Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/8111 E. 2015/15688 K. 13.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/8111
KARAR NO : 2015/15688
KARAR TARİHİ : 13.10.2015

MAHKEMESİ : İZMİR 9. AİLE MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/11/2014
NUMARASI : 2014/328-2014/785

Taraflar arasındaki iştirak nafakasının indirim davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde;tarafların 2012 yılında anlaşmalı olarak boşandıklarını, o tarihteki ekonomik durumunun müsait olması nedeniyle boşanma protokolünde müşterek çocuk için aylık 1.500 TL iştirak nafakası ödemeyi kabul ettiğini, ancak aradan geçen süre içerisinde çalıştığı iş yerindeki personel politikasındaki değişiklik nedeniyle maaşının aylık 3.000 TL’den 1.200 TL’ye düştüğünü, kira ödemesi olduğunu, geçim sıkıntısı yaşadığını, davalının ise müşterek çocuk için aldığı iştirak nafakası ile üniversite hazırlık dershanesine gittiğini ve bu şekilde aldığı nafakayı kendisi için harcadığını belirterek, müşterek çocuk lehine boşanma davasında hükmedilen aylık 1.500 TL’lik iştirak nafakasının aylık 300 TL’ye indirilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının boşanma davasında davacı ile iştirak nafakası miktarında anlaşması nedeniyle kendisi için tazminat ve nafaka talep etmediğini, davacının muvazaalı olarak nafaka ödememek için maaşını SGK kayıtlarında düşük gösterdiğini, davacının aynı şirkette aynı pozisyonda çalışmaya devam ettiğini, başkaları adına alınmış araçları ve işyeri olup hayat standardının oldukça yüksek olduğunu, davalının ise asgari ücretle çalıştığını ve eğitimine devam ettiğini, müşterek çocuğun kreş vb. ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, müşterek çocuk lehine hükmedilen aylık 1.500 TL’lik iştirak nafakasının aylık 500 TL’ye indirilmesine ve bu miktarın dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; müşterek çocuk lehine anlaşmalı boşanma protokolü ile belirlenen ve hüküm altına alınan iştirak nafakasının indirilmesi istemine ilişkindir.
TMK.nun 182. maddesine göre; boşanma kararı ile velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.
TMK.nun 330.maddesindeki düzenleme ise; nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir, şeklindedir.
TMK’nun 331.maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim, nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir.
Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile, indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder. Bunun gibi, sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.
Ancak, TBK’nun 26-27.maddelerine(Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine) aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir.
Bundan ayrı olarak, tarafların mali durumlarının değişmesi de, iradın arttırılması veya azaltılmasını gerektirebilir. Örneğin, küçüğün ihtiyaçlarının azalması ya da borçlunun(davacının) mali veya gelir durumu kötüleşmiştir. Burada, iradın takdirine(veya kararlaştırılmasına) esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.
Somut olayda; davacının boşanma dava tarihindeki ve bu dava tarihindeki sosyal ve ekonomik durumu arasındaki farklılık iddiasına ilişkin olarak,ekonomik durumunda meydana geldiği iddia edilen düşme nedenlerinin araştırılması, söz konusu bu düşme nedenlerinin var olduğunun tespiti halinde bu düşüşün geçici nitelikte olup olmadığı ve davacının buna sebebiyet verip vermediği tartışılmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.