Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2014/15357 E. 2015/8413 K. 12.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15357
KARAR NO : 2015/8413
KARAR TARİHİ : 12.05.2015

MAHKEMESİ : GAZİANTEP 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/01/2014
NUMARASI : 2011/163-2014/43

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde;davalının adına kayıtlı bulunan … mah., … mevkisi,1172 ada 11 parselde kayıtlı arsanın 100 m2’lik kısmını davacıya harici satış senedi ile sattığını,davalının tapuda ferağ vermediğini, davacının aldığı arsanın tapusunu alamadığı gibi satın aldığı arsanın başkaları tarafından işgal edildiğini ve bir kısmının ise öğrendikleri kadarıyla okul yeri olarak davalıdan alınarak kamulaştırıldığını, bu nedenle de davalının tapuda ferağ vermesinin imkansız hale geldiğini, her ne kadar tapulu taşınmazın satışı resmi şekle bağlanmış ise de eğer resmi şekil şartlarına uyulmadan yapılan bir sözleşme var ise sebepsiz iktisap koşulları doğrultusunda verilen şeyin iadesinin gerektiğini, iadenin ise verilen şeyin iadesinin gerçekleştiği andaki reel değeri üzerinden yapılması gerektiğinin Yargıtay kararları ile sabit olduğunu,her ne kadar alım satım sözleşmesinde bedel belirtilmemiş ise de;dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden iadenin gerçekleşmesi gerektiğini, bu nedenle taşınmazın dava tarihindeki değeri belirlenerek hesaplanan bedelin taraflarına ödenmesi gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde;taraflar arasında imzalanan bir sözleşme olmadığını,davalının davacı ile herhangi bir hukuki münasebeti olmadığını,yine davacının ibraz etmek istediği evrakın 1993 yılından kalma matbu bir evrak olduğunu,bu evrakın zamanaşımına uğradığını,davacının yıllarca taşınmazın kendisine devrini beklediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, tapu kayıtları celbedildiğinde bunun anlaşılacağını, nitekim bu yerde eski tarihlerden itibaren devirlerin yapıldığını, bu nedenle davacının iddia ettiği tarihte
./..
taşınmazın devri ile ilgili herhangi bir engelin bulunmadığını, dava konusu yerin başkaları tarafından işgal edildiğini, söz konusu sözleşmenin alıcı hanesinin noktalama işaretleriyle hazırlanmış olup alıcının sonradan da yazılmış olabileceğini,yazılı metinden alıcı ve satıcının kim olduğunun ve ne kadar bedelle taşınmazın alındığının anlaşılamadığını,bu metnin sonradan da doldurulmuş olabileceğini,yine metinde herhangi bir bedelin de belirtilmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece;davaya konu taşınmazın satış işleminin resmi şekilde yapılmamış olması nedeniyle geçersiz olduğu,buna ilişkin adi senedin taraflarca kabul edilmediği,senette bedelin yazılı olmadığı,bedelin ödenip ödenmediğinin,ödenmiş ise ne miktar ödendiğinin kesin olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş,hüküm süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici taşınmaz satışına dayalı ödenen paranın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
1-) Davalının 03.10.2011 tarihli celsede senette bulunan M.. D.. ismi altındaki imzanın kendisine ait olup olmadığını bilemediğini beyan ettiği anlaşılmakla, senette bulunan imzanın kendisine ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için mahkemece 6100 sayılı HMK’nun 169.vd. maddelerinde düzenlenen isticvap hükümlerine göre tekrar isticvap edilerek 26.07.1993 tarihli belgedeki imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulması, imzayı inkar ederse imza incelemesi yapılması, imzayı kabul eder veya imzanın davalıya ait olduğu tespit edilirse satış bedelinin kendisine ödendiğinin kabulü gerekeceğinden ve bu doğrultuda geçersiz sözleşmeye göre herkes verdiğini geri alabileceğinden, ödenen bedelin güncellenmiş haliyle tahsiline karar verilmesi gerekir.
2-)Dosyada yer alan 26.07.1993 tarihli belge yazılı delil başlangıcı olarak kabul edileceğinden ödenen bedelin miktarı yönünden tanık dinlenmesi mümkündür.Bu nedenle bedelin miktarı yönünden taraf tanıkları dinlenip,gerekirse o tarihte satışa konu olan taşınmazın değeri keşif yapılarak saptanmalı ve ödenen bedelin güncellenmesi suretiyle davalının sorumlu olduğu miktar belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 12.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.