Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2015/3832 E. 2015/14246 K. 01.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/3832
KARAR NO : 2015/14246
KARAR TARİHİ : 01.10.2015

Tebliğname No : 12 – 2014/273152
Mahkemesi : Beykoz 1. Asliye Ceza Mahkemesi
Karar tarihi : 09/05/2014
Numarası : 2013/690 – 2014/313
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık

2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılama sonunda, 25/09/2012 tarihli karar ile sanığın, 2863 sayılı Kanunun 65/b, 5237 sayılı TCK’nın 62, 53, 52/2, 5271 sayılı CMK’nın 231/5 maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, katılan vekili tarafından yapılan itirazın merciince reddi üzerine anılan kararın 12/11/2012 tarihinde kesinleştiği, daha sonra, sanık müdafinin 17/12/2013 tarihli dilekçe ile başvurarak, sanığın yargılandığı kanun maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiğini ileri sürüp, mahkemeden gerekli kararın verilmesini istemesinden dolayı, dosya yeni bir esasa kaydedilmek suretiyle yapılan yargılama sonunda, inceleme konusu kararın verildiği anlaşılmakla; sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü olarak kabul edilemeyeceğinden, sanık müdafinin talebi üzerine dosyanın yeniden ele alınmasının uyarlama yargılaması niteliği taşımadığı ve dolayısıyla verilen kararın temyizi mümkün olduğu değerlendirilerek, tebliğnamedeki iade görüşüne iştirak edilmemiştir.
Katılan vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanması gerektiği, bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmazı üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 15/11/1995 tarih ve 7755 sayılı kararı ile 3. derece doğal sit alanı olarak tescilli bölgede yer alan, 01/07/2008 tarihi itibariyle maliki olduğu taşınmaz üzerine izin almaksızın tek katlı bina inşa ettirdiği, sit tesciline ilişkin kurul kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş ise de, bizzat sanık tarafından kovuşturma aşamasında ibraz edilen 19/04/2005 tarih ve 529 sayılı kurul kararı ile, suça konu taşınmazı da kapsayan bölgeye ilişkin geçiş dönemi yapılaşma koşullarına onay verildiği, yine sanığın dosyaya sunduğu Beykoz Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünce düzenlenen 04/08/2008 tarihli imar durumu belgesinde de, sit alanında bina inşası ile ilgili şartlar tek tek sıralanmakla birlikte, kurulun olumlu görüşü alınmadan uygulama yapılamayacağının açıkça belirtildiği, diğer yandan, inşaat bilirkişisi tarafından tanzim edilen 21/09/2012 tarihli rapor ile, yapı tespit tutanağının düzenlendiği 23/02/2009 tarihi öncesinde başlanan bina yapım işinin, tutanak tarihi itibariyle ve sonrasında devam eden çalışma sonucu tamamlandığının belirlendiği, bütün bu bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, bölgenin niteliğinin ve bölgede hangi koşullar altında inşai ve fiziki müdahale gerçekleştirilebileceğinin sanık tarafından bilinmediği yönündeki kabulün, yukarıda sözü edilen “iyi niyet” kuralı karşısında isabetsiz olduğu ve sanığın üzerine atılı suçun tüm unsurları ile oluştuğu anlaşılmakla;
Beykoz ilçesinin bağlı olduğu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı bünyesinde suç tarihi itibariyle faaliyette olan koruma uygulama ve denetim bürosu bulunduğu gözetilerek, eylemin niteliği ve suç kastının yoğunluğu da dikkate alınmak suretiyle sanığın, 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/4 maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, anılan Kanun değişikliği hatalı yorumlanarak beraate dair hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 01/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.