Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2018/7423 E. , 2022/2694 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2018/7423
Karar No : 2022/2694
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Bir dönem kanuni temsilcisi olduğu … İşletmeleri Ticaret Anonim Şirketi’nin vergi borçlarının tahsilini güvence altına almak amacıyla davacının gayrimenkulüne uygulanan ihtiyati haczin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararda; henüz tahakkuk etmemiş veya tahakkuk ettiği halde vadesi gelmemiş veya vadesi geldiği halde henüz cebren tahsil ve takibata başlanmamış kamu alacakları için öngörülen geçici nitelikte bir koruma önlemi olan ihtiyati haczin uygulanabilmesi için 6183 sayılı Kanun’un 13. maddesinde yazılı şartların bulunmasının yeterli olduğu, şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen vergi ve cezalardan kanuni temsilcileri ve ortakları yasalarda öngörülen şartlar dahilinde sorumlu olduklarından korumaya yönelik bir önlem olan ihtiyati haczin şirketin kanuni temsilcileri ve ortakları hakkında uygulanabileceği, 6183 sayılı Kanun’un 13/3. maddesi dikkate alındığında, asıl borçlu şirkete yönelik … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen … soruşturma numaralı dosyanın bulunduğu, olağanüstü hal kapsamında asıl borçlu şirket hakkında ticaret sicilinden re’sen silinme işleminin gerçekleştiği, davacının da eski şirket yöneticisi olarak kaçması veya mal kaçırması şüphesi altında bulunmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu anlaşıldığından, yüksek tutarlı vergi alacağını güvence altına almak amacıyla usulüne uygun olarak tesis edilen ihtiyati haciz işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 670 ve 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile getirilen düzenlemeler uyarınca amme alacağının öncelikle asıl borçlu şirketin hazineye devredilen malvarlığından tahsili cihetine gidilmesi gerektiği, benzer olaylara ilişkin olarak açılan davaların kabul edildiği, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
Bakılan dava, davacının vekil olmayan şahsa verdiği … Noterliği’nce düzenlenen … tarih ve … yevmiye numaralı vekâletname kapsamında aynı Noterlik tarafından düzenlenen … tarih ve … yevmiye numaralı vekâletnameye dayanılarak Av. … tarafından açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. maddesinde, dava dilekçelerinde, tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile gerçek kişilere ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasının gösterileceği; aynı Kanun’un 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 71. maddesinde, dava açmaya ehil olan kişinin davasını bizzat yahut atayacağı vekil aracılığıyla ikame ve takip edebileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de, “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, Vedat Benli, B. No:2013/307, 16/5/2013, § 30).
Bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek şeklinde tanımlanan mahkemeye erişim hakkı (AYM, Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52), aynı zamanda Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (AYM, Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).
Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında yer verildiği gibi, mahkemeye erişim hakkı AİHM içtihadında ilk olarak Golder/Birleşik Krallık (B. No: 4451/70, 21/2/1975) kararında kabul edilmiştir. Bir mahkûmun avukata danışma isteminin reddedilmesine ilişkin yapılan başvuruda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM’ye göre bu hak, Sözleşme’nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan herhangi bir hakkın gerçek kapsamını sınırlayan hudutlardan başka örtülü olarak izin verilen sınırlandırmalara da tabidir. Uygulanacak olan sınırlandırmaların, bireylerin başvurularını bu hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve ölçüde kısıtlamaması gerekir (Golder/Birleşik Krallık, § 38) (AYM, Osman Gümüşçü (2) B. No: 2013/7006, 13/4/2016, § 47, § 48).
Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım koşullara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti, B. No: 2012/855, 26/6/2014, §§ 36-39).
AYM’nin bireysel başvuru kararlarındaki değerlendirmelere göre, usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24).
Danıştay içtihatlarında da mahkemeye erişim hakkı kapsamında usul kurallarının yorumunda aşırı şekilci bir yaklaşımın sergilenmesinden kaçınıldığı görülmektedir.
Somut olayda, avukata verilen vekâletnamede vekil olmayan şahsın bu işlemi yapmaya yetkili olduğu açıkça belirtilmiştir. Avukat olmayan şahsa bu şekilde verilen vekâletname kapsamında avukata verilen vekâletname ile dava açılamayacağı konusunda yasaklayıcı bir yasa kuralının da bulunmadığı gözetilerek, dava açma koşulu yönünden usul kurallarına aykırılık bulunmadığına oyçokluğuyla karar verilmiştir. Bu görüşe Üye … katılmamıştır.
2577 sayılı Kanun’un 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan, 15. maddede sayılan sebeplerden biri ile veya yargılama usulüne ilişkin meselelerde azınlıkta kalanların işin esası hakkında da oylarını kullanacaklarına ilişkin kural uyarınca, usule ilişkin mesele yönünden karşı oyda kalan Üye … esas yönünden de oylamaya katılmıştır.
