Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2014/20306 E. 2015/12918 K. 09.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/20306
KARAR NO : 2015/12918
KARAR TARİHİ : 09.09.2015

Mahkemesi : Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın gündüz vakti idaresindeki kamyonet ile, meskun mahaldeki orta refüj ile bölünmüş, tek yönlü, 7 metre genişliğindeki çift şeritli düz caddenin sol şeridinde seyir halindeyken, tabela ve zemindeki çizgilerle de belirgin yaya geçidinden hızını azaltmadan geçtiği sırada, sola hatalı şekilde doğrultu değiştirerek karşıdan karşıya geçmek üzere orta refüj aralığındaki yaya geçidi üzerinde beklemekte olan yayalara çarpması şeklinde gerçekleşen olayda, asli kusurlu sanık hakkında iki sınır arasında temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, maddede öngörülen cezanın üst sınırı, olayda ikisi nitelikli üç kişinin yaralandığı nazara alınmak suretiyle, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun olarak alt sınırdan daha fazla uzaklaşılması gerektiği gözetilmeden, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin kusura, ceza miktarına, eksik incelemeye ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK’nın 61/1. maddesinin (f) bendinde yer alan ”failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı” ve (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” gerekçelerine dayanılamayacağının gözetilmemesi,
2-Katılanlardan … ve …’ın davada kendisini vekille temsil ettirmiş olması, katılan …’un vekilinin bulunmaması karşısında vekalet ücretinin hangi katılan lehine takdir edildiği belirtilmeden, karışıklığa yol açacak şekilde ”sanıktan alınarak müdahillere verilmesine” şeklindeki ibare ile yetinilmesi,
3-Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanığa hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, adli para cezasının belirlenmesine esas tam gün sayısının gösterilmemesi ve bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktarın belirlenmesi sırasında uygulanan Kanun ve maddesinin gösterilmemesi, Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususlarda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; sanığa verilen temel cezanın belirlenmesinde gösterilen diğer gerekçeler yasal ve yeterli olduğundan, hüküm fıkrasının temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilk bendindeki ”sanığın kastı güttüğü amaç ve saiki” ibarelerinin çıkartılması; hüküm fıkrasının 4. bendindeki “TCK’nın 50 maddesi uyarınca günlüğü takdiren 20 TL den olmak üzere toplam 4.000 TL adli para cezasına çevrilmesine” ibarelerinin çıkartılarak yerine “TCK’nın 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesine; TCK’nın 52/3. maddesi gereğince adli para cezasının belirlenmesine esas tam gün sayısının 200 gün olarak belirlenmesine; TCK’nın 52/2. maddesi gereğince sanığın ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak bir gün karşılığı adli para cezasının takdiren 20 TL olarak hesabıyla 4.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ibarelerinin getirilmesi ve vekalet ücreti ile ilgili bentte yer alan “müdahillere” ibaresinin “katılanlar … ve …’a” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün eleştrilen husus dışında DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.