YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/21276
KARAR NO : 2015/18189
KARAR TARİHİ : 17.11.2015
MAHKEMESİ : SORGUN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/11/2013
NUMARASI : 2012/477-2013/493
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar vekili dilekçesinde; davacı C.. A.. ile davalı İsmail’in bir dönem ortak kuruyemiş işi ile uğraştıklarını, ortaklığa son verdikleri zaman ise davalı İsmail’in ortaklık konusu olan mallara bir bedel belirleyerek, davacı Cesur’a bu malları teslim ettiğini ve mallarda hiçbir alacağı kalmadığını beyan ederek, davacı Cesur’dan 9.000 TL ve 19.000 TL tutarlı iki adet bono aldığını, sonrasında davacı Cesur’un 9.000 TL bedelli olan senedin karşılığını bizzat davalı İsmail’e elden ödediğini, ödeme yaparken de M.. B.. ve bir kısım kişilerin yanlarında olduklarını, ödemenin yapılmasına rağmen davalı İsmail’in senedin yanında olmadığını beyan ederek, davacıya senedi iade etmediğini ve sonrasında da bu senedin icra takibine konulmasına sebebiyet verdiğini, diğer dava konusu olan 19.000 TL bedelli senedin ise davacı Cesur ile anlaşmasına binaen davalı İsmail tarafından bırakılmış olduğunu ve karşılığında senet aldığı bir kısım makineleri Kayseri’de faaliyet gösteren H. Gıda’ya sattığını,19.000 TL tutarlı senedin davacı Cesur tarafından ortaklığa konu edilen ve tasarruf hakkı kendisine bırakılan makinelerin bedeli olarak davalı İsmail’e verilmişken davalının rıza hilafına hem makineleri satmak suretiyle bedelini tahsil ettiğini hem de 19.000 TL bedelli bonoyu davacı Cesur’a iade etmediğini, satıma konu olan makinelerin parasını da çek ve para yolu ile davalı İsmail’in tahsil ettiğini, bu şekilde bu senedin de karşılığının kalmadığını, davacı Cesur’un aynı dönemlerde peyderpey olarak senet kendisinde olan dava dışı B.. S..’e bu senet karşılığında 6.000 TL ödeme yaptığını, davacı aleyhine Sorgun İcra Müdürlüğü’nün 2012/1764 Esaslı dosyası üzerinden başlatılan takibe konu her iki senede konu alacağın kalmadığını, 9.000 TL tutarındaki senedin M.. B.. ve bir kısım kişilerin huzurunda davalı İsmail’e ödendiğini, 19.000 TL tutarındaki senedin ise davalı İsmail tarafından anlaşmaya konu makineleri davacıda bırakmayarak tekrar sattığını ve rıza
hilafına olacak şekilde alacağı kalmadığı halde senedin işlem gördüğünü, davalılar İsmail ve S.. K..’ın yakın arkadaş olup senedin tahsilatını kolaylaştırmak için S.. K.. adına ciro edildiğini ve icra takibine konu edildiğini, davalı Serhat’ın diğer davalı İsmail’den alacağı olmadığı gibi davalı İsmail’in de davacılardan alacağı olmadığını, yine senetlerde keşide yeri ve borçlu adresinin de yer almadığından ilgili takibe konu senetlerin TTK hükümlerine göre de bono vasfına haiz olmadıklarından icra takibine konu edilemeyeceklerini belirterek,davacıların davalıya borçlu bulunmadıklarının tespitine, davalının haksız ve kötüniyetli takip yapması nedeniyle bonolarda yazılı miktarın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, cevap dilekçesi sunmamışlardır.
Davalı İsmail duruşmadaki beyanında; davayı kabul etmediğini, davacılar tarafından senedin ödenmediğini, davacılar ile öncesinde ortak iş yaptıklarını ancak kendisinin ortaklıktan ayrıldığını, ortaklıktan ayrıldığında işyerine kattığı sermayeye karşılık olarak kendisine 9.000,16.000 ve 19.000 TL’lik 3 adet bono verdiklerini, ancak söz konusu bonoları ödemediklerini beyan etmiştir.
Davalı S.. K.. vekili duruşmadaki beyanında; açılan davayı kabul etmediklerini beyan etmiştir.
Mahkemece; davacının davaya konu takipteki senetlerden 9.000 TL bedelli senedin bedelinin davalı İsmail’e ödendiğini iddia ettiği, diğer 19.000 TL’lik senet bakımından 6.000 TL’lik ödeme yapıldığını ve bu senedin ise teminat karşılığı bırakıldığını beyan ettiği, senet miktarları gözönüne alındığında senedin ödendiği ve teminat verildiğine ilişkin aynı değerde karşı delil olarak senet veya kesin delil sunulmadığının anlaşıldığı, davacının ödeme ve teminat iddiası karşısında ispat yükü kendisinde olan davasını ispat edemediği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacılar vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 53.maddesi hükmünde, “Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin failinin temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” denilmektedir. Aynı düzenleme yeni Türk Borçlar Kanununun 74.maddesi hükmünde de “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” şeklinde önceki kanuna paralel şekilde düzenlenmiştir.
Somut olaya gelince; davaya konu olay nedeniyle davalı İsmail hakkında dosya kapsamında yer alan Sorgun Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/602 Esas sayılı dosyası ile bedelsiz senedi kullanma suçundan yapılan ceza yargılama bulunduğu ve yargılamanın devam ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olup olmadığının yerel mahkemece irdelenmediği ve Sorgun Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/602 Esaslı dava dosyasının kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği üzerinde durulmadan hüküm tesisi yoluna gidildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; mahkemece ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olup olmadığı yukarıda ifade edilen yasa maddeleri de dikkate alınarak irdelenmeli ve Sorgun Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/602 Esaslı dava dosyasının kesinleşmesi bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı hususu da değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.