ESAS YÖNÜNDEN:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Teminat isteme” başlıklı 9. maddesinde; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359. maddesinde sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat isteneceği belirtilmiş, “İhtiyati haciz” başlıklı 13. maddesinde ise, ihtiyati haciz sebepleri yedi bent halinde tek tek sayılmış, bu hallerden herhangi birisinin mevcudiyeti takdirinde de hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla, haczin ne suretle yapılacağına dair olan hükümlere göre, ihtiyati haczin derhal tatbik olunacağı hükme bağlanmıştır.
Kanun’un “Amme alacaklarının korunması” başlıklı ikinci bölümünde yer alan söz konusu hükümler, amme alacağının, cebri takip ve tahsiline dair aşamalardan önce, korunması ile ilgili olması bakımından bu aşamalardan tamamen farklı ilkelere dayanmaktadır. Bunlar, amme alacağının tahsilinin, rızaen ödeme veya cebren takip ve tahsil safhalarından önce tehlikeye girmesini önlemek ve alacaklı amme idaresinin haklarını korumak amacını taşıyan önlemleri ifade etmektedir. İhtiyati haciz müessesesi de, amme alacağının, tahsili için kesin haciz uygulanıp satışa kadar devam edecek süreçte yukarıda belirtilen şartların varlığı ve tespiti halinde, güvence altına alınması amacıyla getirilen geçici bir müessesedir. Dolayısıyla, amme alacağının kesin haciz işlemi uygulanarak cebren tahsilinin mümkün olduğu bir aşamada, geçici nitelikte bir tedbir olan ihtiyati haciz işlemi de uygulanamaz.
23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin 2. fıkrasında, kapatılan kurum ve kuruluşlara ait olan taşınırlar ile her türlü malvarlığı, alacak ve haklar, belge ve evrakın Hazine’ye bedelsiz olarak devredilmiş sayılacağı, bunlara ait taşınmazların tapuda re’sen Hazine adına, her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak tescil edileceği hükme bağlanmış, 17/08/2016 tarih ve 29804 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin 1. fıkrasında, 20/07/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne veya Hazine’ye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hükme bağlandıktan sonra, 2. fıkrasında, bu madde kapsamında devralınan varlıklardan nakit ve diğer hazır değerlerin emanet, diğer varlıkların ise nazım hesaplarda izleneceği, nazım hesaplarda izlenen varlıklardan elden çıkarılanların tutarının emanet hesaplarına alınacağı, ödenmesine karar verilen borçların bu emanetlerden ödenerek kalan tutarın bütçeye gelir kaydedileceği, 3. fıkrasında ise, kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtlarının re’sen terkin edileceği, bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıklarının da Hazine’ye bedelsiz devredilmiş sayılacağı kuralına yer verilmiş, (06/01/2017 tarih ve 29940 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6. maddesi ile değişik) 5. fıkrasında da, borçların ödenmesinde, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, çalışanların sigorta primleri, rehinli alacaklar, enerji, iletişim ve su kullanım borçları, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk Lirasını geçmeyen borçlar ve diğerleri şeklinde sıralamanın esas alınacağı, 8. fıkrasında da, bu madde hükümlerinin 20/07/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler uyarınca gerçekleştirilen bütün kapatma işlemleri hakkında uygulanacağı hükümleri yer almıştır.
Yukarıda açıklanan, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile, ilk olarak kapatılan kurum ve kuruluşlara ait olan taşınırlar ile her türlü malvarlığı, alacak ve haklar, belge ve evrakın Hazine’ye bedelsiz olarak devredilmiş sayılacağı, bunlara ait taşınmazların tapuda re’sen Hazine adına, her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak tescil edileceği hükme bağlanmış iken, 17/08/2016 tarih ve 29804 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile de, kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne veya Hazine’ye devredilen kurum ve kuruluşların borç ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi, bunların uygun bir takvim dahilinde ödenerek borçlarının belli bir sıra cetveli dahilinde tasfiye edilmesi yönünde düzenlemelere yer verilmiştir.
