Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11224 E. 2015/18263 K. 18.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11224
KARAR NO : 2015/18263
KARAR TARİHİ : 18.11.2015

MAHKEMESİ : ANKARA BATI 3. AİLE MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/12/2014
NUMARASI : 2013/898-2014/1074

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili; dilekçesi ile; tarafların, Sincan 3.Aile Mahkemesinin 2012/116 E-2013/301 K. sayılı ilamı ile boşandıklarını, düğünde müvekkiline takılan çok sayıda ziynet eşyasının, düğünden iki hafta önce davalı adına alınan taşınmazın kredi ödemeleri için davalı tarafça, müvekkilinin rızası hilafına alındığını ve iade edilmediğini iddia ederek; 1 adet 2005 model kolçak bilezik, 13 adet eski çeyrek altın, 5 adet yeni çeyrek altın, 5 adet 22 ayar üzeri çiçek desenli 109.40 gram bilezik, 2 adet 14 ayar 21.18 gram künyenin dava tarihindeki değeri olan 11.000 TL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesi ile; niteliği itibariyle, davacıda bulunması gereken ziynet eşyalarının aile içerisinde ihtiyaç duyulması halinde bu eşyaları elinde bulunduran eşin rızası ile bozdurulmasının olağan olduğu; davacı eşin, ailenin ortak giderleri için malvarlığından rızasıyla yaptığı katkıyı geri isteyemeyeceği; davacının eşyaları götürürken üzerinde ziynet eşyalarını da götürdüğünü savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu veya evde kaldığını, ispat yükü altında olduğu; olayda, davacı, evden ayrıldığı sırada taşınabilir miktardaki dava konusu ziynet eşyasının götürülmesine engel olunduğunu, rızası dışında elinden alınarak iade olunmadığı ve daha önce de götürme fırsatı elde edemediğini dinlettiği tanıkların beyanları ve davalıya teklif edilen yeminin icrası neticesinde ispat edemediği gerekçesi ile; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi uyarınca; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür.” Gerek doktrinde, gerek Yargıtay İçtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalı tarafından bozdurulduğunu ileri sürmüş, davalı koca ise kadın tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden yanında götürmesi gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Aksini ispat yükü davacı kadındadır.
Somut olayda davacı kadın; iddiasının ispatına yönelik tanık dinletmiştir. Davacı tanıklarından A.. K.. davacının teyzesi olup bizzat davalı Recep’in düğün nedeniyle borçları olduğunu evin kredisini ödemekte zorlandığını bu nedenle ziynet eşyaları ve saati alarak bozdurduğunu ödemelerde kullandığını kendisine söylediğini, yine davacı tanığı M.. E.. davacının abisi olup, ev için çekilen krediyi ödemek için davalı Recep’in davacı Elmas’tan altınları istediğini, vermeyince zorla aldığını ve bunları satarak borcunu ödediğini, bu olaydan sonra huzursuzluk başladığını, davalının altınları yeniden alarak davacıya vereceğini söylediğini ancak geri vermediğini beyan etmişlerdir. Buna göre davacı tanıklarının beyanları davacı tarafından duyduklarına değil, bizzat davalının beyanlarına dayanmaktadır.
O halde davacı, davalının adına olan evin kredi ödemeleri için davacıya ait ziynetlerin bir kısmını bozdurduğunu ispat etmiş bulunmaktadır. Aksinin ispatı davalıya düşmektedir. İspat yükü kendisine ait olmayan davacının yemin teklifi icapsız bir yemin olup sonuç doğurmayacaktır. Kaldı ki somut olayda davacı vekili, delilleri arasında yemin delilini de göstermemiştir.
Mahkemece, bu yön gözetilmeden, ispat külfetinin tayininde yanılgıya düşülerek, davalıya bu konuda ispat imkanı vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde davacıya ispat külfeti yüklemek, icapsız olarak yemin delilinin hatırlatılması ve yeminin eda edildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Diğer taraftan davalı vekilinin tanıklarının bir kısmı davacı kadının evden ayrılırken, kolunda bir adet bilezik olduğunu gördüklerini beyan etmişlerdir.
O halde mahkemece yapılacak iş; davacıya ait olan ziynet eşyalarının bir kısmının davalı tarafından alınıp bozdurulduğu kabul edilerek, davalı tanık beyanları da göz önünde bulundurularak, bozdurulan ziynet eşyalarını tespit etmek ve sonucu dairesinde bir karar vermektir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.