YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/157
KARAR NO : 2015/17534
KARAR TARİHİ : 10.11.2015
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : MENDERES 1. ASLİYE HUKUK(AİLE) MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/03/2014
NUMARASI : 2012/744-2014/145
Taraflar arasında görülen ziynet eşyası alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkiline düğünde takılan ziynet eşyalarının bir kısmının davalı tarafça evin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, diğer bir kısmının ise kayınpederi tarafından davalı adına açılacak dükkanın masraflarında kullanılmak üzere, müvekkilinin rızası olmaksızın bozdurulduğunu ve evden ayrılırken müvekkilinin elinde hiçbir ziynet eşyası kalmadığını ileri sürerek; 21.687 TL ziynet eşyası bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde; taraflar evlendiğinde her ikisinin de işsiz olması sebebiyle, birlikte çalıştıracakları bir dükkan açıldığını; davacının, düğünde takılan 10 adet bileziğini dükkanın açılışında, çeyrek altınları ise, dükkâna mal alma safhasında kendi isteği ile parça parça bozdurduğunu; bir kısım çeyrekleri ise, kendi ihtiyaçları için bozdurarak harcadığını, kalan altınları da evden ayrılırken yanında götürdüğünü savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; “taraflar arasındaki evlilik birliği devam ederken, davacının kendi isteği ile ziynet eşyalarının bir kısmını bozdurarak bedelini eşiyle birlikte işletmek üzere açtıkları tuhafiye dükkânı için harcadığı anlaşılmış olup, kârı ve zararı birlikte paylaşılacak olan işyerinin bir süre sonra ekonomik sıkıntı nedeniyle kapandığı anlaşılmakla, ziynet eşyalarının bedelini geri ödemek üzere verdiği hususu davacı tarafça ispatlanamadığı” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir.
Davacı kadın, dava konusu edilen ziynet eşyasının davalı tarafından harcandığını ileri sürmüş, davalı koca ise ziynetlerin bir kısmının evlilik birliği içerisinde harcandığını, bir kısmının ise davacı tarafça götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Kural olarak, düğün takıları kim tarafından takılırsa takılsın kadına ait kişisel eşya sayılır. Bu nedenle ziynet eşyalarının, kadının isteği ve onayı ile iade edilmemek üzere verildiğini, bu eşyayı kadından alan kişi ispat etmelidir.
Somut olayda; davalı eş, davacıya düğünde takılan ziynet eşyalarından 10 adet bileziğin ve çeyrek altınların evlilik birliğinin devamı sırasında birlikte işletecekleri tuhafiye dükkânı için gerekli giderleri karşılanmak üzere bozdurulduğunu; ancak, bu durumun davacının rızası dahilinde olduğunu belirtmiştir. Nitekim, tanık olarak dinlenen davalının babası Sabahattin Küçük ile annesi Nesibe Küçük de davacının altınlarının bir kısmının dükkanın açılışında kullanılmak üzere davacının rızası ile bozdurulduğunu, davacının bu altınların bedelini kendilerine teslim ederken daha sonra iadesini istediğine dair bir söylemde bulunmadığını beyan etmişlerdir. Ancak, tanıkların bu beyanlarının belirtilen altınların, davacı tarafça, bir daha iade edilmemek üzere davalıya verildiği anlamına gelmediği ve bu iddianın ispatı için yeterli olmadığı açıktır.
O halde mahkemece; gerçekleşen bu durum karşısında, ispat yükü kendisine geçen davalı kocanın, davacı kadının bu altınları iade edilmemek üzere kendi rızası ile verdiği hususunu ispatlayamadığı göz önüne alınarak; davalı tarafça evlilik birliği içerisinde bozdurulduğu ikrar olunan 10 adet bilezik ve çeyrek altınların bedeli yönünden, davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin tümden reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.