Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/10700 E. 2015/15907 K. 15.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10700
KARAR NO : 2015/15907
KARAR TARİHİ : 15.10.2015

MAHKEMESİ : MERSİN 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/04/2013
NUMARASI : 2011/183-2013/193

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkilinin Mersin ili ………… köyü 176, 177, 178, 179, 180 ve 182, ………… Köyü 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458 ve 460 nolu parseller ile Mersin ili ………….. Mahallesi …………… ada …………nolu parsel üzerinde bulunan ………. nolu bağımsız bölümü 14.06.2006 tarihinde davalı taraftan 1.750.000 TL peşin para ödeyerek satın aldığını, ancak daha sonra Mersin 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/152 esas sayılı dosyası ile tapu maliki davalı tarafın “Tapuları devrederken hukuki ehliyete haiz olmadığı” gerekçesi ile tüm parsellerin tapularının iptali ile önceki maliki adına tesciline karar verildiğini, karar uyarınca tapuların davalı taraf adına yeniden kaydedildiğini, böylece davalı tarafın sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek, müvekkilinin 2006 yılında satış bedeli olarak ödediği 1.750.000 TL’nin, denkleştirici adalet kuralı gereği, paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki ulaştırılması için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 100.000 TL’nin 14.06.2006 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde; fiil ehliyeti bulunmayan bir şahsa 1.750.000 TL ödeme yapıldığı iddiasının gerçekle ilgilisi olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; taraflar arasında tapuda yapılan taşınmaz satımı ve bedelin alındığına ilişkin resmi sözleşmenin, davalının fiil ehliyetine haiz olmadığından mahkeme kararı ile iptal edildiği, davacının iddiasını geçerli yazılı delil ile ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine
MK.706, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddelerinde, tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşmenin resmi biçimde yapılması gerektiği düzenlenmiştir. Resmi biçimde yapılmayan taşınmaz satım sözleşmesi hukuken geçersiz olup, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle sebepsiz zenginleşmenin kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında yarar vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Somut olaya gelince; öncelikle davacı ile davalı arasında resmi bir satış gerçekleştirilmiş, sonradan mahkeme kararı ile bu satışın iptaline karar verilmiştir. Bu durumda, ortada yukarıda ifade edildiği gibi, geçersiz bir satış sözleşmesi söz konusu olmadığından dolayı, olayda denkleştirici adalet ilkesinin uygulama yeri bulunmamaktadır. Taraflar arasında tapu sicil müdürlüğünde resmi şekilde düzenlenen taşınmaz satım sözleşmesinde, satıma konu taşınmazların bedelin alındığı açıklandığından, davacının tapuda yapılan resmi senette ödendiği belirtilen satış bedelini talep edebileceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, mahkemece; davalı ile davacı arasında tapuda yapılan resmi senette ödendiği belirtilen satış bedeline hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Sayın; Çoğunluğun, Yerel Mahkeme kararının Bozulması yönündeki kararına muhalefet şerhimizin gerekçesidir.
Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girilebilmesini, fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.
Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı hukuki işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21) Diğer bir deyiş ile ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların hukuki işlem yapabilme/fiil ehliyeti yoktur. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile sözleşme yapma, senet düzenleme gibi hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Hukuki işlemleri ise Mutlak Butlanla batıl olup baştan itibaren yok hükmündedir. (4721 sayılı TMK m 14, 15). Nitekim aynı ilkelere istikrar kazanan Yargıtay Genel Kurulunun 07/05/2014 tarihli ve 2013/1-2382 E.-2014/617 K.sayılı kararı ile Dairemizin emsal 14.03.2013 tarih, 2013/1801 E. 2013/4354 K. ve 20.10.2014 tarih, 2014/6729 E. 2014/13523 K. sayılı kararlarında da yer verilmiştir.
Bu şekilde taraflarından birisinin de davalının olduğu ve davalının ehliyetsizliği nedeniyle baştan itibaren geçersiz olan hukuki işlem mahiyetindeki tapuda yapılan resmi sözleşme baştan itibaren mutlak butlanla geçersiz olduğu için 6100 sayılı HMK 199 ve 200. maddelerine göre geçerli bir belge ve senet sayılmadığından bu geçersiz sözleşmede taraf olan ancak, başkaca delillerle sözleşme kapsamında karşı tarafa ödemede bulunduğunu kanıtlaması halinde ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir.
TMK 6.maddesi hükmü uyarınca da; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını 6100 sayılı HMK hükümlerine uygun olarak kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Somut olayda, tapuda düzenlenen resmi senet ile davalının davacıya taşınmazlar sattığı, satıcı tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasında da satışın yapıldığı sırada satıcının hukuki işlem / tasarruf ehliyetine sahip olmadığı anlaşıldığından, kesinleşen mahkeme kararı ile tapuların iptaline ve taşınmazların davacı/satıcı adına tesciline karar verildiği, bu kararın temyiz incelemesi sonucunda onanarak 22.12.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacı yan, açılan bu davada ise geçersiz sözleşme sırasında taşınmazlar için davalıya ödediğini iddia ettiği bedelin iadesini mutlak butlanla hükümsüz kabul edilen ve hukuki sonuç yaratması mümkün olmayan 14.06.2006 tarihli tapudaki resmi senede ve aralarında düzenlediklerini iddia ettikleri 14.06.2006 tarihli harici yazılı protokol hükümlerine dayanarak talep etmekte olup, bunun dışında iddiasını kanıtlayacak kesin bir delil ileri sürememektedir. Davacı, tapuda yapılan resmi taşınmaz satış sözleşmesi ve adi yazılı protokole dayanmaktadır. Davalının bu belgelerin düzenlendiği tarihler itibariyle hukuki işlem /tasarruf ehliyeti bulunmadığından bu sözleşmeler mutlak butlanla baştan itibaren geçersiz olup, tapuda yapılan sözleşmenin resmi akit tablosunda belirtilen satış değeri esas alınarak bu sözleşmelerdeki para ödemesine ilişkin beyanlar bu sözleşme tarihlerinde hukuki işlem ehliyeti bulunmayan davalıyı bağlamayacaktır.
Dava konusu edilen uyuşmazlık değeri 6100 Sayılı HMK 200. maddesindeki miktarın üzerinde olup, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak yapıldığı iddia olunan ödemede bir hukuki işlem olup, ancak yazılı belge veya senetle kanıtlanabilir. Davalı tarafın açık muvafakatı bulunmadığından tanık delili ile de kanıtlanması mümkün değildir .
Mahkeme kararına ve dosya kapsamına göre, yukarıdaki gerekçeler ile ilkeler ışığında davacı davasını kanıtlayamadığından Mahkemece verilen davanın reddi kararı usul ve yasaya uygun olmakla Mahkeme kararının ONANMASI görüşünde olduğumuzdan, Sayın; çoğunluğun Bozma kararına karşı, karşı oyumuzdur. 15/10/2015