Dava dosyası ile davacı adına ihtiyati hacze konu amme alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davaya ilişkin Danıştay Dördüncü Dairesinin E:2019/1023 sayılı dosyasının birlikte incelenmesinden; söz konusu amme alacaklarının tahsili amacıyla asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen ödeme emirlerinin 12/02/2016, 20/02/2016 ve 02/06/2016 tarihlerinde tebliğ edildiği, şirkete … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen … soruşturma numaralı dosya kapsamında İstanbul … Sulh Ceza Hakimliğinin … tarih ve … Değişik İş sayılı kararı ile yönetim kurulunun yetkilerini kullanmak ve yeni yönetim kurulunu oluşturmak üzere kayyum atandığı, davalı idarece … tarih ve … sayılı yazı ile davacının da aralarında bulunduğu şirket yöneticileri hakkında 6183 sayılı Kanun’un 13/3. maddesi gereğince borç miktarı kadar ihtiyati haciz kararının onaylandığının bildirildiği, … tarih ve … sayılı haciz bildirisi ile davacı adına kayıtlı taşınmaz üzerine ihtiyati haciz uygulandığı, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile asıl borçlu şirketin ticaret sicil kaydının 24/08/2016 tarihinde re’sen terkin edildiği, 2016/1 Sıra Sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Uyarınca Kapatılan Kurum ve Kuruluşlar Hakkında Yapılacak İş ve İşlemlere İlişkin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Genelge uyarınca kurulan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunca asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen … tarih ve … sayılı Görüş ve Öneri Raporu’na göre, asıl borçlu şirketin toplam varlıklarının 16.696.054,81 TL, toplam borçlarının ise 1.830.672,09 TL olduğu, bir örneği Danıştay Dördüncü Dairesinin E:2018/7425 sayılı dosyasında mevcut olan Silivri Tapu Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısında belirtildiği üzere, OHAL kapsamında yapılan devir işlemleri öncesinde, asıl borçlu şirket adına kayıtlı taşınmaza 21/07/2016 tarihinde haciz uygulandığı, bahsi geçen rapora göre söz konusu taşınmazın değerinin 5.309.404,47 TL, ihtiyati hacze konu borç tutarının ise 1.197.197,35 TL olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve olayın birlikte değerlendirilmesinden, ihtiyati haciz işlemi öncesinde, asıl borçlu şirketin amme alacağını karşılamaya yeter mal varlığına haciz uygulanması ve sonrasında ihtiyati hacze konu borç tutarının üzerinde mal varlığının Hazine’ye devri suretiyle, söz konusu amme alacağının tahsilinin güvence altına alındığı anlaşıldığından, dava konusu ihtiyati haciz işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin kabulüne,
2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının usulde Üye … ‘in karşı oyu ve oyçokluğuyla, esasta Üye … ‘ün karşı oyu ve oyçokluğuyla BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 19/04/2022 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
2577 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Kanun’un 71. maddesinde; dava açmaya ehil olan kişinin davasını bizzat yahut atayacağı vekil aracılığıyla ikame ve takip edebileceği belirtilmiş, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesinde de; “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir.” hükmüne yer verilmiştir.
Mezkur hükümlerden, kural olarak dava hakkı, o hakkın sahibi olan kimseye ait olmakla birlikte, hak sahiplerinin, davalarını vekil aracılığıyla da açabilecekleri görülmektedir.
Şu halde, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etme ve savunma yetkisi yalnız baro levhasına kayıtlı avukatların olmakta ve avukatlar harici kişilerin sıfat ve yetkileri ne olursa olsun, bu kapsamda değerlendirilmeleri olanaklı bulunmamaktadır.
Bilindiği üzere dava, hakkı ihlal edilen veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kimsenin, mahkemeden ihlal edilen hakkının iadesini istemesi olup, bir hakkın korunmasının mahkemelerden istenmesi ise dava hakkı olarak tanımlanmaktadır.
Mahkemelerdeki davalarda tarafların temsili ise, ya kanuni temsil ya da iradi temsil şeklinde olabilmektedir. Kanuni temsil; dava ehliyeti olmayanların davada kanuni temsilcileri tarafından temsil edilmesi, iradi temsil ise; tarafların iradelerine dayanan bir temsil şeklidir.
Davaya vekalet ehliyeti ise, davanın tarafları dışında üçüncü bir kişinin vekil sıfatıyla bir davayı yürütebilmesi için yasa gereği sahip olunması gereken ehliyettir.
Nasıl ki, davaya vekalet ehliyetine yalnızca kanunda belirlenmiş avukat olan kimseler sahipse, vekili bulunduğu taraf adına “alt vekil” olarak başka bir avukat kişiye vekalet verme yetkisi de avukat olan kişiye ait olacaktır.
Hal böyle iken, taraflardan biri, davasını vekil aracılığı ile takip etmek istemesi durumunda, sadece avukat kişileri vekil olarak atayabilecek ve dolayısıyla dilediği avukat olmayan kimseye temsil yetkisi vererek kendisini davada temsil ettiremeyeceği gibi, avukat olan birisini de kendisini temsil etmek üzere vekil olarak tayin ettiremeyecektir.
Olayda, davacının tayin ettiği avukat olmayan kişi tarafından tayin edilen kişinin, avukat olması tek başına bir anlam ifade etmeyeceğinden, bizzat davacı tarafından değil vekil tayin ettiği avukat olmayan kişi tarafından verilen vekaletname ile açılan iş bu davanın esasının incelenme olanağı bulunmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Kanun’un 15/1-d maddesi uyarınca karar verilmek üzere temyize konu kararın bozulması gerektiği görüşüyle, Dairemiz kararına esasta katılmakla birlikte, usulden katılmıyorum.
(XX) KARŞI OY :
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından, temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle, Dairemiz kararına katılmıyorum.