddesi gereğince vucuda getirilmemiş eserler veya tamamlanmamış eserler konusunda uygulanacak geçersizlik şartının bu sözleşme kapsamında konusunu oluşturan bir madde bulunmadığından uygulanmasına gerek olmadığı, dava konusu telif gelirinin paylaşılması ile ilgili sözleşmenin şeklen geçerli bir sözleşme olsa bile içerik itibariyle ivazlar arasındaki aşırı oransızlık gözönünde bulundurulduğunda davacının iktisaden mahvına sebebiyet verecek şekilde ve kişilik haklarına aykırı bir sözleşme olduğu gerekçeleriyle BK’nun 26.ve 27.maddeleri uyarınca davanın kabulüne dair verilen karar davalılar vekilince temyizi üzerine Dairemizin 19.09.2014 tarihli kararı ile bozulmuştur.
Bu kez, davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK’nın 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 05,20 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK’nın 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 251,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 05/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.