Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2014/20380 E. 2015/13168 K. 11.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/20380
KARAR NO : 2015/13168
KARAR TARİHİ : 11.09.2015

Tebliğname no : 12 – 2014/306242
Mahkemesi : Tire 2. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 12/05/2014
Numarası : 2013/127 – 2014/228
Suç : Taksirle Yaralama

Taksirle yaralama suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hükümler sanıklar müdafiileri, katılan vekili ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
5271 sayılı CMK’nın 331/1. maddesi uyarınca, 01/01/2012 tarihinden itibaren adli tatil süresinin 20 Temmuz 31 Ağustos tarihleri arasında olduğu, adli tatilde görülemeyen davalarla ilgili hükümlerin, adli tatile rastlayan dönemde tebliği geçerli olup, tatilde süre işlemeyeceği için ve süre, adli tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzayacağından, sanık M.. U..’ın kendisine 15.07.2014 tarihinde tebliğ edilen hükmü sanık müdafinin dosyada mevcut temyiz dilekçesindeki havale tarihine göre 31.07.2014 tarihinde temyiz etmesi ve yine UYAP kayıtları incelendiğinde söz konusu temyiz dilekçesinin havale ve onay tarihinin 22.07.2014 olması karşısında, temyiz istemi süresinde bulunduğundan bu hususta tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiileri, katılan vekili ile mahalli Cumhuriyet savcısı’nın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Katılan hakkında tanzim edilen İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 18.09.2012 tarihli raporunda; katılanın yaralanmasının vücuduna acı verdiği, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına, konuşmasında sürekli zorluğa veya konuşma yeteneğinin kaybolmasına, yüzünde sabit bir ize veya yüzünde sürekli değişikliğe neden olduğunun, yaşamını tehlikeye soktuğunun, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine ve çocuk yapma yeteneğinin kaybolmasına neden olup olmadığı kararının adli tabiplikçe verilmesi gerektiğinin belirtildiği; söz konusu raporda katılanın konuşmasında sürekli zorluğa veya konuşma yeteneğinin kaybolmasına, yine yüzünde sabit bir ize veya yüzünde sürekli değişikliğe neden olduğu hususlarına seçimlik olarak yer verildiği gibi, dosya içeriğinden katılanın duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine ve çocuk yapma yeteneğinin kaybolmasına neden olup olmadığı yönünden daha sonra yeni bir rapor alınmadığının anlaşıldığı; bu nedenle mağdurun yaralanmasının niteliği konusunda kuşkuya düşüldüğü, buna rağmen mahkemece sanıklar hakkında belirlenen temel ceza üzerinden TCK’nın 89/3-d maddesi hükümlerinin uygulandığı, tüm bu tespitler karşısında, mağdurda meydana gelen yaralanmanın mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli yitirilmesine, konuşma yeteneğinin kaybolmasına, yüzünde sürekli değişikliğe ve çocuk yapma yeteneğinin kaybolmasına neden olup olmadığının tespiti açısından Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğinin gözetilmemesi;
2-TCK’nın 50/2. maddesinin ”suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hâllerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına çevrilmez” şeklindeki hükmüne ve 5237 sayılı TCK’nın 89/1. maddesindeki seçimlik cezalardan hapis cezası tercih edilmesine rağmen sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi;
Kanuna aykırı olup, katılan vekili ile mahalli Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11.09.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.